Yatağan denilince, akla hemen “Termik Santral” geliyor ama inanın, yörede, doğal ve tarihi güzellikler de yok değil.
ULAŞIM
Yatağan-Muğla arasındaki uzaklık: 25 km. Yatağan-Dalaman havaalanı arası uzaklık: 125 km. Yatağan-Milas arası uzaklık: 39 km. Yatağan-Didim arası uzaklık: 108 km. Yatağan-Marmaris arası uzaklık: 80 km. Yatağan-Bodrum arası uzaklık: 84 km.
TARİH
Yöredeki ilk yerleşimlerin, MÖ.700-400 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor. Türkler: 1080 yılında, Yatağan yöresine ele geçirirler. Ancak, takip eden dönemde, Bizanslılar yeniden yörede egemen olurlar. 1190 yılında, yörede yeniden Türk egemenliği görülür.
Zaten yörenin isminin kaynağı: Oğuz Türklerinin yerleşmek ve oturmak anlamına gelen: “Yatuk” kelimesinden türetilmiştir.
1429 yılında, bu kez, Osmanlılar yörenin hakimiyetini ele geçirirler. Yatağan yöresinde yapılan: kılıç, hançer ve pala gibi kesi aletler ve özellikle Yatağan yöresinde imal edilen “Yatağan barutu” İstanbul’un fethinde kullanılmıştır.
II. Dünya savaşından sonra, yöre İtalyanlar tarafından, işgal edilir ve işgal, 1921 yılına kadar devam eder.
Muğla Yatağan Genel
GENEL
İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe toprakları: Yatağan dağının eteklerinde, Ahilerin şirin bir kentidir.
Yatağan ve çevresinde: Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Kış aylarının: sert, yağışsız ve rüzgarlı geçtiği de görülür.
İlçe topraklarının: % 75’i kızılçam, % 19’u karaçam ile kaplıdır. Diğer bitki örtüsü ise: kekik, böğürtlen, çınar ve kavaktır.
Yatağan denildiğinde, yazının başında söz ettiğim gibi, öncelikle “Yatağan Termik Santralı” geliyor. Ama, unutulmamalı ki, bu santral, yörenin ekonomik gelişimini olumlu yönde etkilese de, bir yandan da yöre insanının sağlığını olumsuz etkiliyor.
Bu nedenle, günümüzde Yatağan bölgesinde: nüfus yoğunluğu çok azalmış ve nispeten fakir aileler burada yaşamaya devam etmektedirler.
İlçenin ekonomik gelişiminde, son yıllarda yörede hızla artan: mermer fabrikalarının da olumlu etkisi söz konusudur. Bölgede üretilen mermer, bu sanayide önemli bir yere sahip ise de, bu mermer fabrikalarının akarsulara bıraktığı mermer tozları, akarsulardaki doğal yaşamı bitirmiştir.
Neyse, Yatağan denilince, tüm bunların yanında: bizi ilgilendiren, turistik özellikleri ele alalım.
GEZİLECEK YERLER
Muğla Yatağan Anıt ağaç
ANIT AĞAÇ
Muğla-Yatağan karayolunun 24’ncü km.de, Bozöyük beldesi, Pınarbaşı mevkiinde bir anıt ağaç bulunuyor. Bu anıt ağaç: Orman Bakanlığı tarafından tescillenerek koruma altına alınmış. Çapı: 6 metre ve yüksekliği ise, yaklaşık 30 metredir.
Muğla Yatağan Stratonikeia
STRATONİKEİA
İlçe merkezinden çıktığınızda: yaklaşık 7 km. sonra, delik-deşik kömür ocaklarının yanından geçip, yoldan 1 km. içerideki antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani: Yatağan-Milas karayolunun 6’ncı km. dedir.
Muğla Yatağan
Karia bölgesinin önemli şehirlerindendir. Antik kentin eski adı: İdrias. Kent: MÖ.281-261 yılları arasında, tahtta bulunan, Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kurulmuştur.
Şehrin kuruluşu hakkında, ilginç bir söylenti var. Şöyle ki: “ Büyük İskender’in ölümünden sonra; merkezi Suriye olan, Selekos krallığı kurulur. Krallığın başında ise, I. Selekos bulunmaktadır.
Kral I. Selekos: 60 yaşındadır. Ülkeyi: oğlu Antikos ile birlikte yönetmektedir. Ancak: kral I. Selekos’un hanımı ile, kralın oğlu, yani üvey annesi arasında bir aşk başlar.
Oğul Antikos: bu aşkın etkisiyle, günden güne erimeye başlar. Kral ise: bu duruma çok üzülmektedir. Yörenin tüm hekimlerine müdahale ettirmesine rağmen, oğlunun sıkıntısını ne anlar, ne de çözüm buldurabilir.
Ancak: sonunda, hekimler, oğul Antikos’un derdini, yani üvey annesine, Kral I. Selekos’un yeni ve genç karısına olan aşkını; krala anlatmak zorunda kalırlar.
Kral, bunun üzerine, karısı ile oğlunu evlendirir ve ülkeyi terk eder. Oğul Antikos ve eşi, ülkeyi idare etmeye başlarlar. Kraliçenin adı ise: Stratonikeia olarak anılır.
Tarihi süreç içinde
MÖ.133 yılında, Pergama krallığının Romalılara miras kalması sırasında, bu duruma karşı ayaklanan şehir, Romalılar tarafından kuşatılır ve şehir halkının tümü açlıktan kırılarak yok edilir.
Buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlardan yapılmış kale yıkıntıları, kuzey bölümde, büyük kaya bloklardan yapılan ana giriş kapısı, bu giriş kapısının önünde, kutsal yolun kenarında oda mezarlar, kentin tam ortasında iyi durumda günümüze ulaşan: Bouleuterion yani küçük tiyatro, batıda: gymnasion.
Kentin akropolü: güneyde, dağın tepesinde bulunuyor. Buranın çevresi, duvarlarla çevrili. Karayolunun hemen altında: bir teras üzerinde, yazıtında “İmparator için yapıldığı yazılan” bir küçük tapınak kalıntısı bulunuyor.
Aşağıya doğru indiğinizde: karşınıza büyük bir tiyatro çıkıyor. Burada yapılan kazılarda: sahne binasının kalıntıları, büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.
Evet bu antik şehirle ilgili son duyumlarımı da paylaşmak istiyorum. Öğrendiğime göre: antik kentin kuzey şehir kapısında MS 129 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılan 6 sütun, ayağa kaldırılması çalışmalarına başlanmıştır.
Stratonikeia ve Lagina antik kentlerini birbirine bağlayan ve ilk çağlardaki dini törenlerde anahtar taşıyanların geçtiği Kuzey şehir kapısında, depremde yıkılan sütunların, 1881 yıl sonra ayağa kaldırılması için çalışmalar başlatılmıştır. Sütunların bir tanesi 10 metre yüksekliğindedir. Bunlar dönemin önemli eserleridir.
Muğla Yatağan Lagina
LAGİNA
Yatağan-Milas karayolunda: 3’ncü kilometreden ayrılın ve Turgut yoluna saparak, bu ören yerine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, toplamda 12 km. uzaklıktadır.
Karialılar için, kutsal olduğu düşünülen ören yerinde: Ay ışığı tanrıçası Hekate’ye atfedilen bir tapınak varmış. Tapınak: MÖ.40 yılında, Partlar tarafından yağmalanmış. Stratonikeia ve Lagina şehirleri arasında, birbirini bağlayan kutsal bir yol bulunmaktadır.
Ay ışığı tanrıçası Hekate adına yapılan festivallerde: buradaki Hekate tapınağından alınan “Ölüler dünyası kapısının anahtarı”, büyük bir törenle, bu kutsal yoldan, Stratonikeia kenti, şehir meclisine taşınırmış.
Burada yapılan arkeolojik kazılarda: bu tapınağın, dairesel avlusunun bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüze, sağlam ve ayakta olarak gelen avlu kapısının üstündeki yazıtta: “Augustus” tarafından, tapınağın, MÖ.27 yılında onarımının yaptırıldığı yazılı.
Bu arada: Lagina antik şehrindeki arkeolojik kazılar, ülkemizde arkeolojinin babası sayılan: Osman Hamdi Bey tarafından, 1891-1893 yılları arasında yapılmıştır. Burada bulunan kabartmaların hepsi: İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınarak, burada sergilenmektedir. Kazılar hala devam ediyor.
PANAMARA
Yatağan-Muğla karayolunun 5’nci km. den, sağa ayrılan yol ile Bağyaka köyüne ulaşılıyor. Antik kalıntılar, köyün 3 km. dışında. İlçe merkezine ise, toplam 14 km. uzaklıktadır.
Burası: tahminlere göre: Stratonikeia antik kentine bağlı, dini bir merkezdi. Stratonikeia şehri ve Panarama şehri arasında, antik bir yol vardır. Panamara şehri: dini törenlerin ve şenliklerin yapıldığı önemli bir merkez olarak, antik dönemlerde öne çıkmıştır.
Bu şenliklerin en önemlisi: 10 yıl süre ile kutlanan “Paramara Şenlikleridir. Bunun dışında: 2 yılda bir kutlanan “Hera Şenliği” yapılırdı.
Bu şenlik: bir gün sürer ve gizli dinsel bir törendir. Bu tören: sadece bayanlara açıktır. Son olarak ise: Zeus adına düzenlenen bir şenlik var. Bu şenlik: her 4 yılda bir yapılır. İki gün süren şenliğin ismi Komyria Şenliği’dir. Bu şenlik ise, biraz öncekine atfen, sadece erkeklere açık, gizli ve dinsel bir şenliktir.
Burada bulunan tapınaktan, günümüze gelen kalıntılardan ise, pek bir şey anlamak mümkün değil. Köyün ve kalıntıların: yüksekte ve orman içinde bulunması nedeniyle, buraya uzunca bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz.
GERGA
Çine-Muğla karayolunda, 6’ncı km. den sonra, doğuya, Madran dağına doğru ayrılan yola sapıp, 15 km. sonra Kırsakallar köyüne ulaşabiliyorsunuz. Buradan sonra: Gerga antik kentine ulaşmak istiyorsanız, köyden rehber almalısınız.
Çünkü: Gerga antik kenti, ülkemizde bilinen antik dönem yerleşim yerlerinden, en garibidir. Ören yerinin girişindeki kayalarda: yön belirten yazılar var. Bu yazılarda: şehrin adı olarak “Gergakome” ismi kullanılmıştır.
Ancak, bu yazıların çoğunluğu: Yunanca. Sadece bir tanesi: Latince. Buna dayanarak: Roma dönemi başlangıcında, burada bir halkın bulunduğu ve bu halkın: ortaya bir ana tanrıça heykeli diktiği ve bu heykelin çevresinde mezarlar, çeşmeler kurduğu ve tarım yaparak, bu korunaklı yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Buraya ulaşım sorunlu. Meraklıları, yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabilirler. Hatta: buraya, Muğla karayolu üzerindeki İncikemer bölgesinden de yürüyerek ve kuzeye doğru ilerleyerek ulaşmak mümkün.
YAYLAKÖY KİLİSESİ
Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Eskihisar köyündedir. İlçe merkezine toplam uzaklığı: 9 km. dir. Burada bulunan kilisenin: Rumlar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak, yapının çatısı çökmüş, duvarlarındaki boyalar ve süslemeler yok olmuştur. Yani, bina tam bir harabe haline gelmiş.
Muğla Yatağan İnce Kemer Köprüsü
İNCE KEMER KÖPRÜSÜ
Burası, bir çay üzerindeki köprüden ziyade, su kanalı olarak kullanılan bir köprü. Eski Aydın karayolu üzerindedir. MÖ.1.yüzyılda yapılmıştır. Üç kemerlidir.
Antik dönemdeki adı ile: Alabanda (günümüzdeki adı: Araphisar) suyu: güneydoğudaki pınarlarda toplanarak, 21.4 km. uzunluğunda, dikdörtgen bir kanalla, kente iletilmektedir. Bu su kanalı: 90 cm. genişliğinde, birinci gurupta 65 cm. ve ikinci gurupta ise 10 cm. yüksekliğinde, içi harçla kaplı bir yapıdır.
Bu sözünü ettiğim köprü de: bu kanal üzerinde, suyun aktarılmasında kullanılan bir yapı.
Gökova denilince, aklıma hemen, Haluk Levent’in, “Gökova” şarkısı geliyor. Belki sözlerinin bir kısmını hatırlayanlarınız olabilir. “Cennet vatan Türkiye’nin kıyısında. Rüzgar esmez, yağmur yağmaz, adı Gökova. Gökyüzü paramparça orada.
Ağaçlar sessiz, yeşili öldürdük Gökova’da.” Bir de; Halikarnas Balıkçısı’na atfen anlatılan, bir hikaye var.
O da, Şöyle ki :”Halikarnas balıkçısı, ölür, melekler onu cennete götürürler. Cenneti görünce:” Burası cennet, peki, Gökova neresi?”
Evet, yaklaşım elbette güzel. Yani: Gökova’nın cennet ve hatta cennetten daha güzel bir yer olduğunun tasviri açısından ilginç bir hikaye.
Evet, buyurun; Gökova’yı tanıyalım ve bu güzellikleri yaşamak için, mutlaka oraya gidelim.
Gökova
ULAŞIM:
Bulunduğunuz yerden, bir şekilde Muğla’ya ulaştığınızı düşünüyoruz. Muğla’dan sonraki yolculuğunuz ise şöyle gelişecek. Öncelikle: Yatağan Termik Santralının hemen yanından geçecek ve maalesef büyük bir ikilem de kalacaksınız.
Gökova körfezinin kuzeyindeki linyit yataklarının değerlendirilmesi amacıyla, Milas ilçesi sınırları içinde, Türkevleri Köyü ile Ören Beldesi arasında kurulu. Asıl adı: Kemerköy Termik Santralı.
Yoğun hava ve deniz kirliliğine ve körfez ile çevresindeki doğal dengenin bozulmasına sebep oluyor. Hani; bu santral, bu güzel yöre de doğaya büyük zararlar vermekte. Diğer yandan düşünüyorsunuz, enerji olmadan, elektriksiz hayat mümkün değil ki, bir şekilde enerjinin üretilmesi gerek.
Yine de: eski teknoloji kullanılarak elektrik üretilen bu tesiste, gerekli tedbirlerin alınması ve özellikle bacaların filtrelerinin takılarak, sürekli aktif olarak bulundurulması şart.
Çevre örgütleri; bu tesis ile ilgili protestolarını zaman zaman yoğunlaştırıyorlar.
Muğla’yı geçip; Marmaris’e doğru yol aldığınızda, bir süre sonra, Sakar Geçidi denen yere ulaşacaksınız.
1000 metre yüksekten, kıvrıla kıvrıla inmeye başlayan yol üzerinde, tam burada, eşsiz bir manzara sizi bekliyor.
Sanki: uçaktan bakar gibi, aşağıda Gökova’yı görebileceksiniz. Marmaris’e giden, meşhur okaliptus ağaçlı yol, önünüzde uzanıyor. Aşağıda, uzanan engin bir ova var.
Zengin meyve bahçeleri, verimli topraklar, seralar, okaliptus ağaçlarının gölgelediği Marmaris yolu ve Ege’nin mavi suları.
Yol kenarında, manzara seyretmek için park yerleri var. Aracınızı kenara çekin ve manzarayı mutlaka bir süre izleyin. Hoş, körfez çoğu zaman sisler içinde olabiliyor.
Bu durumda, size manzarayı izleme şansı vermiyor. Ama, bakın. Sis yoksa, bu manzaranın keyfini mutlaka bir süre yaşayın.
Muğla’dan çıktıktan 29 km. sonra, Gökova’ya ulaşacaksınız.
Biraz önce söylediğim, tepeden aşağıya iniyorsunuz. Bu virajlı yol, ovaya inerken, gitmek istediğiniz yer Akyaka ise, Akyaka’ya ayrılıyor. Sağa dönüp, çamlar arasından Akyaka’ya geçebiliyorsunuz. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir.
Akyaka şehir merkezine girip, orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz, plaja çıkarsınız.
Gökova-Marmaris arası uzaklık ise: 32 km. dir. Muğla-Marmaris karayolunda ilerlerken, sakın, Akyaka Sapağını kaçırmayın. Kaçırırsanız geri dönmek sorun oluyor.
Evet: Gökova’nın belli başlı yerlere uzaklıkları ise şöyle: Dalaman Havaalanı: 65 km., Bodrum Havaalanı: 115 km., Fethiye: 125 km.
Gökova
GENEL:
Gökova: Gökova (Kemre) körfezinin doğusundadır. Ula ilçesine bağlı bir beldedir. Kuzeyinde: yüksekliği, 1000 metreye ulaşan dağlar dikkati çeker. Bu dağların ormanla kaplı olması, yemyeşil bir görüntü vermesi açısından yörenin güzelliğini etkiliyor.
Bu, rengini gökyüzünden alan ovanın adı: Gökova. Gökova ve onun iskelesi, şirin Akyaka burada. Gerek Gökova’da ve gerekse Akyaka’da konaklayabilirsiniz.
Kıyıya doğru gittikçe daralan Gökova körfezinin uzunluğu: 80 km. civarında.
Kuzeyde Bodrum ve güneyde Datça var. Körfezin: girişinde, kuzey ve güney kısımlarının açıklığı ise: 35 km. Uzaktan bakıldığı zaman, körfez, sütliman görünür. Aslında: açıklarda, sert rüzgarlar eser.
Körfezin doğu kıyılarında, deniz sığ. Derinlik: açıklarda ve batıya gidildikçe artıyor. Kuzey kıyıları ise: dik ve yüksek. Bu kıyıların ardında: Yanan Dağı uzanıyor.
Körfezin en önemli özelliği: güneydoğu kıyısının, Türkiye’nin en girintili-çıkıntılı kıyı kesimi olmasıdır. Bu kesimde; iç içe geçmiş, genellikle daire biçiminde ve yörede “bük” adıyla anılan çok sayıda koy bulunmakta.
Bu koyların başlıcaları: Çökertme, Akbük, Gelibolu, Söğüt Bükü, Ballısu, İngiliz Limanı, Değirmen Bükü, Langoz Limanı ve kıyısında bir de tatlı su kaynağı bulunan Mercincik Limanı. (Bunlar hakkında, aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğim)
Ayrıca: körfezin güneydoğu kıyıları önünde, çok sayıda, irili ufaklı ada var.
Bunların başlıcaları: Karacada, İncirliada, Yalı Adası, Şehir adası olarak da bilinen, Sedir Adası’dır. Her bir adanın yüzölçümü: 1 km. kareden az. Körfezin batısında ise: Yunanistan’a ait, İstanköy Adası bulunuyor.
Doğal ve tarihsel değerlere zengin olan körfez, yat turizmi açısından büyük önem taşıyor. Bu koylar ve adacıklar: yatlar ve mavi yolculuğa çıkan teknelerin uğrak yerleri.
Yabancıların; özellikle de, İngiliz’lerin haritalarında, Kos (İstanköy) adıyla anılan körfez, halk arasında da “Kerme Körfezi” diye anılır. Kerme adı; bugünkü Ören Beldesinin, tarihte adı olan “Keramos” dan gelmektedir.
Yunanistan’da, Atina yakınlarında da aynı adı taşıyan antik bir kent var.
Zaten, “Keramos” tarihte, daha çok çanak-çömlek üretimi yapılan merkezlere verilen Yunanca bir ad. Ancak, ne hikmetse, bizim Keramos’ta; çanak-çömleğe ait herhangi bir ize rastlanmamış. Yalnızca, bize isim kalmış. Hatırlayanlar olabilir, çoğu yerde, seramiklere, keramik deniliyor.
Yazları oluşan sıcak hava, denizden esen “meltem” sayesinde, çok az hissedilir. Yani: bu bölgede nem olmaması çok güzel. Terlemiyor ve nispeten yaşamınızı daha rahat sürdürüyorsunuz.
Evet, buranın bir özelliği daha var.
Bu bölge: zemini hareketli bir bölge. Yani: sık sık, muhtelif çaplı yer sarsıntıları yani deprem olmakta. Karşılaşırsanız, unutmayın ki, burada sürekli yer sarsıntısı olabilmekte.
Bodrum’dan Gökova körfezine açılanlar, Tavşan adasından sonra, sırasıyla: Yalıçiftlik, Orak Adaları, Kargı Bükü, Çökertme, Çakal ve Akbük Koylarını geziyorlar.
Gökova Tarihi
TARİH:
Gökova ve Akyaka bölgesinin bilinen tarihi; MÖ.2600 yıllarına dek uzanır. Karia uygarlığının, “İdyma” kenti, Akyaka’nın ilk yerleşim yeri olarak bilinir. Akyaka’nın mahallelerinde görülen kaya mezarları, bu döneme aittir.
Kaya mezarlarının 250-300 metre kadar yukarısında ise, Akropol bulunuyor.
MÖ.3’ncü yüzyılda: İdyma kenti, Rodos adasının karşısına gelen anlamında “Rhodeian” ismini alır.
MÖ.200 yıllarında, Rodos’lu Nicagoras tarafından, kent, Rodos egemenliği altına alınır.
Evet: MS.1’nci yüzyıl sonlarında, İdyma kenti, Roma kenti olur. MS.3’ncü yüzyıl ortalarında: Roma imparatorluğunun zayıflaması sonucu, bölgede düzensizlik baş gösterir ve salgın hastalıklar ve yıkıcı depremler sonucu, İdyma kenti, tarihin karanlıklarına gömülür.
Bölge: 13’ncü yüzyıl sonlarında: Türk egemenliğine girer. Karia; Menteşe Bölgesi adını alır. Önceleri; Menteşe Beyliğine ve daha sonra ise, 1420 yılında, Osmanlı egemenliğine girer.
Osmanlı döneminde: Kanuni Sultan Süleyman, Rodos’un fethi için kara ordusu ile, 1522-1523 yılları arasında, bölgede kalır.
Gökova gezilecek yerler
GEZİLECEK YERLER:
Gökova Sakartepe Seyir Terası
SAKARTEPE SEYİR TERASI
Sakartepe’den Seyir Terasına gitmek için ana caddeden ayrılıp orman içine sapıldığında, yol oldukça bozuktur, özellikle aracınız arazi aracı ise, bu yolu devam etmenizi öneririm. Yolun toplam uzunluğu 3 km dir ve özellikle yolun 2 km kadar bölümü topraktır.
Burası, aslında bir Orman yangını gözetleme yeri olarak yapılmıştır. Ancak sonradan bir kafe açılmış ve seyir terası ilave edilmiştir.
Gökova Sakartepe Seyir Terası
Evet, burası: rakımı 900 metre olan bir tepe ve üzerinde bir kafe bulunmaktadır. Akşam saat: 19.00’a kadar açıktır. Kafe de, yiyecek ve içecekler var ve fiyatlar nispeten uygundur. Ancak kredi kartı kabul edilmiyor, yanınızda nakit bulundurmayı unutmanızı.
Burada bulunan seyir terasından: Muğla Akyaka’dan Marmaris’e kadar kuşbakışı muhteşem bir manzara izlenmektedir.
Evet, bu muhteşem manzarayı izlediğinizde belki de o yol sıkıntısını çektiğinize değeceğine hak vereceksiniz, keşke yolu yapılsa diyeceksiniz.
Gökova Aşıklar Yolu
AŞIKLAR YOLU
Gökova Merkezdedir. Burası aslında ana yola paralel bir bir köy yoludur. İki yanı yüksek ağaçlarla kaplıdır. Bu ağaçlar 1938 yılında burada bulunan bataklığı kurutmak için dikilen Avustralya’dan getirilen ve çok su çeken 1500 okaliptüs ağacından oluşmaktadır.
O yıllarda yörede oturan halk, sırta nedeniyle zor günler geçirmiştir.
Aşıklar Yolu: Marmaris’ten çıktıktan sonra, Antalya-Muğla kavşağına geldikten sonra, durup arabanızdan inin, anayola paralel sağdaki köy yoludur.
Gökova Aşıklar Yolu
Ağaçlar çok yüksek ve çok geniş gövdelidir. Yani, burası ağaçlardan oluşan bir tünel gibidir.
Burada Okaliptus ağaçlarının üzerine çok sayıda, yüzlerce isim kazınmıştır.
Evet bu yolun bir başka özelliği de, yolun sonunda-başında meşhur tostçuların olmasıdır. Akçapınar tostunu burada tatmalısınız.
KARGI KOYU
Gökova şehir merkezine en yakın koylardan birisidir ve merkeze 3 km uzaklıktadır. Burada: antik dönemde Akantos isimli bir şehir kurulmuştur ancak bu şehirden günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Burada oldukça güzel yüzülecek yerler vardır.
Gökova Palamut Bükü
PALAMÜTBÜKÜ
Datça merkezine: 25 km. uzaklıktadır. Koyun açığında: küçük bir ada var. Lokanta ve pansiyonlardan yararlanmak mümkün. Kumsalı: 2 km. uzunluğunda. Kum ve çakıl karışımı. Denizi çok temiz.
Denizde: 25 metre derinlikte, dipte net görüntü mümkün, yani zıpkınla balık avlanabilir. Burada: ayrıca, tekne ve yat barınağı da bulunuyor.
Buradan alışveriş yapmak da mümkün.
Özellikle; almanızı önerebileceğim: bu yörenin leziz yiyeceklerinden: badem, zeytinyağı, bal, kekik ve diğer şifalı olduğu söylenen bitkiler var.
DOMUZBÜKÜ
Sessiz, sakin bir ortam arayanlar için ideal bir yer. Televizyon dahil, kimi nimetleri unutmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Karayolu ulaşımı yok.
Bu nedenle: yarımadanın, el değmemiş koylarından biri. Datça’dan, bir saatlik tekne yolculuğu sonucu ulaşılıyor. Konaklamak isteyenler için tek seçenek: bungalov tipi evlerden oluşan bir tesis var.
Çevresi: çam ağaçlarıyla kaplı, geniş plajı olan koy: güney dışındaki tüm rüzgarlara kapalı. Denize girmek ve dinlenmek dışında, küçük çevre turları yapmanız da mümkün.
Elektrik dahil, hiçbir teknoloji yok. Kendisiyle baş başa kalmak isteyenler için, ideal bir ortam sunuyor.
Çevrede, yürüyerek ulaşılabilecek bir mağara ve kaya şekilleri var.
Gökova Çökertme
ÇÖKERTME
Çökertme beldesi: Gökova’nın Bodrum’a doğru uzanır. Gökova merkeze 65 km uzaklıktadır.
Bodrum’dan 1.5 saat uzaklıkta, Mazı’dan sonra ve virajlı bir yol ile buraya ulaşılıyor. Evet uzun bir yol, minik köyler geçiliyor, bol bol zeytin ağacı görülüyor ve sonuçta Çökertme koyuna ulaşılıyor.
Sonuç olarak karadan ulaşımı zordur, o yüzden Çökertme genel olarak denizden teknelerle ziyaret ediliyor.
Gökova Çökertme
Özel koruma bölgesi ilan edildiğinde, burada yapılaşma yoktur, yasaktır.
Çökertme: dağlarla çevrili bir koydur. Muhteşem bir deniz, ufukta tekneler, karada tek sıra az katlı restoran ve pansiyonlar yani Yunan adası havasında bir ortam. Restoran ve pansiyonlar, denize sadece 2-3 adım ötededir.
Pansiyonda yattığınız yerden denizi görebilir, gece dalga sesiyle uyuyabilirsiniz. Yani lüks bir yer olmamasına rağmen, buradaki pansiyonların konumu muhteşem güzeldir.
Çökertme Limanı: Bodrum ve Gökova arasındadır.
Çökertme köyü, oldukça küçük bir köy olduğundan, yörede gezilecek yer yoktur. Ancak yakınlarda bulunan yerlere (Mazı köyü, Fesleğen Bükü, Kargılı Bükü gibi) gidebilirsiniz.
Çökertme Limanında sadece 5-6 tane restoran vardır. Bu restoranların ilginç bir uygulamasına şahit oldum.
Restoranın önünde, sahilde motordaki restoran görevlisi gençler, koya giren tekneleri dürbünle takip ediyorlar ve koya gelen yabancıları kendi lokantalarına davet ediyorlarmış.
Çökertme de bir yürüyüş yolu, çarşı ve müzikli eğlence mekanı bulamazsınız. Burada tatil yapmayı düşünürseniz: sadece bir şeyler yemek, kitap okumak, bir şeyler içmek, denize girmek, biraz uyumak, yemek yemek ve tekrar uyumaktır.
Buna göre, burayı tercih etmeden önce düşünmelisiniz. Buraya gelirseniz, mutlaka deniz ayakkabısı getirin çünkü deniz girişi oldukça taşlıktır.
Plajda, “T” iskelesi vardır.
Aslında: Çökertme de bulunan 4 iskeleden 3 tanesi, önceki yıllarda yıkılmıştır. Bu yüzden, koyda duraklayan tekneler, sahildeki dört güzel klasikleşmiş restorana botla ulaşıyorlar.
Gökova Çökertme
Çökertme Limanı: genellikle Mavi tur teknelerinin başlangıç veya bitiş yeridir. Çünkü buraya karayolu ulaşımı bulunmaktadır.
Son bir not: “Mandıra Filozofu” filme, Çökertme Limanbükün de çekilmiştir. Buraya yürüyerek veya tekne ile gidebilirsiniz. Ayrıca: burası türküsü olan Çökertme değil, Çökertme türküsünün çıktığı yer Bodrum’dur.
Bodrum’da bir çökertme caddesi vardır. Meşhur çökertme kebabı da burada değil, Bodrum da ünlüdür. Bir de, asıl Çökertme köyü, deniz kenarında değildir, denizden 1 km kadar içeridedir.
Gökova Löngöz Koyu
LÖNGÖZ KOYU
Gökova körfezinin en güzel koylarından birisidir.
Kargılı burnunun batısındaki çam ormanlarıyla kaplı, yüksek tepelerden başlar, daralarak batıya doğru uzanır. Ancak 10 yıl önce çıkan bir yangında bu sık kızıl çam örtüsü oldukça büyük hasar görmüştür ve sonra bölge yeniden ağaçlandırılmıştır.
Ancak bu yeni dikilen fideler henüz küçüktür.
Özellikle yaz aylarında yoğun tercih edilir.
Güney kıyıda, ağaçların altında bir restoran ve küçük tahta iskele vardır.
Koyun kuzey batısında ise, bir restoran daha vardır. Bu restoranların bulunduğu yerlerde küçük yürüyüş yolları bulunur ve bu yürüyüş yollarıyla komşu koylara ulaşılır.
Koy dar ağızlı ve çok derin bir koydur. Koyun sonuna yaklaştıkça deniz sığlaşır ve bulanıklaşır. Çünkü koya bir dere akmaktadır.
ORAK ADASI
Gökova merkeze 94 km uzaklıktadır.
Ada, Gökova körfezindedir. Gökova körfezindeki en büyük adalardan bir tanesidir ve adanın ucu, bir orak şeklinde olduğu için ismi “Orak Adası” olmuştur.
Bir başka söylentiye göre ise, ismini: adanın ucunda bulunan orak şeklindeki sığınaktan almıştır.
Ada ıssızdır. Gökova rüzgarını tersten aldığı için, burada deniz sürekli sakin ve dalgasızdır. Denizin turkuaz rengi inanılmaz güzeldir. Suyun berraklığı da mükemmeldir.
Adada bir deniz feneri bulunmaktadır. Ayrıca zeytinlikler vardır. Duyduğuma göre, mavi tur tekneleri adada bulunan fareler yüzenden adaya yaklaşmak istemezlermiş.
Dalış Bölgesi
Adanın güney kıyısında bulunan ince burun, su altı sporları için oldukça elverişlidir. Yani, Ege’nin su altı dalışı için en uygun noktalarından biridir.
Burundan iki yöne doğru dalış yapılabilir. Burunda, Gökova yönünde yapılan dalış, heyecan vericidir. Bu yönde 30 metre derinlikte bulunan mağaranın içinde mor süngerler vardır. Burundan itibaren, önce 25 metre ve sonra 65-70 metrelere kadar dalınabilir.
Dibi cam gibi görünen turkuaz sularıyla güzel manzaralar sunar. Kırmızı mercan, denizyıldızı, renkli papağan balığı gibi çeşitli deniz hayvanlarını görebilirsiniz. Dalış yapanlar, kayıtlı bir dalış rehberiyle dalış yapmak zorundadır.
Öğle yemeğinden sonra, çam ve zeytin ağaçları ile kaplı yamaçta yürüyüş yapabilirsiniz.
Peki buraya nasıl ulaşılır, Bodrum’dan kalkan günübirlik teknelerle buraya ulaşmak mümkündür. Ancak deniz yolculuğu yaklaşık 2 saat sürmektedir.
ÖREN VE ÖREN MARİNA
Ören eski ismi Keramos, deniz kıyısında çok eski bir Yunan yerleşim alanıdır.
Yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili bölge tarihi kalıntılarla doludur. Bu çam ağaçlarının altında büyük kömür yatakları bulunmuş ve Ören yerleşiminin hemen arkasında iki termik santral yapılmıştır.
Yeniköy ve Kemerköy santrallarına kömür çıkarabilmek için, santralların çevresindeki çamlara büyük zarar verildiğini duydum.
Ören: tertemiz ve sakin bir yerleşim yeridir. Çevresi yemyeşildir. Yerel Pazar ve market bulunuyor.
Ören’de: sahil şeridi 8 km uzunluğundadır. Kordon boyu ise 14 km dir.
Ören tamamen Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır, iki kattan fazla yapılaşmaya izin verilmiyor.
Ören Marinanın konumu oldukça güzeldir. Gerek karayolu ve gerekse uçak la bölgeye ulaşım kolaydır.
Ören Marinaya çevredeki koyların uzaklıkları: Akbük ve Tuzla koyları 1 saat, İngiliz Limanı 1.5 saattir.
Marina içinde, denize girilebilecek oldukça temiz bir deniz vardır.
OKLUK KOYU
Sadun Bora, Okluk koyunu, Gökova’nın en iyi koyu olarak tanımlar. Koy “Değirmendere Bükü” olarak da isimlendirilir.
Koyun hemen yanında “İngiliz Koyu” bulunmaktadır.
İngiliz Koyu-İngiliz Limanı-Bördübet koyu
2’nci Dünya Savaşında, geceleri Alman gemilerini bombalayıp, sabahın ilk ışıklarıyla koya sığınıp saklanan İngiliz muhriplerinden dolayı, koya bu isim verilmiştir.
İngiliz askerleri, deniz ve ormanın iç içe olması ve değişik kuşların bolluğu nedeniyle adaya “Kuş Yatağı” anlamına gelen “Bird the bed” adını takmışlardır.
Bu isim zamanla değişime uğrayarak “Bördübet” olarak anılmaya başlanmıştır.
Okluk koyunun hemen altında güneyde Cumhurbaşkanlığı konutu ve iskelesi vardır.
Gökova Deniz Kızı Heykeli
Koyda Sadun Bora’nın diktiği “Deniz Kızı Heykeli” görülür. Sonrasında Okluk koyuna varılır. Okluk koyunu: çepeçevre ağaçlardan oluşan orman sarar.
Burada: 2 iskele ve 2 restoran vardır. Bu restoranlarda en meşhur yemek Orfoz Buğulamasıdır.
Karaya çıktığınızda: Sadun Bora’nın 1986 yılında yazarak hazırladığı bir pano görülür.
YEDİ ADALAR
Halikarnas Balıkçısı “Burada adalar gökyüzünde asılı gibi durur, burası Gökova’nın, dünyanın merkezidir” demiştir.
Yedi Adalar: Gökova körfezinin güneyinde, Amazon ve Tuzla koyu arasındadır. Burada: irili ufaklı 6 ada bulunmaktadır. Adalar kalın çam ormanlarıyla kaplıdır. En kuzeydeki “Güllü ada” iyi bir dalış yeridir. Su altı özellikleri çok güzeldir.
Burada ilginç bir öyküden söz ediliyor. Şöyle ki “Yılan balıkları, buradan çıkıp Bahama adalarına kadar 3 yıl süren bir yolculuk yaparlar.
Orada yumurtlar ve ölürler. Yumurtadan çıkan yavrular, hiç bilmedikleri koca denizlerden geçerek Gökova’yı bulurlar ve yedi adalara geri dönerler.
Norveç’ten gelen anne-baba yılan balıklarının yavruları, Norveç fiyorduna, Gökova’dan gelen yılan balıklarının yavruları ise 7 adalara dönerler.”
Bu öykü: Halikarnas Balıkçısının “Balık Bankası” isimli hikayesinden alınmıştır.
MAZI KÖYÜ
Gökova sahilindedir. Köy, zeytin ağaçlarıyla sarılıdır ve eski dönemlerde, halk korsanlardan korunmak için buraya sığınırmış.
Köy ve yöresi, oldukça sessiz ve sakindir.
Köy halkının birinci derece geçim kaynağı “halıcılık” tır. Burada uygun fiyatlarla halı satın alabilirsiniz.
Mazı köyüne bağlı “Hurma Sahili” vardır. Burası: zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı ve nemsiz doğası ve havası yanında tertemiz deniziyle ilgi çeker.
Hurma sahilinin muhteşem manzarasını izlemek için “Gözyaşı Kayasına” çıkmalısınız. Gözyaşı kayası: rivayete göre, Malta Şövalyelerinin içini oyarak altın dolu küplerini sakladıkları bir yerdir, bir başka söylentiye göre ise bir sunaktır.
Hurma sahilinin solundaki koylarda: dipten karışan soğuk ve tatlı suların bulunduğu yerler vardır.
Gökova Atahan Turistik Tesisleri
ATAHAN TURİSTİK TESİSİ
Ataköy beldesindedir. Burası tarihi bir handır ve mimarisiyle ilgi toplamaktadır. Çiniler yapıya ayrı bir güzellik katar ve bu yüzden turistlerin uğrak yeri olmuştur.
Sarıgerme: Dalaman havaalanına, yalnızca 11 km. ve Dalaman merkeze 12 km uzaklıktadır. Dalaman ve Ortaca arasında kalan bir yerdir.
Fethiye’ye: 58 km., Muğla’ya: 81 km., İzmir’e: 307 km., Ankara’ya: 737 km., Antalya’ya: 260 km., İstanbul’a: 870 km. uzaklıktadır.
Ortaca’dan, düzenli minübüs seferleri bulunmaktadır. Öncelikle: Osmaniye Köyüne ulaşmayı denemelisiniz. Buradan: Sarıgerme Plajına; çekçek ler ile ulaşmak mümkün. Zaten: sezonda, plaj bölümü, araç trafiğine kapatılıyor.
Sarıgerme
GENEL:
Eşsiz güzellikte doğası, kumsalı ve geçmişten günümüze gelen tarihi önemi nedeniyle, turizm açısından önem kazanıyor. Türkiye’nin en meşhur turizm merkezlerine yakın olması büyük avantaj.
Neden Sarıgerme ismi verilmiş?
Dalaman çayının üzerinde taşınan tomruklar, denize kaçmasın diye, çayın deniz bağlantısı kapatılırmış. Bu işleme “Germe” deniliyormuş.
Dalaman çayının kollarından “Sarısu’da, bölgenin deresi. İşte “Sarı” ile “Germe” birleştirilerek, Sarıgerme oluşturulmuş. Esas yerleşim: Osmaniye köyü olarak biliniyor. Köy; sahilden 850 metre içeride.
Deniz sığ. Ege ve Akdeniz’in bu buluşma noktasında: farklı tuz yoğunluğu dikkati çekiyor. Kıyı bandında: bir-iki karış derinlikli suda, kilometrelerce yürüyebilirsiniz.
Bilek ve dizinizi geçmeyen su, tabandaki kumlar, ayaklarınıza doğal masaj yaparken, bacak kaslarınızı kuvvetlendirip, vücuttaki tüm elektrik ve stresi alıp götürüyor.
Sığ deniz; yüzme bilmeyenler ve çocuklar için ideal güzellikte. Aynı zamanda “Mavi Bayrak” sahibi olan denizden çıktıktan sonra; onlarca yıllık çam ağaçlarının gölgesinde dinlenebilirsiniz.
Kumsalı: çok geniştir.
Plajın uzunluğu 7 kilometredir, genişlik ise 100 metre civarındadır.
Sarıgerme’nin en önemli özelliği: çok ince, altın sarısı kumsalında, herhangi bir beton yapı bulunmamasıdır.
Orman bir anda sizi kucaklıyor. Temiz havası, ciğerlerinize dolarken, kendinizi yeniden doğmuş gibi hissedeceksiniz.
Sarıgerme Baba adası
Denizde, biraz açıklarda: Baba adası var. Bu ada: Marmaris-Göcek arasında dolaşan teknelerin ve yatların uğrak yerlerinden biri. Adanın Sarıgerme’ye bakan yüzü, korunaklı ve tekneler bu yüzden bağlanıyorlar.
Adanın arka yüzü ise kayalık ve dalma meraklıları için uygun bir alan. Baba adası: sahilden 1 mil açıkta. Bir tür dalgakıran görevi yapıyor.
Kıyı şeridindeki suyun sirkülasyonunu da sağlıyor. Sahile yan yana gelen dalgalar, yüzenlere yalnızca bir kez temas edip, geçip gidiyor.
Baba adasının bir özelliği de, burada tüplü su altı dalışı yapılabilmesidir.
Tüm bu güzellikleri anlattım. Yalnız bir sorun var. Bu güzel; plajın büyük bölümü: özel oteller tarafından kullanılıyor, yani yalnızca kendi müşterilerinin girebildiği özel alanlar haline getirilmiş.
Sonuçta ise: 1995 yılında, Sarıgermede yaşayan çeşitli insanlar bir araya gelerek SAR-ÇED denilen bir eğitim derneği kurmuşlar. Bu dernek, daha önce çöplük olarak kullanılan alanda; Turizm Bakanlığının pilot proje olarak gösterdiği çalışmalar yaparak; sahili düzenlemişler ve bu sahaya: büfe, duş, tuvalet, şezlong, şemsiye ve kabinler yanında Osmaniye Köyü’ne çekçek bağlantısı gibi hizmetler vermeye başlamışlar.
Bu sayede: lüks otellerin, yerli ve yabancı turistlere verdiği hizmetlerin aynısı, günübirlik kullanılan bu sahilde de verilmeye başlanmış. Bu arada: buraya giriş ücretli. Evet; bu hizmetler ücretli veriliyor. Ama: sonuçta, inanın verdiğiniz ücrete değecek.
Ayrıca: sezon başlayınca, Sar-Çed plajı yakınlarında, otopark yasağı başlıyor. Eğer aracınız ile buraya gidecekseniz; köyün hemen girişindeki otoparka aracınızı park edin. Yoksa geri dönmek zorunda kalırsınız.
Otopark’dan Sarıgerme plajına, çekçek (Traktör römorklarının özel olarak dizayn edilmesiyle hizmet veren, toplu taşıma aracı) ler ile ücretsiz olarak gitmeniz mümkün.
Sarıgerme Sahili
NE YENİR:
Burada; bir tür deniz yosunu olan: “Geren Otu” ve “Silcan Otu” nu mutlaka deneyin. Sarısu’ da avlanan Mavi Yengeçler diğer yiyecek alternatifleri. Ayrıca: yılan balığı ve çiçek balı nı da tatmalısınız.
Sarıgerme Sahili
NELER YAPILABİLİR:
Sarıgerme’nin dünyaca ünlü altın sarısı plajlarında, güzel bir yürüyüş sizi rahatlatacaktır. Sarıgerme Sahilindeki kumlar o kadar ince dir ki, avucunuzda sıktığınızda, su gibi akıp giderler, tutamazsınız. Su çok fazla derin değildir.
Bazı yerlerde: 45-50 metre ilerisinde bile, su yalnızca dizinize gelir. Özellikle: çocuklu aileler için bulunmaz bir güzelliktir bu.
Çocuklarınız: Sar-Çed park alanında: tavşan, tavus kuşu, ördek vb. gibi sevimli hayvanları severken, isterlerse oyun alanında bulunan parkta: salıncak, kaydırak ve bunun gibi birçok etkinlikten yararlanarak zaman geçirebilirler.
Sarıgerme Pisilis antik kenti
PİSİLİS ANTİK KENTİ:
Sarıgermedeki antik yerleşimin adı: “Pisilis”. Yerleşimin bugünkü adı da ilginç. Germa sözcüğü: Farsçada ılıca yani sıcak su anlamına geliyor. Bunu hatırlayınca, ilk çağ kenti Pisilis kalıntılar alanına, yöre halkının, niçin Sarıgerme dediğini anlamak mümkün.
Antik kentte bugün görülebilenler şunlar: duvarlarla çevrili şehir merkezi ve bunun dışında kalan, birkaç büyük yapı ve mezarlık kısmı.
Kayalık bir tepenin üzerinde bulunan şehir merkezinde, dar caddeler ve sokaklar, birbirine yakın, dar ve genellikle iki katlı evler görülüyor. Zemin katlarında ahırlar, üst katlarda oturma odaları bulunuyor.
Bir kısmının dışarıdan merdivenleri bulunuyor. 50-70 cm. kalınlığındaki dış duvarlar: taş, tuğla kırıkları ve horasanlar, damlar tahta kalaslar (kalaslar, hala sıkça görülebilmekte) ve kerestelerden yapılmış.
İçme suyu: dağlardan bir su kemeri ile aktarılmış veya yağmur suları yer altı sarnıçlarında biriktirilmiş. Şehir duvarlarının yüksekliği: yaklaşık 10 metre ve kalınlıkları ise, 3 metre kadar. Şehrin, yaklaşık yarısına yakın bölümü, güneydoğudan gelen göçmen kumullarla örtülmüş.
Şehir duvarlarının dışında; otel bungalovlarının bulunduğu bölümde, bir anıt mezarın heybetli taş kütle temeli (zengin bir Romalının aile mezarlığı olduğu sanılıyor) bulunuyor.
Dikkatinizi çekecek bir özellikten söz edeceğim. Pisilis antik kentinin kalıntılarının bulunduğu alan üzerinde, bugün bir turistik tesis bulunuyor. Bu nedenle, bugüne kadar burada herhangi bir kazı ve arkeolojik inceleme yapılamamış.
Bu yüzden bilgiler sınırlı. Ama: buradaki turistik tesisin açılışında, devrin Cumhurbaşkanı bir söz ediyor ki, bu söz şöyle:” Gavurlardan kalan bu taşları mı koruyacağız, yoksa beş yıldızlı oteller mi yapacağız?”
O devirlerde, kaçak büyük tesisler yapmak moda idi. Ama bunların sonradan devrin Başbakan ya da Cumhurbaşkanlarına açtırılması da, bu modanı bir parçası idi.
Evet, Sarıgerme bu. Gerçekten: burada, sizi muhteşem geniş ve incecik, vücudunuza yapışmayacak ölçüde ince kumlardan oluşan, sarı bir plaj karşılayacak. Ayrıca: sığ ve güzel, tertemiz bir deniz.
Bunun dışında; hayır, başka bir şey yok, sessizlik, huzur, yemyeşil çam ağaçlarının gölgesi var. Denize girebilir, sıcaktan bunalırsanız, çam ağaçlarının gölgesinde, gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. İyi tatiller.