Bir ucundan, diğer ucuna, yürüyerek 20 dakikada gidilebilen, küçük bir yer. Ama, Tekirdağ limanına yakın olması nedeniyle, yakın zamanda birçok fabrikanın kurulduğu ve kurulması düşünülen, bunun sonucunda ekonomik hayatı yoğunlaşacak bir yer. Özellikle, baştaki “h” harfi çıkarılarak, yerlileri tarafından “ayrabol” olarak okunur, söylenir ve şive edilir.
Tekirdağ Hayrabolu
ULAŞIM
Tekirdağ-Edirne kara yolu üzerinde, oldukça merkezi bir konumdadır. Hayrabolu-Tekirdağ arası uzaklık: 52 km.
TARİHİ
Hayrabolu’nun eski adı: Chariupolis. Yani: rüzgarlı şehir. Bugünkü ismi ise, Türkler tarafından fethedilmesinden sonraki adı olan “Hanripol” kelimesinden “Hayri-bol” ve son olarak “Hayrabolu” olmuştur.
Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda: tarihi süreç içinde: Makedon, Hun, Avar, Peçenek, Roma, Bizans egemenlikleri ve 1368 yılında, Türkler tarafından bölgede hakimiyet kurulması. Türk güçlerinin yoğunluğunu, Yörükler oluşturmuştur. Bu Yörük güçlerinin komutanları ise, Hayrabolu ve Çorlu yörelerinde otururlarmış. Tabii bunlarla birlikte, bölgede, çok sayıda, Yörük boyları yerleşmiştir.
1829 ve 1878 yılında Ruslar, 1912 yılında Bulgarlar ve 1914 yılında Yunanlılar, bölgeyi işgal ederler. 1922 yılında, işgal sona erdirilir.
HAYRABOLU KURULUŞ EFSANESİ
Söylenenlere göre: Hayrabolu’nun bulunduğu yer, antik dönemlerde: ormanlıktı. Bir gün: bu bölgenin dışında yaşayan, göçebe bir kavimin koyunları, buralarda kaybolur. Bütün kabile, günlerce, ormanlarda koyunlarını ararlar. Bu aramalardan bitkin düşen bir çoban: böğürtlen ve diğer yemişlerin bol olduğu bir yerde oturup, biraz dinlenmek ister.
Dinlenirken, çalılıklardan topladığı yemişleri yemeye başlar. O anda, hiç beklenmeyen bir olay olur. Çobanın üzerine oturduğu taş, döner ve güney istikametinde oturmuş olan çoban, kuzey istikametinde oturur hale gelir. Bu durumdan çok korkan çoban, koşarak oradan uzaklaşır ve kabilesinin bulunduğu yere gider.
Durumu, yani taşın dönmesini, kabile reisi ve ailesine anlatır. Çobanın anlattıklarını dinleyenler, hep birlikte Döner Kayanın bulunduğu yere gitmeye karar verirler. Giderler, çobanın söylediği kayayı bulurlar. Kaya, hafif yüksek bir bayırda bulunmaktadır.
Bayıra tırmandıklarında, bir bakarlar: günlerdir aradıkları koyunlarının hepsi oradadır. Bunun üzerine, kabile, bulunduğu yeri terk eder ve gelip buraya, bayırın bulunduğu yere yerleşirler. Evet, koyunların bulunduğu bayır, günümüzdeki Hayrabolu’nun bulunduğu yerdir.
Döner kayanın bulunduğu yer ise: Kahya Mahallesinde, mezarlıklar mevkiindeki “Döner kaya” olarak anılan yerdir. Kaya, günümüzde toprak altında kalmış olmasına rağmen, bulunduğu mevki olarak kuzey rüzgarlarını almaktadır. Zaten bu nedenle, Hayrabolu yöresine “Rüzgarlı şehir” de denilmektedir.
Tekirdağ Hayrabolu
GENEL
Bölgenin en verimli toprakları, Hayrabolu ilçesi sınırları içinde, Ergene havzasında, Hayrabolu deresi vadisindedir. Hayrabolu deresinin oluşturduğu bu vadinin, güney yamacı daha diktir. Zaten, Hayrabolu deresi, ilçe merkezinden de geçiyor ve Ergene ırmağına dökülüyor. Bu topraklar üzerinde: ayçiçeği ve buğdaya dayalı, tarımsal faaliyetler sürdürülüyor.
İklim durumu incelendiğinde, bölgede: Trakya geçiş ikliminin egemen olduğu görülür. Buna göre, kışlar oldukça yağışlı ve çok soğuk, yazlar ise az yağışlı ve sıcaktır.
Trakya’da, çoğu yörede olduğu gibi, burada da, büyük askeri tesisler var. Özellikle, tatil günlerinde, çarşıda asker kişi sayısı yoğunlaşıyor. Zaten: ilçede, internet kafe ve birahane sayısı, üst düzeyde. Her ana cadde veya ana caddeye yakın sokakta, bir internet kafe görmek mümkün.
AYÇİÇEK FESTİVALİ
Bu festival, Hayrabolu ilçesinde, 1991 yılından bu yana yapılmaktadır. Her yıl Ağustos ayının, 2. haftasında yapılan bu festivalde: konserler, yelkenli yarışları, fuarlar, motokros yarışları ve diğer çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
NE YENİR. NE İÇİLİR
Hayrabolu’da, peynir helvası. Bu tatlı: höşmerime benzen ama höşmerim değildir. Kemalpaşa tatlısından daha büyük ve tuzsuz peynirle yapılır.
GEZİLECEK YERLER
Tekirdağ Hayrabolu Sarsan Baba (Şair Ahmedi) Türbesi
SARSAN BABA (ŞAİR AHMEDİ) TÜRBESİ
Kanuni Sultan Süleyman’ın, deve kolları komutanı ve çağının büyük şairi: Melami pirlerinden Ahmed-i Serban’ın türbesi burada bulunuyor. Şair, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış ve Bağdat seferine katılmıştır. Türbe yapısı: 1527 yılında yapılmıştır. Kaygusuz isimli bir divanı bulunmaktadır. Bu kişi: Hayrabolu’ya yerleşmiş ve 1545 yılında ölmüştür.
Tekirdağ Hayrabolu Ulu Cami (Güzelce Hasan Bey Camii)
ULU CAMİ (GÜZELCE HASAN BEY CAMİİ)
Sultan II. Beyazıt’ın damadı Güzelce Hasan Bey tarafından, 1500 yılında yaptırılmıştır. 1877 yılında, restorasyon yapılmış olup, 1920 yılındaki depremde büyük hasar görmüştür. 1947 yılında yeniden onarım görmüştür. Bu cami hakkında ilginç bir not var.
Amerika’daki Southern California Üniversitesinden bir heyet gelerek, cami mimarisi üzerinde çeşitli incelemeler yapmışlar ve bu incelemeler sonucunda: caminin ses ve gün ışığı alma sistemlerini çok beğenmişlerdir.
HACILAR KÖYÜ TÜMÜLÜSÜ
Yüksekliği: 9.5 metre ve çapı: 60 metredir. Kazılar sonucunda, Tümülüs içinde: kremasyon mezar tipi bulunmuştur. Buna göre: ölü, yakıldığı yere gömülmüştür. Mezar çukurunun önünde, ziyafetlerin yapıldığı ve atının yakıldığı yuvarlak bir çukur daha bulunmuştur.
Gömülen kişi, mezarda bulunan kılıç, mızrak ve kalkanından anlaşıldığına göre, Roma döneminde yaşamış, Traklı bir komutandır. MS.1.yüzyıla tarihlenir.
Tekirdağ Hayrabolu Paşa Camii
PAŞA CAMİ
1419 yılında yapılmıştır. Yöre halkı tarafından “Çelebi Sultan Mehmet Camisi” olarak da bilinir. Camiyi yaptıran, Çelebi Sultan Mehmet, mimarı ise: Hacı İvaz’dır.
Cami yapısı: 1875 yılında, büyük onarım görmüştür. Ayrıca: 2004 yılında yeniden bir onarım görmüş ve 2005 yılında ibadete açılmıştır.
Tekirdağ Hayrabolu Hacılar Köprüsü
HACILAR KÖPRÜSÜ
1859 yılında, Vali Ahmet Ataullah Bey tarafından yaptırılmıştır. Tekirdağ yolu üzerinde, Hayrabolu deresinin üstündedir. Altı gözlü bir köprüdür. Ancak, ilk yapılan orijinal köprü daha sonra yıkılmış ve 1861 yılında yeniden yapılmıştır. Köprü: günümüzde de kullanılmaktadır.
Ula ilçesinde en göze batacak husus: bolca bisiklet olmasıdır ki, Ulalılar merkezdeki ulaşımlarında, genellikle bisiklet kullanıyorlar. Tabii bunun en doğal sonucu, temiz hava ve huzurlu, sessiz bir yerleşim yeri ortaya çıkıyor.
Muğla il merkezinin hemen yakınında, hatta bir mahallesi gibidir. Ana yoldan, yalnızca 4 km. ayrıldığınızda, bu şirin yöreye varabilirsiniz.
ULAŞIM
Muğla il merkezinden sonra, 12 km. ilerlediğinizde, Gökova’ya inen Sakar geçidine girmeden, sola dönüp, yaklaşık 3 km. ilerlediğinizde, buraya ulaşabilirsiniz.
Ula-Muğla arasındaki uzaklık: 15 km. Ula-Marmaris arasındaki uzaklık: 48 km. Ula-Köyceğiz arasındaki uzaklık: 54 km. Ula-Bodrum arasındaki uzaklık: 122 km. Ula-Dalaman arasındaki uzaklık: 81 km. Ula-Fethiye arasındaki uzaklık: 130 km. Ula-Datça arasındaki uzaklık: 125 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimcilerin, MÖ.6’ncı yüzyılda buraya geldikleri tahmin edilmektedir. MÖ.1440 yıllarında, İyonlularla yapılan anlaşmada: Atina belgelerinde, Karyalılar’a ait şehirler arasında “Ola” isimli bir şehirden söz edilmektedir.
Evliya Çelebi ise, seyahatname yazılarında: buranın Menteşe Beylerinden Ulama Bey tarafından ele geçirildiğini ve bu yüzden Ola olan adının, Ula olarak değiştirildiğini yazmaktadır.
1954 yılına gelindiğinde, Ula’nın, ilçe olduğu görülür.
GENEL
Bölgenin yüzölçümü: 407 km. karedir. Deniz seviyesinden yükseklik ise, 600 metre civarındadır. Yörenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. Arazi engebelidir ve % 65’lik bölümü ormanlarla kaplıdır.
Yörede, Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık ve yağışlıdır. Yörede, her türlü tarım ürünü yetişir. Özellikle: tütün, üzüm ve zeytin yetiştirilir.
Yöre insanının en büyük ekonomik etkinliklerinin başında ise, arıcılık gelmektedir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Bu yörede, balık ve deniz ürünleri tatmanız gerekir. Ancak, malum, bu balık restoranlarında, bir seçimde bulunduğunuzda, fiyat konusunda ilk etapta konuşma yapmanız şarttır.
Bunun dışında, Ula bölgesi “sarımsak” ile ünlüdür. Yani, burada sarımsak yetiştiriliyor ve birçok yemek türünde, sarımsak kullanılıyor. Özellikle: mahalli yemeklerden tatmak isterseniz: börülce, saç böreği, börülce çorbası, galli patlıcan gibi yemeklerden tatmanız gerekir. Son bir not: ekşili tavuk denilen bir yemek türü de, burada öne çıkıyor. Ula kebabını, Ula dolması ve Ula ciğeri de deneyebilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Bu yörede, Cuma günü giderseniz, ilçenin geleneksel pazarını görebilirsiniz. Bu pazarda: özellikle kırlardan toplanan birçok ot türü, el işleri, hasır el sanatı ürünleri satılmaktadır.
Yörede, gıda maddesi olarak, doğal bal bulup satın alabilirsiniz. Çünkü, yoğun arıcılık yapılmaktadır.
GEZİLECEK YERLER
ULA EVLERİ
Turizm yönünden, buranın en büyük özelliği: sivil mimari örneklerinin bulunmasıdır. Çünkü, Ula, özellikle yapı ustaları ile tanınıp biliniyor. Bu evlerin en büyük özellikleri: ahşap işçilikleridir. Evlerin içindeki dolap kapakları, tavan işlemeleri görülmeye değer güzelliktedir.
İlçenin ara sokaklarında dolaşırsanız, bu eski yapıları görebilirsiniz.
YEDİ DELİK KAYA MEZARLARI
İlçe merkezinin doğusunda, Alicin dağının yükseldiği yerdedir.
Burada yumuşak kayalara oyulmuş, Karya dönemine ait, 14 tane mezar bulunuyor. Antik dönemdeki inanışa göre: ölüler dirildiklerinde, bunlara insanların saldırmamaları için, mezarlar, yüksek kayalara, yani insanların ulaşamayacakları yerlere yapılırlarmış.
GÖKOVA KÖRFEZİ
Muğla-Marmaris karayolu üzerinde ilerlerken 15’nci km. de, ovaya doğru kıvrıla kıvrıla inen 7 km. lik yolun üzerinde, manzara seyretmek için bulunan park yerlerinde mutlaka birkaç dakika duraklayın ve körfezin muhteşem manzarasını izleyin.
AKKAYA
Burası: merkez ilçeye bağlı bir belde olarak, deniz kıyısında bulunduğundan, yoğun yerli ve yabancı ziyaretçi akımına uğramaktadır. Özellikle, yaz aylarında, buranın nüfusunun iki katına çıktığı görülmektedir.
Akkaya: sırtını yüksek Sakartepe’ye dayamıştır. Belde içi: özellikle, ahşap yapılarının ortaya koyduğu mimarisi bulunan evleriyle önem kazanıyor. Ahşap evler, gerçekten ilgi çekiyor. Akaya bölgesindeki birçok otel ve motel, bu ahşap ve özel mimari tarz taşıyan evlerden oluşmaktadır.
Akkaya bölgesinde, şehir merkezine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz; 3 km. uzaklıktaki Çınar plajı ile karşılaşırsınız. Burada: deniz oldukça sığ ve dalgalıdır ve bu yüzden su bulanıktır. Azmak deresi, burada denize dökülüyor. İsterseniz, burada tek veya çift kişilik kano kiralayarak Azmak deresine girebilirsiniz. Özellikle, hafta içinde burası sakin ve huzurlu bir yer, tabii hafta sonunda günübirlik tatilciler tarafından kalabalıklaştırılıyor.
Akkaya’nın diğer yönü ise, hemen yanı başında bulunan çam ormanlarıdır. Burada, Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanları bulunuyor. Ayrıca, konaklamak için bungalov tarzı yerler de var.
NAİL ÇAKIRHAN EVİ
Bu ahşap evlerden öne çıkanı: Nail Çakırhan isimli şahsa ait evdir. Akaya bölgesindedir. Kendisi Ulalı olan bu şahıs: Akyaka bölgesinde, Ula tarzı bir ev yaptırır. Bu yapıda gerek Ula evlerinin geleneksel mimari özelliklerini ve gerekse kendi zevkini yansıtır. Bu güzellik: “Ağa Han Mimarlık Ödülü” ile ödüllendirilir.
Günümüzde, Akaya bölgesindeki evlerin birçoğunda, bu mimari tarz kullanılmaktadır. Yani: bir anlamda, Ula geleneksel mimarisi: Nail Çakırhan tipi mimari tarza bürünmüş oldu.
SEDİR ADASI-KEDRAİ ANTİK KENTİ
Muğla-Marmaris karayolunun 24. km. den sapın ve 6 km. sonra Gökova körfezinin bir başka noktası olan, Çamlı iskelesine ulaşabilirsiniz. Çamlı iskelesinden kalkan tekneler ile, Sedir adasına gidiliyor.
Kedrai
“Sedirler” anlamına geliyor. Ancak: antik dönemde, özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan dayanıklı sedir ağaçlarının bu ada üzerinde bulunduğuna dair herhangi bir emare görülmüyor. Yani, buraya neden “sedir” isminin verildiği meçhul.
Tarihi süreç içindeki yazılanlar kontrol edildiğinde: MÖ.405 yılında, Atina-Isparta arasındaki Peloponnessos savaşlarında, şehir Atina yandaşı olması nedeniyle, Ispartalı Lysander tarafından saldırıya uğrar. General adayı ele geçirir ve halkını köleleştirir.
Sedir adası
Özellikle üzerinde bulunan antik Kedrai kenti ve Cleopatra plajı ile tanınıyor. Yani: altın sarısı kum ve mavinin birçok tonunu yansıtan denizi, ilgi çekiyor. Özellikle, buraya has ve dünya üzerinde yalnızca buruda görülen özel yapılı kumu çok ilgi çekiyor.
Evet: Kedrai şehri, kurulu bulunduğu dönemde, surlarla çevrilmiştir. Kale ve sur duvarları, uzaklardan görülebilen kentin orta bölümünde: Dor yapı tarzında yapılmış Apollon Tapınağı bulunuyormuş. Bu tapınağın yerine, sonradan kilise yapılmıştır. Günümüze ulaşan kalıntı, bu kiliseye aittir.
Doğu kesimde ise, kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda günümüze gelebilen tiyatro görülüyor.
Ayrıca: antik liman kalıntıları da görülebilmektedir.
Gelelim, Cleopatra plajına: adanın altın sarısı kumsalları ile öykülendirilen bu durum, anlatılanlara göre, Kraliçe Kleopatra’nın, Romalı sevgilisi Antonius ile burada buluşması ve bu nedenle, bu kumların, Mısır’dan gemilerle buraya getirilmiş olmasıyla bağlantı kurulmaktadır.
Adanın bir diğer özel yanı: kuzey bölümünde bulunan kumların özelliğidir. Bu kumlar: özel olarak oluşan kalker damlacıklarıdır ve burası dışında, yalnızca Girit adasında görülmektedir, yani başka bir yerde benzer kum oluşumu yoktur. Bu kumlar: deniz suyuna karışan, karbonatça zengin tatlı sulardaki karbonatın: ince bir kum tanesi çevresinde halkalar halinde birikerek oluşturduğu kum tanecikleridir. Kalsiyum karbonat: denizdeki dalga hareketleriyle, ufak kırıntılar üzerinde birikiyor ve bu oluşum: Anadolu denizlerinde başka yerde görülmeyen bir durumdur. Yani, Girit haricinde, dünya üzerinde başka yerde örneği görülmemektedir. Bu kum: sodalı suda çoğalır, ateşe tutulduğunda yanar ve büyüteç altında incelendiğinde ise, hareket ettiği görülür.
Muğla Ula
GÖLET
İlçe merkezine 2 km. uzaklıktaki bu suni gölet: ovanın su ihtiyacının karşılanması için yapılmıştır. Ancak, gölet kıyısında güzel bir lokanta görülüyor. Bu lokantada, yöresel yemeklerden tadabilir ve gölette, amatör balık avcılığı yapabilirsiniz.
Muğla Ula
KAPUZ
İlçe merkezinin kuzeyinde ve halk arasında “Urganlık” olarak isimlendirilen bu yerde, bir şelale bulunuyor. Şelale, özellikle kış aylarında suyun yoğun olduğu dönemlerde, 250-300 metrelik bir vadiden, aşağıya dökülmektedir. Tabii bu görüntü, yeşillikler içinde, izleyenlere büyük bir güzellik sunmaktadır.
Muğla Ula
KYLLANDOS-OKKATAŞ ANTİK KENTİ
İlçe merkezinin batısında, Okkataş denilen tepe üzerindedir. Muğla-Marmaris karayolu üzerinde, Ula kavşağına, 200 metre kala, yoldan sapın ve Okkataş mevkiine ulaşın, burada yamaçtaki mezarları görebilirsiniz.
Burada: Karia döneminden kaldığı düşünülen bir antik şehrin kalıntıları bulunmaktadır. Evet, yamaçtaki mezarlar yanında, Akropolis durumundaki tepeye çıktığınızda ise, tepe üstündeki düzlükte, bir tapınağın temel kalıntılarını, birkaç su sarnıcını ve sur kalıntılarını görebilirsiniz.
Deniz kıyısına uzak. Muğla’nın deniz kıyısında ve turistik özellikleri ön plana çıkan ilçelerinin yanında, bu yüzden, biraz daha sakin, sessiz ve geride kalmıştır. Kavaklıdere denince, aklıma ilk gelen: bakır ve mermer. Özellikle, yörede bakır el sanatları o kadar yoğun ve çeşitli ki, inanın Bakırcılar çarşısına girdiğinizde, mutlaka satın alacak bir şeyler bulabilirsiniz ki, mutlaka girin.
Öte yandan: Kavaklıdere denildiğinde, Muğla ilinin bu ilçesi yanında, birçok Kavaklıdere buluntusu çıkıyor. Özellikle: Ankara’nın Kavaklıdere semti ile ilgili aramalarda da, burası karışıyor.
Muğla Kavaklıdere
ULAŞIM
Muğla-Aydın karayolunun 24’ncü kilometresinde, ana yoldan sapın ve Yatağan-Bozdoğan karayolunun 26’ncı kilometresinde, buraya ulaşabiliyorsunuz. Kavaklıdere-Bozdoğan arasındaki uzaklık: 40 km. dir. Kavaklıdere-Yatağan arasındaki uzaklık: 28 km. Kavaklıdere-Muğla arasındaki uzaklık: 55 km.
TARİH
Yörenin kuruluşuna ve ilk yerleşimcilerinin kimliğine ait yapılan araştırmalarda: bölgede göçer durumda yaşayan Yörüklerin, buranın uygun bitki örtüsüne ve iklim şartlarına sahip olması, çevredeki küçük derecikler ve çevresinin dağlarla çevrili olması nedeniyle, güvenli ve güzel bir yerleşim olarak görülüp, kabul edildiği ve zamanla yerleşik hayata geçildiği anlaşılmıştır.
Zaten, bölgenin bu özellikleri nedeniyle, Kavaklıdere olarak isimlendirildiği söyleniyor. Bölgede, 19’ncu yüzyılda, Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1919-1921 yılları arasında, yöre, İtalyan birlikleri tarafından işgal edilmiş, 1921 tarihinde işgal sona erdirilmiştir. 1956 yılında, bölge bucak haline gelmiş, 1990 yılında ise ilçe yapılmıştır.
Muğla Kavaklıdere
GENEL
Yörenin denizden yüksekliği: 800 metredir. Yüzölçümü: 363 km. karedir. İlçe merkezi, yapı olarak tepelere ve yamaçlara kurulmuş, tipik bir yerleşim yeridir. Yörenin en yüksek yeri, güneydeki Göktepe’dir. Coğrafi konum olarak, bölgenin birçok yeri, ormanlarla kaplıdır. Bu oran: yaklaşık % 70 kadardır. Ancak, bu ormanlarda çok sayıda yaban domuzu yaşadığı biliniyor ve zaman zaman bunlar avlanıyorlar. Yani, yörede domuz avcılığı yapılmaktadır.
Yerleşim yeri, deniz seviyesinden yüksek olduğundan, çevredeki diğer yerleşimlere göre, iklim nispeten daha serttir. Yaz aylarında havalar serindir. Yörede, Yörük kültürü hakimdir ve bu kültür: özellikle düğünlerde ve yayla şenliklerinde öne çıkmaktadır.
Muğla Kavaklıdere
BAKIRCILIK
Yörede, insanların en büyük geçim kaynağı: bakırcılık ve kalaycılıktır. Buna bağlı olarak: her türlü bakır mutfak eşyaları yapılmaktadır. Zaten, bölgenin büyük kısmının mutfak eşyaları, çelik kullanılmaya başlayıncaya kadar, bu yöreden sağlanmıştır. Yöredeki bakırcılık geçmişine bakıldığında ise, Türkmen bakırcılığının 400-600 yıllık bir geçmişe dayalı olduğu görülür. Tarihi süreç içinde, bakır ticaretiyle uğraşanlara ise “Kayaf” ismi verilmiştir.
Tüm bunların yanında, yörede yaşayan bakırcılar, kendi aralarındaki konuşmalarda kullandıkları, özel bir bakırcılık dili geliştirmişlerdir. Bakırcılar çarşısında, bu konuşmaları duyup anlayamadığınızda, bu yazdıklarımı hatırlayın, çünkü gerçekten değişik bir dil geliştirmişler ve konuşmalarında sıkça kullanıyorlar.
Günümüzde, bakır işçiliği, mutfak eşyalarından ziyade, hediyelik ve süs eşyalarının üretimi şeklinde yürütülüyor ki, Bakırcılar çarşısında, mutlaka hoşunuza gidecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz. Günümüzde, yörede: hediyelik eşya olarak 3, mutfak eşyası olarak 6, antik çalışma olarak 2, dekorasyon olarak 2 işyeri olmak üzere, toplam 13 işyeri hizmet vermektedir.
Özellikle: ağırlığı 100-300 kg. arasında değişen bakır çerez tavaları yapılmaktadır. Bunlar, leblebiciler tarafından kullanılıyor.
BAKIR VE MERMER FESTİVAL
Her yıl, Ağustos ayının 2’nci haftasında yapılmaktadır. Festivalin amacı: yörenin el sanatları, yaylalarının tanıtımı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ve yarışmaların yapılması, belde halkının eğlendirilmesidir.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Bu yörenin; kestanesi, cevizi, elması ve pekmezi öne çıkmaktadır.
Muğla Kavaklıdere
NE SATIN ALINIR
Buralara yolunuz düşerse, yöresel el sanatlarından “bakır” süs eşyalarından satın alabilirsiniz. Hatta: yine buraya has, yöresel el sanatlarından olan “halı” da satın alabilirsiniz.
Muğla Kavaklıdere
GEZİLECEK YERLER
Muğla Kavaklıdere
KAMİL AĞA KONAĞI
İlçe merkezinde, turistik özelliklerin ön plana çıkarıldığı, ilçeye hakim bir tepede kurulmuş bir yapıdır. Yapının bodrum katında: mutfak, zemin katta: oda, kütüphane, yöresel ürünler sergisi, üst katta ise, misafirler için yatak odası ve konuk odası bulunmaktadır.
BAKIRCILAR ÇARŞISI
İlçe merkezindeki bu otantik çarşıyı gezmenizi öneririm. Buranın sanatkarlarının: bakır işlemeciliği ve kalaycılık konusunda, ülkemizde hatırı sayılır bir yeri var.
GÖKÇUKUR YAYLASI
Deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliktedir. Yayla, tamamen ormanlarla kaplıdır. Burada, ayrıca Orman İşletme Müdürlüğüne ait bir konaklama tesisi bulunuyor.
Muğla Kavaklıdere
YERKÜPÜ YAYLASI
İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Menteşe yaylasına ise, 2 km. uzaklıktadır. Bölgenin en tercih edilen yaylasıdır. Denizden yükseklik 800 metredir. Burada: asırlık çınar ağaçları ve kaynak suları var. Geniş çayırlıklarda, ayrıca bir çağlayan ve mağara da bulunuyor. Her yıl, Haziran ayında, burada: güreş şenlikleri düzenleniyor. Bu şenliklerde, ayrıca: çeşitli konserler de düzenleniyor ve yerli-yabancı turistler tarafından ilgi görüyor.
Mağara: hemen alanın girişinde görülüyor. Yani: Menteşe kasabasının 2 km. güneyindedir. Mağaranın hemen yanından: Kavaklıdere-Menteşe-Çamyayla köyü yolu geçmektedir. Mağara ziyarete açıktır. 100 metre uzunluğunda ve tek galerilidir. Genişlik: 3-10 metredir. Tavan yüksekliği: 2-8 metredir. Tabanında, çakıl ve kum yığınları bulunmaktadır.
Giriş ve çıkış arasındaki 17 metrelik yükseklik farkı, mağarayı ilginç hale getiriyor. Mağara içinde: sarkıt, dikitler, damlataşları ve küçük su havuzları görülüyor. Özellikle havuzlar ilginç görünüme sahiptir. İçleri su dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulunduğu bölgeye göre değişmektedir. Mağaranın üst kesimi: piknik ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiştir. Biraz önce sözünü ettiğim güreş şenlikleri de, burada yapılmaktadır.
MENTEŞE BELDESİ
Burası, ilçe merkezine bağlı, bir Yörük yerleşimidir. İlçe merkezine 5 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Coğrafi konum olarak: Kocaçay’ın aktığı vadinin dik yamaçlarına kurulmuştur. 1955 yılında burada büyük bir yangın çıkmış olmasına rağmen, günümüzde, burada tarihi evlerin bir kısmını görebilirsiniz.
Muğla Kavaklıdere
Muğla Kavaklıdere
HYLLARİMA ANTİK KENTİ
Kavaklıdere-Yatağan yolu üzerinde, Çayboyu köyünden geçip, Derebağ köyüne ulaştığınızda: bu antik kentin bir tepe üzerine yayılmış kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani, ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Yöre halkı, buraya kale diyor. Antik kalıntılar: tüm görkemiyle, geniş bir alana yapılmış ve çoğu çalılar ve toprak altındadır.
Tiyatronun bulunduğu yerin, deniz seviyesinden yüksekliği: 800 metredir. Kentin tarihi geçmişine bakıldığında, Luvi soyundan gelen Karyalılara ait bir kent olduğu tahmin edilmektedir. Tiyatro: tek kademelidir. İzleyicilerin oturdukları bölüm, sahne binasının çevresinde, 180 derece dönmektedir. Ancak, tiyatroda, resmi kazı çalışmaları yapılmamıştır. Orkestranın bulunduğu bölüm: 20 metre civarındadır. Seyircilerin oturduğu bölümlere ise, 6 merdiven yolu ile çıkılabilmektedir. Tiyatronun 1200 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilmektedir.
Tiyatro dışında: bölgedeki surlar görülebilir. Surlar: kaba işlenmiş, dikdörtgen taş bloklarından yapılmış olup, kalınlıkları yer yer 2 metreyi bulmaktadır. Kente girişi sağlayan batı yönündeki kapı ise, gayet iyi korunarak günümüze ulaşmış olup, MÖ.400 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir. Kentin diğer yapılarında kullanılan taşlar ise, daha sonraki dönemlerde yapılan yapılarda kullanılmıştır.
Kentin Nekropol alanı ise, delik deşik görüntü vermektedir ki, defineciler tarafından soyulan bir bölüm olarak görülmektedir.
Evet, buraya giderseniz, günümüzde burada görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro, kaya mezarları ve sur kalıntılarıdır. Burayı özellikle tarih meraklıları ziyaret edebilirler.
Muğla Kavaklıdere
KYON ANTİK KENTİ
Menteşe beldesi yakınlarında, Çamyayla (Bellibal) köyündedir. Kelime anlamı, Helencede “köpek mezarı” dır. Bizans döneminde ise, buraya: Paliapolis denir. Yörede arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından ve yazılı kaynaklarda, buranın yalnızca ismi zikredildiğinden, antik şehir hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.
Buradaki antik kent kalıntıları içinde, günümüzde görebilecekleriniz: Roma dönemine ait bir tiyatro ve çeşitli sunak taşları kalıntılarıdır. Ancak, Roma döneminde sikke basıldığı bilinen şehrin: sonuçta, nadir sikke basan önemli şehirlerden biri olduğu düşünülmektedir. Antik kalıntılar içinde en öne çıkanı, tiyatrodur.
Tiyatro: tepeye yaslanmıştır ve evlerin arasındadır. Oturma sıraları taşlarının işçiliği: komşu kent Hyillarima tiyatrosunun sıraları ile benzerlik göstermektedir. Ama, bu sıralardan, yalnızca 13 sıra, günümüze ulaşmıştır. Orkestra çukurluğu altta kalmış ve birkaç sıra üstüne, günümüzde kullanılan Belediye otoparkı yapılmıştır.
Bu arada, bir not iletmek istiyorum.
Bölgeye gittiğinizde, burayı tanıtan herhangi bir levha görmeniz pek mümkün değil. Aynı zamanda, bölge insanı, burayı ziyarete gelenlere, pek hoş davranmıyor. Sanırım, kaçak define avcılığının önlenmesi mi demeli, veya bilemiyorum başkaca ne amaçları olabilir, ama dediğim gibi, bu antik kentin ziyaret edilmesine pek anlamlı bakmıyorlar ki, buna kesinlikle hakları olmadığı kesin.
Çünkü: bu tür antik kalıntılar, yörenin insanının değil, bu ülkenin insanınındır ve her kez burayı rahatlıkla ziyaret edebilmelidir, ama sanırım burada suç, yörenin insanından öte, resmi makamların gerekli ilgi ve alakayı göstermiyor olmaları denilebilir mi?
Sonuç olarak, biraz sıkıntılı bir geziye katlanacaksanız, gidin, bu antik şehrin kalıntılarını gezin-görün. Aksi halde, gitmemek te tercihiniz olabilir.
Muğla Kavaklıdere
İNCE KEMER KÖPRÜSÜ
Çavdır-Kurucova köyleri arasındadır. Eski Aydın-Muğla karayolu buradan geçmektedir. Köprü: mitolojideki adı “Marsyas çayı” olan “Çine çayı” üzerindedir. Köprünün, Roma döneminde, karşıdaki bir yerleşim yerine, borularla su götürülmesi amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.
Ancak, köprü, her yapılışı ardından, sel gelir ve yıkılır. Bu dönemde, burada yaşayan bir kralın çok güzel bir kızı vardır. Kral: köprüyü, yıkılmayacak şekilde yapacak ustaya, kızını vereceğini söyler. Bunun üzerine, genç bir usta, yardımcılarını yanına alarak, gece-gündüz çalışarak, günümüzdeki ince kemerli köprüyü yapar. İçme suyu boruları, köprü üzerine döşenerek, karşı yakaya geçirilir.
Köprü, aradan geçen sürede, yağmur ve seller olsa da yıkılmadan kalır. Ancak: kızını, ustaya vereceğini söyleyen kral, sözünde durmaz. Bunun üzerine, köprüyü yapan usta, bir gece kazmasını alır ve köprüyü yıkmaya çalışır. Bu durumu haber alan kralın adamları: köprüye gelirler ve ustayı köprüden aşağıya atarak öldürürler.
Ancak, usta ölmeden önce, kralın kızı için “mutlu olmaması, köprüden geçtiği takdirde evlat yüzü görmemesi” şeklinde beddua eder. Bu yüzden: aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, yörede yaşayan genç kızlar: köprü üzerinden geçmezler ve yöre insanı, köprüye “gelin geçmez” köprüsü ismini verir.
Son bir not
Çay üzerinde yapımı sürmekte olan Çine Barajı bitirildikten sonra, bu köprü, barajın su göletinin içinde kalacaktır. Bu yüzden, bu yakınlarda burayı ziyaret etmenizi öneririm, yoksa bir daha görme şansı kalmayacaktır. Bu arada, ilginç gelişmeler yaşandığını duydum.
Söylenenlere göre: İzmir Anıtlar Kurulu, köprünün başka yere taşınması yönünde karar alırken, Muğla anıtlar kurulu: baraj sularının 50 yıl sonra çekileceği ve köprünün yine, bulunduğu yerde ortaya çıkacağını ifade ederek, köprünün başka yere taşınmasına engel olmuşlardır.
Yıllarca sular altında kalacak köprü, ne kadar sağlam kalarak gelecek nesillere aktarılır, bilemiyorum, umarım bu yönde karar alanlar, işin bilimsel yönünü biliyorlardır ve köprünün, sular altında geçecek 50 yıllık süreçte herhangi bir zarar görmeyeceğini düşünüyorlardır, yoksa öte yandan, 50 yıl sonrasının belirsizliği kimseyi ilgilendirmiyor mu?
Öte yandan, bugüne kadar: ömrünü tamamlayıp, suları çekilen baraj gördünüz mü? Ülkemizdeki iki resmi kurumun, kendi arasında farklı görüşler öne sürmesi sonucu, 2300 yıllık köprü sular altında kaldı.
Evet, güncel bir not: ince kemer köprüsü, yörede inşa edilen “Adnan Menderes Barajı” nın su gölet alanı içinde kalarak, kaybolmuştur. 2300 yıllık geçmişi olan köprü, bir kalemde gözden çıkarılıyor. İşte, tarihe ve tarihi kalıntılara bakış açısı.