Antalya Elmalı

Antalya Elmalı


Elmalı denilince, benim aklıma ilk gelen: ilçe merkezinde, Ömer Paşa camisinin hemen yanındaki “Elma anıtı” ve yörenin yaz aylarında aşırı sıcaklarından kaçıp buraya sığınan ve yerleşim yerinin mevcut nüfusunu, üç-dört katına çıkaran nüfus yoğunluğudur.

Evet, burası, rakımın yüksek olması nedeniyle, özellikle yaz aylarında, nispeten serin havası ile ziyaretçi çekiyor. Bunun dışında, bölgenin genelindeki turistik çekicilik, maalesef burada etkin değil. Çünkü: herhangi bir turizm aktivitesi yok.

Sadece, bir kısım turist, bir yerden bir yere giderken, buradan geçiyor. Ama, unutmamak gerekir ki, Elmalı gerçekten, tarihi geçmişi renkli olan bir yer ve özellikle, Elmalı Definesi, bütün dünya tarafından bilinen bir gerçektir.

Antalya Elmalı

ULAŞIM

Elmalı, bağlı bulunduğu il olan Antalya’nın 111 km. batısındadır. Elmalı-Korkuteli arasındaki uzaklık: 50 km. Elmalı-Finike arasındaki uzaklık: 60 km.

Antalya Elmalı Tarih

TARİH

Yörenin tarihi geçmişi incelendiğinde, özellikle, antik dönemde Likya uygarlığının kuzeyinde önemli bir yerleşim yeri olduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında: Semahöyük köyü ve Hacımusalar köyü yakınlarındaki höyüklerde yapılan araştırmalarda, Bronz çağında, buralarda yerleşim izleri görülmüştür.

Ancak, tüm bunlara rağmen, yine de, Elmalı yerleşim yerinin, ilk olarak, MS.8’nci yüzyılda gerçekleştiği resmen anlaşılmaktadır. Yıldırım Beyazıt döneminde, yöre, Osmanlı egemenliğine girer. Osmanlı döneminin ilk yıllarında, Teke livasının merkezi ve Teke paşalarının ikametgahı olarak bilinir. Çünkü: Anadolu Selçukluları, burayı ele geçirince, Tekeli Türk boylarını, buraya yerleştirirler.

Ancak, idare merkezi Antalya’ya taşınınca, burası kaza haline gelir. Bu süreçte, yörenin kullanılan isimleri: Kabalı, Amelas, Elmalı.

Evet: Elmalı, antik dönemde, askeri ulaşım yolları dışında kalması nedeniyle fazla gelişmemiş olsa da, yine de kendisine has ekonomik bir etkinlik oluşturmuştur. Özellikle: hayvancılık ürünlerinin satıldığı Pazar, pamuklu bez dokuması ve dericilik, buranın ekonomik gelişimini sağlamıştır.

Tarihi süreç ile ilgili son bir not: 1940 yılında, Elmalı yöresinde büyük bir yangın çıkar ve yerleşim yeri, tamamen yanarak yok olur ve daha sonra yeniden imar edilir.

Antalya Elmalı

GENEL

Elmalı, bağlı bulunduğu Antalya ilinin batısında ve iç kesiminde, dağlık bir alanda bulunmaktadır. Yöre: Batı Torosların kolları ile engebelenmiştir. Yörenin başlıca yükseltileri, 2000 metrenin üzerindeki Susuz ve Kohu dağlarıdır. İlçe merkezinin bulunduğu mahal: adeta bir çanağı andırır, yani çevre tamamen yükseltilerle çevrilidir. Bu yükseltiler yani dağlar, ormanlar ile kaplanmıştır.

Bu ormanlık alanlarda, özellikle: antik dönemde, gemi yapımında kullanılan “Lübnan sediri” yani “Katran ağacı” bulunmaktadır. Bu ağaç aynı zamanda: saray ve mabetlerin yapımında, firavun ve yüksek yöneticilerin tabutlarının yapımında da kullanılmıştır. Reçinelerinden ise, mumyalama işleminde yararlanılmıştır.

Ayrıca, çeşitli yerlerdeki demiryolu yapımında, yine bu ağaç, travers olarak kullanılmıştır.

Bu çanak bölüm içinde ise: birkaç ova bulunmaktadır. İlçe merkezi, 2503 metre yükseklikteki Elmalı dağının güney eteğinde kurulmuştur.

Yörenin denizden yüksekliği: 1196 metredir. Yüzölçümü ise: 1595 km. karedir.
Ekonomi, tarıma dayanmaktadır. Özellikle: meyvecilik ileri düzeydedir. Hayvancılık da yapılır ve buna bağlı olarak, mandra ürünleri ve hem deri üretimi yaygındır.

Antalya Elmalı Sikkeleri

ELMALI DEFİNESİ-SİKKELERİ

MÖ.5. yüzyılda Perslerin Yunanistan’ı işgal etmesinin ardından, Atina Şehir Devletinin önderliğinde Akdeniz çevresindeki şehirlerden oluşan bir birlik kurulmuştur. Atik-Delos Deniz Birliği olarak isimlendirilen bu birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden kendi gücü oranında katkıda bulunuyordu.

1984 yılında Elmalı ilçesinde kaçak kazılar sonucu bulunan “yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri” o bölgede bulunan bütün şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık 1900 adet sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki şehir devletlerinin parası idi ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri de vardı.

Definenin gömülüş tarihi MÖ 480-460’tır. Karanlığı çok olan bir döneme hatırı sayılır ışık tutmuştur. 

Söz konusu sikkelere: yüzyılın definesi denmesinin en önemli nedeni; Yunanlılar Persleri yendikleri için bir anı parası çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi 1 drahmi, en fazla 4 drahmi iken, anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı. (10 drahmilik paranın ismi Dekahdrahmi idi) 

Arkeologlar Jeffry Spier ve Jonathan H. Kagan tarafından MÖ.470-450 yılları arasına tarihlenen ve yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen bunlar (her birinin 600 bin dolar değeri olduğu söyleniyor) büyük define içinde bulunmaktadır.

Çünkü bu sikkeler çok az basılmıştır ve 1984 yılına kadar dünyada yalnızca 13 tanesinin varlığı biliniyordu. Elmalı definesinde ise bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.

Elmalı definesinin bulunmasıyla insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlatılmış ve dünyada bilinen Dekahdrahmi sayısı 2 katına çıkmıştır.

Koleksiyonun büyük kısmını: (962 adet) Lykia sikkeleri oluşturur. Geriye kalanların 283’ü Rhodos, 41’i Samos, 12’si Efes/Milet, 165’i Atina, 59’u Bisaltai, 31’i Akanthus, 15’i Abdera, 6’sı Taşoz ve 44’ü Paros’tur.  

Definedeki Lykia sikkelerine genel olarak bakıldığında, değişik tipte yazılı ve yazısız sülale sikkeleri eldekilerin yaklaşık yüzde kırkını, geriye kalan yüzde altmışı ise az sayıda tipi içeren fakat birbiriyle kalıp bağı olan sikkeler oluşturur. Bunların çoğu önceden bilinen veya örnekleri tanınan sikkelerdir. Sikke bağı en kuvvetli lan grup ise Kamirus sikkeleridir. Bunların yaklaşık yüzde ellisi birbirleri ile ön yüz veya arka yüz kalıbı açısından bir zincir oluştururken, diğer yüzde ellisi ise tamamen aynı ön ve arka yüz kalıbından basılmıştır. Genel sonuç olarak: Elmalı Definesi, içinde birkaç örneği olan değişik merkezlere ait sikkeleri barındırmakla birlikte çoğunluğu birkaç büyük merkeze ait çok sayıda ve birbirleriyle bağ olan sikkelerden oluşmaktadır. 

Definede bulunan Orta ve Kuzey Yunanistan, Trakya, Ege Adaları ve Kuzeybatı Anadolu (Lykia) sikkeleri çağdaştırlar. Aynı zamanda bu sikkeler her şehri belli bir oranda temsil eder gibi bir araya getirilerek gömülmüş gözükmektedir. 

Bu nedenle Elmalı Sikkelerinin kısa bir dönemde ve büyük bir amaç için bir araya getirildiği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu durumda sikkelerin MÖ 546 yılında başlayan Grek-Pers savaşlarından  sonra Pers hakimiyetine geçen Anadolu ve Grek kentlerinin Atina önderliğinde Pers hegemonyasına karşı kurduğu ve adına Attika-Delos Deniz Birliği denen ittifakın ihtiyaçları için toplanmış olabileceği düşünülmektedir. 

Elmalı Definesinde, Atinalıların Pers’leri bozguna uğrattığı savaşların anısına bastırdığı ve her biri 43 gram ağırlığındaki Dekadrahmiler bulunmaktadır. Bu sikkelerin arka yüzündeki kanatları açık ve cepheden baykuş figürü, Athena’nın klasik ve yüzlerce yıl değişmeden aynı tipte basılmış baykuşlu sikkelerden farklı olarak tasarlanmış ve çok sayıda basılmıştır. Definede 14 adet olduğu belirtilen ancak 6 tanesi yurda dönebilen bu sikkelerin ilavesiyle dünya literatüründe bilinen örnek sayısı 42 olmuştur. 

Elmalı Definesinin bulunması/kaçırılması:

Evet “Yüzyılın Definesi” olarak nitelendirilen bu hazine: 18 Nisan 1984 tarihinde Antalya-Elmalı kara yolunun hemen kuzeyinde, Karaburun tümülüsü ile gökpınar köyü arasında bulunmuştur. Define kaçakçılar tarafından Amerika’ya kaçırılmıştır.

1988 yılında Amerika-Los Angeles şehrinde 10 ve aynı yılın Mayıs ayında İsviçre-Zürih şehrinde 3 ve 1991 yılında yine Zürih şehrinde 3 adet olmak üzere çeşitli müzayedelerde 16 adet Elmalı Sikkesi açık arttırmaya çıkarılmıştır.

Ancak Türk hükümeti avukatları aracılığı ile müdahale ederek satışları durdurmuştur. Ülkemizden kaçırıldığı bilinen sikkeler; Gazeteci Özgen Acar ve Kültür Bakanlığının uzun ve inatçı girişimleri sonucunda herhangi bir bedel ödenmeksizin 1999 yılında başında ülkemize getirilmiştir.

Ancak hazinenin toplamı 1900 sikkeden oluşmasına rağmen, bunlardan yalnızca 1676 tanesi geri getirilebilmiştir. Geriye kalan sikkelerin nerede olduğu bilinmemektedir.

Antalya Elmalı Yeşilyayla Güreşleri

ELMALI YEŞİLYAYLA GÜREŞLERİ

Bu etkinlik tarihçe olarak ülkemizde birinci sırada ancak organizasyon olarak Kırkpınar’dan sonra ikinci sıradadır. Güreş tarihçesi incelendiğinde: 1419 yılında Nuh Çelebi’den gelen taşınmaz mal varlığının, günümüzde Yeşil Cami olarak bilinen yerde bulunan Musalla Çevrik diye anılan mahalledeki arazinin güreş çayırlığı diye vakfiye edildiği belirlenmiştir. Bu nedenle, burada güreş tarihinin çok eski yıllara kadar gittiği düşünülmektedir.

Güreşlerin bir yönü: güreş yapılan yöre halkının maddi ve manevi desteğiyle yine yöre halkına fayda sağlayacak eserlerin yapılmış olmasıdır. Tespitlere göre: Elmalı’da son 30 yıl içinde güreş gelirlerinden: Elmalı Lisesi, Elmalı Devlet Hastanesi, Elmalı Spor Tesisleri ve Elmalı Müzesi için maddi destek sağlanmıştır.

Günümüzde, güreşler başlamadan bir hafta önce sempozyum ve sergiler düzenlenmektedir. Güreş günlerinden birkaç gün öncesi, akşamları sanatçılar davet edilerek yöre halkına konserler tertip edilir.

Evet, Elmalı Yeşil Yayla Güreşleri, her yıl Eylül ayının ilk haftasında yapılmaktadır. 2014 yılında güreşlerin 672. si yapılmıştır.

Antalya Elmalı

NE YENİR/NE İÇİLİR

Elmalı yöresinde, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, size önerebileceğim yiyecekler şunlardır: tarhana çorbası, erişte (elde kesme makarna), kırmızı sulu et yemeği ve höşmerim tatlısıdır.

Son olarak, burada, keçi sütünden yapılan “teke dondurması” yemenizi öneririm. Bu dondurma herkesin hoşuna gitmeyebilir, is kokusu hakim, ama buraya özgü bir lezzet olarak arzu edenler tadabilirler.

Antalya Elmalı

KONAKLAMA

Elmalı Öğretmenevi Yenimahalle. Antalya Yolu 242-6183288

Antalya Elmalı

GEZİLECEK YERLER

TARİHİ ELMALI EVLERİ

Elmalı: Elmalı dağı yakınlarında kurulan oldukça eski bir yerleşim yeridir. İlçedeki evler: cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle zamanın çok gerilerinden beri hala dimdik ayaktadır ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır.

Bu evler: Elmalı’nın Tahtamescit mahallesinde Aylar Sokaktadır. En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdir.

Elmalı evleri içinde en güzel örnek “Yeşil kapılı” dır. 1600 yılında yapılmış olan bu yapının ahşap işçiliği, insanı şaşırtacak kadar özel bir ustalık eseridir.

ELMALI MÜZESİ

1963-2001 yılları arasında bölgede kazılar yapan Prof.Dr.Macteld J. Mellink: bölgenin kültürel ve tarihi zenginliğine değinmiş, bu eşsiz kültür mirasının yerinde korunması, tanıtılması, halkın bilinçlendirilmesi ve en önemlisi son yıllarda giderek artan eski eser kaçakçılığının önlenmesi için bölgede mutlaka bir müze veya enstitü kurulmasını istemiştir.

Onun bu isteğinin karşılanması için, Turizm Bakanlığı 2000’li yıllarda aldığı bir kararla ilk adımı atmış ve Elmalı caddesi üzerinde, eski hükümet konağı, 2004 yılında müze olarak değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir.

Bu Hükümet binası, yapıldığı 1941 yılından 1987 yılına kadar ilçenin Hükümet binası,  daha sonra vergi dairesi ve bir bölümü öğretmenevi görevini yapmış ve mimari yapısıyla özel bir değere haiz bu yapının içinde, müze ihtiyaçlarına uygun biçimde değişiklik yapılmıştır.

Bunun sonucunda: 3 tane zeminde, 8 tane birinci katta olmak üzere, 11 teşhir salonu oluşturulmuştur. Teşhir ve tanzim çalışmaları, Antalya Müzesi müdürlüğüne bağlı olarak 2011 yılında tamamlanmış ve Elmalı Müzesi 13 Haziran 2011 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Müzede neler sergilenmektedir

Elmalı Müzesi:2400 metrekarelik bir alanda, ikisi normal, biri bodrum katı olmak üzere 3 katlı bir yapıdır. Yapının güneybatı cephesindeki ana giriş kapısı, orta akstadır. Girişte danışmanın da bulunduğu geniş bir salon, sağ yanda idari mekanlar ve konferans salonu görülür.

Girişe göre: soldaki 3 teşhir salonundan b irinde bulunan 8 vitrinde: Elmalı ovasının Kaolitikten Orta Bronz dönemi sonuna kadar uzanan bir zaman dilimine ait eserler sergilenmektedir. Bağbaşı ve Karataş-Semayük kazılarında elde edilen bu eserler 8 başlık altında toplanmıştır.

Sergileme geç kaolitik döneme ait Bağbaşı eserleri ile başlatılmış ve Karataş-Semayük erken dönem Tunç eserleriyle devam ettirilmiştir. Karataş-Semayük yerleşmesinin yaşam biçimini yansıtan çeşitli aletler, mühürler, ağırşak, takı vb buluntular yine tipolojik ve işlevsel bir düzenleme ile ziyaretçilere sunulmaktadır.

İkinci Salonda: Kalkolitik ve Erken Tunç Dönemine ait mezar ve depolama kapları olarak kullanılmış, pithos ve çömlek gibi büyük boyutlu kapılardan seçilmiş örnekler sergilenmektedir. Bilgi panolarında Anadolu’nun tarih öncesi kültürlerinin karakteristik özellikleri maddeler halinde belirtilmiştir.

Üçüncü Salonda: Karataş-Semayük mezarlık alanında bulunmuş 3 küp mezar özgün konumlarına göre, içlerindeki iskeletler ve ölü hediyeleriyle birlikte çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenmektedir.

Bilgi panolarında: Anadolu’daki tarih öncesi ölü gömme adetleriyle Semayük nekropolü hakkında açıklamalar yer alırken, pithoslar üzerindeki bezeme tipleri, motiflerin anlamları ve önemi herkesin anlayabileceği bir anlatımla yansıtılmıştır.

Birinci Katta, girişe göre sol yanda: Anadolu’nun tarih sonrası dönemlerine ait kronolojik bir cetvel vardır.

Sağ yandaki levhada: Elmalı bölgesindeki ilk bilimsel araştırma ve kazıları başlatan, Kızılbey ve Karaburun mezar odalarının restorasyon projelerini yürüten, özellikle 60 yıl üzerinde çalıştığı Anadolu arkeolojisini bilim alemine tanıtan “Türkiye’deki Amerikalı arkeologların duayeni” unvanına sahip değerli bilim adamı Prof. Dr. Machtel J. Mellink’in biyografisi yer almaktadır.

Birinci katın, Sağ yanında bulunan dört salondan birinde: Likya’da rağbet gören yerel tanrılardan atlı ve sopalı koruyucu tanrı Kakasbos, avcılıkla bağlantısı olduğu düşünülen 12 tanrı, Helena ve Dioskur gibi adak stelleriyle bazı yazıtlı taşlara ait örnekler sergilenmektedir.

Küçük eserlerin sergilendiği salonun ilk iki vitrininde: Hacımusalar Höyük kazılarında bulunan Erken Tunç, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait buluntular sunulmaktadır. Devamındaki vitrinde, Hacımusalar-Karaçakır mevkiinde açığa çıkarılan lahit buluntuları ile Karaburun I, II ve Kızılbey Tümülüslerine ait buluntular sergilenmekte ve tanıtılmaktadır.

Sikke Salonunda: Likya şehir sikkeleriyle Roma imparatorluk sikkeleri kronolojik bir düzen içinde sergilenmektedir. Bölgede sikke basan şehirlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Duvar panolarında ise sikke basım tekniği ile ilgili bilgi verilirken sikkenin tarihçesi, fotoğraflarla da desteklenerek, kronolojik bir düzen içinde verilmeye çalışılmıştır.

Birinci katın sol kanadında: orta salonda Elmalı ve Korkuteli bölgelerinde bulunan Roma ve Bizans dönemine ait sütun başlıkları, yazıtlı mezar sütunu, taştan bir idol ve yekpare bir taştan oyularak yapılmış vaftiz teknesi sergilenmektedir.

Arykanda kazılarında gün ışığına çıkarılmış eserlerin sergilendiği salonda ise: Roma ve Bizans dönemine ait ev sunakları, adak stelleri, lahit ve heykel parçaları, pişmiş topraktan günlük kullanım kapları, dokuma malzemeleri, tıbbı aletler, çeşitli takı malzemeleri ve benzeri buluntular teşhir edilmektedir.

Birinci katın sol yanındaki 4 salondan birinde: yüzyılın definesi olarak da anılan, dünyaca ünlü MÖ.5. yüzyıla ait Elmalı Definesinin imitasyonları teşhir edilmektedir. Çarpıcı bir atmosfer içinde sergilenen sikkeler, ziyaretçilerin kolayca anlayabilecekleri şekilde guruplandırılmış, duvarlara yerleştirilen ışıklı bilgi panolarında tek tek, ayrıntılı olarak tanıtılmıştır.

Yine bu panolarda, definenin tarih içindeki önemi vurgulanırken, bulunuşu, kaçırılışı ve topraklarımıza dönüşü ile ilgili öyküye de yer verilmiştir.

Birinci katın her iki yanındaki dip salonların her birinde, kendi orijinal ölçülerinde rekonstrüksiyonu yapılmış olan Karaburun ve Kızılbey mezar odaları, duvarlarının renkli resimleriyle ziyaretçilere sunulmaktadır. Salon girişinde, mezarların bulunuşu, restorasyonu, çalışmaları, tarihleri ve duvar resimleri hakkında geniş açıklamalar bulunan tanıtıcı panolar yer almaktadır.

Yapının bodrum katında: sağda, envanter ve etütlük eserlerin konulduğu farklı ebatlarda dokuz oda vardır.

Müzenin:4000 metrekarelik açık teşhir alanında, Elmalı çevresinde bulunan Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, yazılı mezar taşları, postamentler ve sütunlar sergilenmektedir.

Ayrıca yok olmaya yüz tutan anıtsal arı serenlerinden bir örnek, Yukarı Söğle köyünden alınarak bahçenin kuzeydoğu köşesine kurulmuştur. Bahçede ayrıca restorasyon atölyesi, büyük bir havuz ile her mevsim hizmet verebilecek bir kafeterya bulunmaktadır.

Evet, günümüzde 1305 adet envanterli eseri bulunan Elmalı Müzesi bu yöreden geçenler tarafından mutlaka ziyaret edilmelidir.

Antalya Elmalı Semahöyük-Karataş

SEMAHÖYÜK-KARATAŞ

Semahöyük: Antalya ilinde Karain ve Beldibi gibi prehistorik merkezlerden sonra gelen en eski yerleşim yeridir. Antalya il merkezine115 km ve Elmalı’ya 5 km uzaklıktadır.

Elmalı-Korkuteli yolunda yaklaşık 10-15 km ileridedir ve günümüzde “Bozhöyük” olarak isimlendirilmektedir. Yöre insanı burayı “Turist Tepesi” diye de bilir.

Burada 1963 yılından beri Amerikalı Prof.Macteld Mellink yönetiminde sürdürülen kazılarda: MÖ.3000 ortalarından 2000 yılı başlarına kadar tarihlenen Erken Bronz Çağında bir yerleşim varlığı belirlenmiştir.

Özellikle: Semahöyük denilen yerde: hendeklerle çevrili, dörtgen şeklinde bir saray ve çevresinde ev kalıntıları ve bunların batısında, küp mezarlar bulunmuştur. Amerikalı Bryn Mawr tarafından 1963 yılında yapılan kazılarda, bu küp mezarlar dışında, seramikler, bronz iğneler, aynalar, mühürler, genç kızlara ait bilezikler, gaga ağızlı testiler, kolyeler, mızrak uçları gibi buluntular bulunmuş olup, bunların tümü, günümüzde, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Antalya Elmalı Karaburun Tümülüsü ve Mezar Odası
Antalya Elmalı Karaburun Tümülüsü ve Mezar Odası

 

KARABURUN TÜMÜLÜSÜ VE MEZAR ODASI

Karataş kazısının hemen kuzeyinde, Antalya-Elmalı yolu üzerindeki Karaburun kral mezarı: Prof. Machteld Mellink tarafından kazılmış ve MÖ.5. yüzyıl ortalarına tarihlenmiştir.

Duvar resmi: üçgen çatılı mezar odasının ana sahnesine sıva üzerine mor, mavi, kırmızı, yeşil, siyah ve beyaz renklerle yapılmıştır. Mezar sahibi yöneticiyi onurlandıran sahnede bir ziyafet sahnesi anlatılmaktadır ve ana figür bir kline üzerinde yatar vaziyettedir.

Üzerinde geniş kollu, rozetlerle süslü, Pers kıyafeti vardır. Figür sağ elini kaldırmış, sol elinde ise bir kase tutmaktadır. Yakınları kaseye şarap sunmaktadırlar. Siyah saçlı ve sakallı figür ekoseli bir taç takmaktadır.

Mezar odasının güney duvarında bulunan cenaze alayı sahnesinin ortasında, iki atın çektiği taht arabasına oturmuş betimlenen bir yönetici resmedilmiştir. Yönetici, Pers kıyafetleri, manto ve keçe şapka giymiştir.

Karşı duvarda ise: ayakta duran bir kadın ve tabandaki taş karyolanın eteğinde ise çeşitli hayvan resimleri bulunmaktadır.

Evet gelelim son bir şok nota: 2011 yılında mezarda bulunan 2486 yıllık paha biçilmeyen iki duvar resminin yerinden sökülerek çalındığı anlaşılmış ve halen bulunamamıştır. Antalya Arkeoloji Müzesi görevlileri: Tümülüs’te yaptıkları olağan denetimde mezar odasının kapısının kırılarak duvar resimlerinin önemli bölümünün yerlerinden sökülerek çalındığını saptamışlardır.

Tutkallı bez ve kimyasal maddeler kullanılarak profesyonel bir yöntemle yerinden söküldüğü saptanan duvar resimlerinin akıbeti halen belirsizliğini korumaktadır. Bu yöntem: Gaziantep Zeugma’daki Roma dönemine ait duvar resimleri ve mozaiklerin çıkarılmasında uzmanlarca ve ayrıca KKTC deki Lysi kilisesinin resimleriyle Kanakarya Kilisesinin mozaiklerinin çalınmasında da kaçakçılarca kullanıldığı bilinmektedir.

Bu resimlerde: Karaburun Tümülüs’ünde gömülü Pers Satrabı betimlenmiştir. Taş bloklardan yapılarak sıvanmış ve sıva üzerine yapılmış resimlerde bir Pers valisinin ziyaret sahnesi, tamamen doğal bir ev ortamına benzetilmeye çalışılmış ki ölen kişinin ruhu burada öldükten sonra bir ev ortamında yaşasın diye.

Burası hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum. Persler, Yunanistan’dan püskürtüldükten sonra Atinalı general Kimon: Karya ve Likya’yı dönemin güçlü örgütü Attika-Delos Birliği donanmasıyla, MÖ.466 yılında günümüzdeki Köprüçay denilen Evrimedon nehrinde Persleri yenmiştir.

Bu savaşın yaşandığı yıllarda Elmalı’da ölen Pers valinin mezarının bulunduğu tümülüsüne yakın bir tepede “Pers Sikkeleri” ve karşı tepede ise “Yüzyılın Definesi” denilen Attika-Delos Birliği komutanının savaş kasası kabul edilen ve 1900 gümüş sikkeden oluşan görkemli bir define bulunmuştur.

Pers sikkeleri: Amerika’da çeşitli koleksiyonlara dağılmış, Elmalı Definesi ise geri getirilmiştir. Yörede bulunan ok ve mızrak uçları, burada amansız bir savaşın yaşandığına tanıklık etmektedir.

KIZILBEY MEZARI

Kızılbey mezarı ise: batıda Elmalı-Yuva köyü yolu üzerindedir. Burası kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir. Muhtemelen antik dönemde içi boşaltılmış olan mezarda arkeolojik buluntuya rastlanılmamıştır.

Antalya Elmalı Fildişi Çocuklu Kadın Heykeli

FİLDİŞİ ÇOCUKLU KADIN HEYKELİ

Elmalı yöresinde yapılan arkeoloji kazılarında bulunan bu fil dişinden yapılmış, çocuklu kadın heykelinin yapılış dönemi ve yapanlar hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

GİLEVGİ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Çobanisa köyündedir. Kale yapısı: kara yolunun hemen kıyısında, üç bölümlü tepenin güney kısmındadır. Surlarla çevrili yerleşim yerine, kuzeydoğu bölümündeki bir kapıdan girilmektedir. Batı bölümde, dörtgen kulelerle desteklenen sur kalıntıları görülmektedir.

KESİK MİNARE

İlçe merkezinde, çarşı meydanında, Ömer Paşa camisinin karşısındadır.
Tek bir minare olarak görülmektedir ve mimari özellikler açısından, Selçuklu dönemi yapısıdır.

ÖMER PAŞA CAMİSİ VE TÜRBESİ

Ömer Paşa: Manavgat’lıdır ve kapı ağalığından çavuşbaşılığa kadar yükselmiş ve daha sonra beylerbeyi olmuştur. 1603-1604 yılları arasında Diyarbekir valiliği yapmış, 1623 yılında Trablusgarp beylerbeyliğine atanmış, ardından Batum, Trabzon, Karaman ve Maraş beylerbeyliği yapmıştır.

Evliya Çelebi 1671 yılında uğradığı Elmalı kasabasını oldukça geniş şekilde anlatırken camiyi Ketenci Ömerpaşa camisi diye anar ve göz alıcı iç süslemesini kısaca tarif ettikten sonra mimarisinden bahsederken onu İstanbul Eyüp Sultan’daki Zal Mahmut Paşa camisine benzetmiştir.

Elmalı ilçesinin ortasında bulunan bu cami: Osmanlı mimarisi gereği tek kubbeli türün en geliştirilmiş bir örneğidir ve Mimar Sinan ekolünün bir şaheseridir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre: Cami: 1610 yılında Kitapçı namıyla bilinen “Ömer ağa” tarafından yaptırılmıştır.

Cami: içinde bulunduğu yer meyilli bir arazi üzerinde olduğundan, heybetli bir görünüme sahiptir. Cami tamamen kesme taştan yapılmıştır. Giriş cephesinde üstü kubbelerle örtülü, ortadaki diğerlerinden daha yüksek kubbeli olan klasik başlıklı mermer sütunların taşıdığı revaka sahip bir son cemaat yeri vardır.

Taç kapı yay şeklinde olup büyük sivri kemerli ve üstünde 6 satır halinde kitabe bulunmaktadır. Pencereleri içeriden ve dışarıdan süsleyen alınlıkların üzerinde, her birinde değişik ayetler yazılı olan çiniler, İznik çini fırınlarının eseridir. Bunlardan birinin alt köşesinde “el-fakir Resmi Mustafa” imzası görülmekte olup yazıların hattatlarının ne kadar sanatkar oldukları anlaşılmaktadır.

Yazıların, çinileri süsleyen motiflerle beraber oluşu da hattat ve çinicinin tek kişi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Diğer bir husus ta: her pencere için ayrı ayrı olarak hazırlanan bu çok sayıdaki panonun o dönemde İznik’ten nasıl bir yol takip edilerek buraya kadar bozulmadan taşınmış olmasıdır.

İznik çinilerinin bu örneklerinin, o dönemde Anadolu’nun uzak bu köşesine getirilmiş olması, Ömer Paşa’nın yaptırdığı bu hayrata ne kadar büyük bir emek verildiğinin en büyük kanıtıdır.

Caminin içi ve kubbesi zengin kalem işi nakışlarla kaplıdır. Evliya Çelebinin övdüğü minarenin kürsü kısmı: 5 köşeli olup, her bir cephe birer kaş kemerli pano halinde bölünmüştür. Çokgen gövdeli minarenin şerefe kısmı zengin biçimde işlenmiş mukarnaslara oturmaktadır.

Şerefe korkuluğu mermerden oymadır. Tepesinde kurşun kaplı ahşap bir külah bulunur. Caminin kubbesindeki kurşun kaplamalar 2004 yılında, minare alemindeki kurşun kaplamalar ise 2009 yılında yeniden yaptırılmıştır.

ÖMER PAŞA MEDRESESİ

İlçe merkezindeki caminin hemen karşısındaki medrese: 1602 yılında, cami ile birlikte, Ömer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapı: 24 kubbeli ve 12 revaklıdır ve kesme taştan, dövme demirle yapılmıştır.

ABDAL MUSA TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı, Tekke köyündedir.

Abdal Musa, Bektaşi geleneğinin en ünlü erenlerindendir. Hacı Bektaş’ın dolaylı olarak müridi olan Babai-Abdal dervişlerindendir. 14’ncü yüzyılda Batı Anadolu’da büyük ün kazanmıştır. Bursa’nın fethinden sonra Finike’ye gelip yerleşmiştir. Kargusuz Aptal ile Abdal Musa’nın buluşma yeri de Turunçovada’ki Kafi Baba Tekkesi olmuştur.

Kafi Baba Türbesi: Güney duvarında niş barındıran dikdörtgen planı ve orta yere konulmuş ölü sandukasıyla sanki bir Roma anıt-mezarıdır. Tanrısal mekan içine yerleştirmiş kıymetli ölünün cesedi, tanrıya diğer insanlardan daha yakın olduğunu gösterip, aracı rolünü vurgulamaktadır. Yapı içinde: Kafi Baba Mezarı, dış yanında Hasan Dede mezarı ve yaklaşık 10 metre güneyinde daha aşağı seviyedeki diğer dervişlerin mezarları vardır. Antik Çağ Lykia’sında olduğu gibi burada da mezarlık, sanki ait olduğu topluluğun sosyal sınıflarını-statülerini belgelemektedir. 

Sonrasında Kaygusuz Abdal Mısır’a gitmiştir. Elmalı Tekkesinin kurulmasıyla da Abdal Musa öğretisi Teke yaylası aracılığı ile tüm bölgeye taşınmıştır. 

Evet, Elmalı Abdal Musa Tekkesinin kuruluşu ile bir belge bulunmamasına karşın 13’ncü yüzyılda kurulduğu düşünülür. 1874 ve 1910 yıllarında kısmi onarım görmüş, en son 1968 yılında Vakıflar tarafından kapsamlı onarımdan geçirilmiştir. 

Elmalı Zaviyesi: Evliya Çelebinin anlatımına göre:” Yamaçta, Abdal Musa Vakfı’na ait 100 ev vardır. Burada yaşayanlar tekkenin yiyecek içeceğinden sorumludur. Köyün güneyinde büyük bir bağ ortasında, Abdal Musa’nın gömülü olduğu, altın alemli, sivri bir kubbe ile örtülü bir türbe bulunmaktadır. Türbenin çevresindeki bahçenin dışında misafirhane, mutfaklar, mescitler ve köşkler vardır. Türbenin 150 metre batısında, Abdal Musa’nın aşçısı Budala Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Gelip geçenlere nimetleri boldur. Başı, ayağı çıplak 300’den fazla derviş gece-gündüz ibadetle meşguldür. Söğüt, çınar ve kavak ağaçları altında fukaralar dinlenir. İçene sağlık veren bir su kaynağı, yanında da namazgah vardır. Binden fazla sığır, binden fazla koyun, 700 kısrak ve 7 değirmen vardır. Anadolu halkının inandığı bu sultanın birçok kerameti görülmüştür. Türbenin önünde, sonradan yapılmış bir ziyaretçi mekanı bulunur. Kırklar Makamı da, nefes almadan dolaşanların cennete gideceğine inanılan ritüel alanıdır. Türbenin içinde Abdal Musa, annesi ve babasının mezarları yer alır. 

İçinde olduğu söylenen kutsal emanetler hakkında Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerine şöyle anlattığı söylenir. “Beni ararsanız Abdal Musa’da bulun, dört emaneti de ona teslim edin”

Bahsedilen emanetler şunlardır: Kara Sancak, Mermer Çırak, Biat Değneği ve Hüccat. Bunlardan Hz Fatma’ya armağan kandil ile Hz Hüseyin’in şimşir değneği hala türbededir. 

Antalya Elmalı Yedi Çınar

YEDİ ÇINAR

Çınar denilince, Elmalı yöresinde, 7 Çınar akla gelir. Ketencizade Ömer Paşa: Balkanlarda bir savaş kazandığında elde ettiği ganimetler ile, Elmalı’da bir cami ve külliye yaptırdığı bilinmektedir. Yine söylenenlere göre, dikilen bu çınarlar da, yine Balkanlardan getirilmiştir.

Yörede, çeşitli yerlerde bulunduğu ve bir kısmının kesilerek yok edildiği söylenen çınarlardan birini görmek isterseniz: Ketencizade Ömer Paşa camisinin önündekini görebilirsiniz. Buradaki çınar ağacı, yıllara ve olaylara meydan okuyarak, halen ayakta durmaktadır.

BEY HAMAMI

İlçe merkezinde, Ömer Paşa camisinin hemen batısındadır.
Yapının, klasik dönemde yapıldığı düşünülmektedir ki, Ünlü gezgin Evliya Çelebi, yazılarında, bu hamamdan söz etmiştir. Hamamın yapılışı olarak: 16-17’nci yüzyıllar düşünülmektedir.

ÇATALÇEŞME

İlçe merkezinde, çarşı içinde, kesik minarenin hemen arkasındadır. Selçuklu dönemi yapısıdır. Çeşmenin üzerindeki kitabede, 1284 tarihi ve üç satırlık bir yazı görülmektedir.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Patara

Patara


Patara: 2020 yılında ülkemizde “Turizm Destinasyonu” seçilmiştir. 

Bu doğa cenneti güzellikteki yere yani Patara ya ulaşım biraz problemli. Şöyle ki: elbette buraya geleceğiniz yer, ulaşım planı çizmek açısından önemli. Antalya yöresinden gelinecek ise: kıyı yolu takip edilebilir. Yani: Antalya-Kemer-Finike-Kaş üzerinden.

Bu yolun uzunluğu: yaklaşık 220 km. Ama: bu uzunluğu düşünüp, en kötü 3 saatte giderim demek mümkün değil. Çünkü: kıyı yolu, bazen viraj, bazen bir kenarı uçurum, bazen iniş, bazen çıkış, yani aslında yolcular için muhteşem doğa güzelliğini izlemek açısından çok güzel, ama sürücü açısından zor bir yol.

Antalya ve yöresinden buraya ulaşmanın diğer bir alternatifi ise: iç yolu kullanmak. Yani: Antalya-Korkuteli-Söğüt-Fethiye üzerinden buraya ulaşım. Bu yolda: 220 km. civarında, ama kıyı yoluna nispeten daha rahat bir yolculuk sağlıyor.

Bunun dışında, herhangi bir yerden buraya ulaşmak istiyorsanız: öncelikle, Fethiye’ye ulaşacak şekilde, yol planınızı çizmeniz gerek. Fethiye’den buraya ulaşım kolay. Ana yolda ilerlerken; “Gelemiş” yoluna sapacaksınız ve 5 km. lik yol, sizi Patara harabelerinin bulunduğu yere ulaştıracak.

Bunun dışında: bölgeye uzaklıklar şöyle. Muğla merkez alındığında: Ankara: 622 km. İstanbul: 780 km. ve İzmir: 225 km. Muğla-Fethiye arası uzaklık: 130 km. ve Fethiye-Kaş arası uzaklık ise: 103 km. Yani: Ankara-Kaş arası uzaklık, yani Patara’ya ulaşım: 860 km. civarında.

Patara: Kaş merkeze 45 km ve Kalkan merkeze ise 16 km uzaklıktadır.

Patara Kumsalı

GİRİŞ

Ören yerine giriş ücretlidir, müze kart geçerlidir. Kendi aracınız ile giderseniz, hemen girişte otopark bulunuyor.

Patara Sahili

GENEL

Patara; Antalya ilinin Kaş ilçesine bağlı Kalkan ve Demre arasında Ovagelmiş köyü sınırlarındadır.

Şehir ve liman, yaklaşık 3 km uzunluğundaki vadinin girişindedir.

Antalya-Muğla sınırını çizen, Eşen Çayının doğusunda bulunuyor.

Eşen Çayı dedim de, evet, bu çay, binlerce yıldır, buranın kaderini etkilemiş.

Kumsalı ikiye bölerek, denize dökülüyor.

Patara Kumsalı

Kumsalın 1’nci Bölümü

Kuzey-batı kesimi. Dağ eteğinden başlayan bu bölüm, Özlen Adası önüne kadar uzanıyor.

Uzunluk, yaklaşık; 6 km.

Genişlik ise: 40-50 m. arasında değişiyor.

Son derece düz ve alçak yükseltili bir kumsal.

Bu bölümün arkasında ise: hareketli kumullar dikkati çekiyor.

Burada: kumsal o kadar geniş ve büyük ki; bir zamanlar, Yeşilçam filmcileri tarafından “Çöl Sahneleri” burada çekilmiş.

Patara Kumsalı

Kumsalın 2’nci Bölümü

Kumsalın ikinci bölümü: güney-doğu yönünde uzanıyor. Uzunluğu: 6-7 km. kadar. Kumsalın bu bölümünde: genişliğin 20 metrelik kısmı, ıslak alan. Bu alanın genişliği, sürekli değişiyor. Bu alanın gerisinde ise: genişliği 500-600 metreyi bulan, hareketli kumul tepelerinin bulunduğu bölüm var.

Hafif meyille yükselen bir arazi var. Deniz sahilinden esen rüzgarlar: kumu, ovaya doğru ilerletiyor. Ancak: bu kumların içerilere hareketini önlemek için; Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından, 1986 yılından bu yana, bu bölgede, ağaçlandırma çalışmaları sürdürülüyor.

Çünkü: hiç bitmeyen rüzgar, bir yere yığdığı kumu, ertesi gün dağıtıp, başka yerlerde tepecikler oluştururmuş.

Bunu önlemek için; yeşil bir kuşak oluşturulmuş. Okaliptus ve Kıbrıs akasyaları dikilmiş.

Kumuldaki bu dikim, o kadar yoğun olmuş ki; yapılan iş erozyon kontrolün den çıkıp, orman oluşturmaya dönüşmüş.

Ama; elbette bu sonuçta, kumulun topraklaşmasını yaratmıştır.

Yeni dikilen ağaçlar, ortama yabancı olduklarından, son derece hassas olan kumul-su dengesi bozulmuş.

Ortamın doğal bitki toplulukları ise, bundan zarar görüyorlarmış. Neyse, bunları uzun uzun anlatmak niye?

Çünkü; burada yanlış politikalar uygulanıyor, umarım ileri de, bu güzel cenneti farklı şekilde görmeyiz.

Tedbir alırken, dengeleri bozmamaya çalışmak gerek.

Bence: halen çoğu yerde uygulandığı üzere, yer yer kamış perdeler, bu kumul hareketlerini önleyebilir.

Bir cümle ile bu konuyu bitireceğim. Bu bölgede; binlerce yıl önce, öyle muhteşem ormanlar varmış ki, bu ormanlarda bulunan Ladin ağaçları; Arap akıncılarının buralara kadar gelip saldırmalarına neden olmuş.

Gelemiş Köyü

Evet, burada, halen bir yerleşim yeri var. Gelemiş Köyü, burada. Kumsala: yalnızca 1.5 km. uzaklıkta.

Evet: burada, Gelemiş Köyü var dedim, ama aynı mekanda kurulu, yıllarca burada muhteşem bir medeniyetin tüm güzelliklerini yaşamış antik bir kent de var. Ayrıca: yine muhteşem bir deniz ve kumsal.

Tüm bunların yanında: kaplumbağaları da unutmayalım. Burası: aynı zamanda caretta carettaların üreme bölgesi. Bu özelliği: sizleri nasıl etkiler? Akşam saatleri ile, sabah saatleri arasında, plaja ve denize girmek yasak.

Tüm bu doğal güzelliklerin korunması amacıyla: Patara, 1990 yılında, Çevre Bakanlığı tarafından “Doğal Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş.

Patara Tarihi Süreç

TARİHİ SÜREÇ

Tarihi süreç incelendiğinde: Patara’nın en büyük özelliği: Zeus ile Letoon’un çocuğu olan, Tanrı Apollon’un doğduğu yer olmasıdır. Ayrıca: Saint Nicholas yani Noel Baba’da Patara şehrinde doğmuştur. Apollon, bir Anadolu tanrısıdır. 

Homeros, İlyada Destanında; ondan, Işıklı anlamına gelen “Pholbos” ve “Ün salmış okçu, Lykia’lı Apollon” diye söz eder. Bu nedenle: Anadolu’lu Tanrı, kardeşi Artemis ile birlikte, bir Anadolu kenti olan Troya’ya daima yardım etmişlerdir.

Lykia; antik çağlarda, ışık ülkesi anlamında kullanılmış ve onun baş tanrısı Apollon da, ışık soylu olarak algılanmıştır. Bu nedenle: şehirde, günümüze kadar henüz bulunamayan, Büyük Apollon Tapınağı’nın ve kehanet merkezinin, Patara’da bulunduğuna inanılıyor.

Buradaki şehri: Su perisi “Lykia” ile tanrı Apollon’un oğlu “Patarus” un kurduğuna inanılıyor. Ne zaman? MÖ.8’nci yüzyıldadır. Bu tarihe ait, değişik belgeler bulunmuştur. En önemli belge ise: Hitit belgeleridir. 

Hitit kaynaklarında, kente: “Patar” ismi verilerek, bilgiler aktarılmıştır. Şehrin ismi Likya dilinde ise “Pttara” olarak geçer. Arap kaynaklarında ise Patara “Batara” olarak isimlendirilir.

Evet, Patara Likya uygarlığının başkenti ve aynı zamanda en önemli şehirlerindendir. Özellikle Likya yöresinde oy hakkına sahip olan 6 şehirden biri olması nedeniyle önemlidir. Likya birliği toplantıları, burada bulunan Meclis Binasında yapılıyordu.

Patara’da günümüzde ayakta kalarak gelen kalıntıların birçoğu Roma dönemine aittir. Büyük İskender ve Roma İmparatorları Hadrian ve karısı, şehre çok önem verirler.

Son yıllarda yapılan kazılarda: Ören yerinde “Likya Birliği Meclis Binası” ve “Dünyanın en eski Deniz Feneri” ortaya çıkarılmıştır. Meclis Binası: dünya üzerinde bilinen ilk Parlamento olması nedeniyle şehrin önemini arttırmaktadır.

Erken Hıristiyanlık döneminde, şehir Piskoposluk merkezidir.

Patara Limanı

Patara, aslında bir liman kentiymiş. Patara Limanı: Hububat deposu ve sevki açısından oldukça önemliydi. Doğu Akdeniz’de bulunan üç önemli Hububat Depolarından biri olan “Granarium” burada bulunuyordu.

Liman: 400 metre genişlikte ve 1600 metre uzunluktaydı. Ancak: Patara Limanı, zaman içinde Xanthos (günümüzdeki ismiyle Eşen) çayı tarafından getirilen alüvyonlarla dolunca, günümüzdeki görüntüsü almıştır.

Öte yandan, sadece alüvyonlar değil, rüzgarlar da kumsalı taşımış ve liman dolmuş, kent de kumların altında kalmıştır. Limanın dolmaya başlaması ve teknelerin yanaşmakta güçlük çekince, ticaret zayıflar, bataklık oluşur, sivrisinekler artar, sıtma çoğalır ve bölgedeki diğer tüm antik kentlerin kaderi, burada da gündeme gelir. 

Patara giderek önemini kaybetmeye başlar.

Öte yandan, bu kumlar, aynı zamanda şehirdeki birçok yapının sağlam olarak günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Çünkü kumlar altındaki yapılar yüzyıllar boyunca sağlam kalmış ve arkeolojik çalışmalarla bu kumlar temizlenerek, şehrin kalıntıları ortaya çıkarılmış ve çıkarılmaya devam edilmektedir.

Son bir not: Patara Limanını hakkında önemli bir husus: Hz İsa’nın havarilerinden Aziz Paulos, Luke ile birlikte Roma’ya doğru yola çıkmak için Patara Limanından gemiye binerler. Patara’da kaldıktan sonra yolun devam etmesi, Patara’ya “İncil” de adı geçen kentlerden biri olma özelliğini kazandırmıştır.

Bu bölümde: Havari Paulos’un arkadaşı Luke ile 3’ncü seyahatleri sonunda, Miletos’tan Kudüs’e dönerken Patara’da kaldıkları ve buradan muhtemelen daha büyük bir gemiye binerek seyahatlerine devam ettikleri anlatılmaktadır.

KONAKLAMA

Konaklama için birçok seçenek bulunuyor. Tesislerin büyük çoğunluğu: pansiyon ve apartlardan oluşmuştur.

Yani: konaklama için herhangi bir sıkıntı yoktur. Yalnızca: konaklama tesisleri, plaj alanının dışında. Tesis seçerken: plaja mümkün olduğunca yakın olanı seçmeniz, konaklama tesisini seçiminizde etken olabilir.

Patara Kaplumbağalar

KAPLUMBAĞALAR

Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikeye girince, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin yayınladığı listede yer almaya başlamış Patara. Akdeniz sahilinde, Dalyan’dan sonra, caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağaların da, ender görüldüğü yerlerden biri.

Bu nedenle: kaplumbağaların ürküp kaçmamaları için, akşam saatlerinden sabah saatlerine kadar, plaj bölgesine ve denize girmek yasaktır.

Patara Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Günümüzde Patara kentinde görülebilecek antik kalıntıların büyük çoğunluğu, hala kumların altındadır.

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalarda, kent, üzerini örten kumlardan arındırılmaya başlanmıştır. Eski liman, günümüzde sulak alan durumunda yani ortada yoktur.

Kent, gerçekten büyük bir alana kurulmuştur. Merkezi oluşturan geniş alan, sık bitki örtüsü, bataklık ve kum altındadır. Bu doğal doku, kentsel dokuyu gizliyor. Ama yine de görünen kalıntılar ile, kent, tam bir Romalı görünüm sergilemektedir.

Aracınızı otoparkta bıraktıktan sonra, biraz yürümek gerekiyor. Özellikle yaz sezonunda burayı ziyaret ederseniz, gezinize mutlaka şapka ve yanınızda su ile çıkmalısınız. Aşırı bir sıcak olduğunu unutmayınız.

Evet, kaldırım taşlı yürüme yolunda hediyelik eşya satan yerler vardır. Ayrıca bu yolun sonunda kafe tarzı yiyecek ve içecek yerleri, tuvalet, duş alma yerleri bulunuyor. Şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Ama yanınızda portatif sandalye ve şemsiye varsa onları kullanmakta serbesttir.

Ören yerine giden yolun, limana bakan yamaçlarında anıt mezarlar bulunuyor.

Bu mezarlar, Likya tipi Roma dönemi mezar anıtlarıdır.

Yoldan geldiğinizde, ilk olarak kemerli ve bütün olarak korunmuş bir giriş kapısı sizi karşılar. Bu: Roma dönemi Zafer Takıdır.

Patara üç gözlü zafer takı

ROMA ÜÇ GÖZLÜ ZAFER TAKI (METİUS MODESTUS)

Kentteki, Roma kalıntılarının en görkemlisidir. MS.1’nci yüzyılda yapılmıştır. Kente girişin simgesidir. Üç gözlü. Roma tarzında yapılmıştır. Kapının her iki yanında ve kemerlerin arasında yazıtlar var. Ayrıca: burada, üstlerinde, geçmişte büstler bulunan, altı konsol görülüyor.

Büstler: Lykia’nın MS. 100 yılında valisi olan Mettius Modestus ve onun aile üyelerine aittir. Yapı da, bu bilgilere göre tarihleniyor.

Kuzey cephesindeki bir yazıtta, Zafer Takının: “Lykia’ nın metropolü Patara halkı tarafından “ inşa ettirildiği yazıyor. Bu tak, aynı zamanda, Patara’ya su getiren kanallar içinde kullanılmış.

Patara üç gözlü zafer takı

Evet: bu kapının, batı kısmına doğru ilerliyorsunuz. Bir alçak tepe göreceksiniz. Bu tepede: klasik döneme ait, yüksek kaliteli attika seramikleri bulunmuş.

Patara Seramik Fırınları

SERAMİK FIRINLARI

Tapınak ile kaya mezarları arasından, sahile kadar inen asfalt yolun hemen doğu kenarında. Burada: beş adet fırın bulunmuş. Bunların kapsadığı alan: 21 x 12 metre ebatlarındadır. Kazı çalışmaları sonucu: bu alanın, MS.3 ile 6’ncı yüzyıllar arasında, faal olduğu sanılıyor.

Ocak ve fırın ağızlarının tabanı: tuğla plakalar ile döşenmiştir. Kentte; bu büyük ölçüde bir seramik üretim kompleksinin çıkarılmış olması: hem Patara ve hem de Lykia bölgesi için önemlidir.

Çünkü: Lykia bölgesinde devam eden kazı çalışmalarında, henüz, seramik üretimine dair herhangi bir tesis bulunamamıştır.

Bu alanda: yani: Zafer Takı’nın üzerinde bulunduğu tepede: aynı zamanda, uzun zamandır kayıp olan: Apollon Tapınağının bulunduğu sanılıyor.

Çünkü: burada yapılan kazılarda, büyük bir Apollon başı ele geçirilmiş. Ama daha önce de söylediğim gibi; henüz bu alanda da tam olarak kazı çalışmaları yapılmış değil.

Tepenin güney eteklerinde: bir yapı var. Kemerli bir çatının birbirine bağladığı, iki odadan oluşuyor. Bu yapı: arkeologlar tarafından, değişik şekillerde yorumlanmış. Hamam veya tersane olabileceği değerlendirilmiş, ancak kesin bir kanıt yok. Çünkü: oldukça kötü bir durumda.

Tepeye doğru ilerlediğinizde: muhteşem bir yapı olan Bizans Bazilikası ve kutsal alanları göreceksiniz. Batı’daki tapınak yapısı: daha da etkileyici. Ancak; yabani bitki örtüsü sarmış durumda.

KORİNT TAPINAĞI

Antik kentte, bugüne dek bulunabilmiş tek tapınak olması açısından ilginçtir. Muhteşem taşlardan yapılmıştır. MS.2’nci yüzyıla tarihleniyor. Kapısı: 6.10 metre yüksekliğinde, tek bir odası var. Duvar sıvaları üzerinde: çok zengin mimari süslemeler var.

Temizlendiğinde; ortaya daha güzel bir görüntünün çıkacağı kesin. 13 x 11 metre ebatlarındaki bu tapınağın, kime ait olduğu hakkında bilgi yok.

Evet; Bazilikanın güneyinde (Tepecik’in güney topuğunda) , daha iyi korunmuş olan: hamam yapısı var. ( Hamam yapısı: Zafer Takının hemen yanındaki Roma Lahdinin batısında kalıyor. )

Patara Liman Hurmalık Hamamı

LİMAN-HURMALIK HAMAMI

Diğer hamamlara nazaran, Limana en yakın hamam olması nedeniyle, Liman Hamamı olarak isimlendirilmiştir. Önünde yüzlerce yıllık hurma ağaçları bulunması nedeniyle “Hurmalık Hamamı” olarak da isimlendirilir. Limana yapılması sebebi, Romalılar şehirlerin hemen girişine, şehre gelenlerin yıkanıp temizlenmesi için hamamlar yapmışlardır.

Hamamda bulunan yazıtta yazılı olduğuna göre: “Hamam, yüzme havuzları ve ek dekorasyonları ile birlikte, İmparator Vespasianus (MS.69-79) tarafından, bu amaç için ayrılmış kaynak ve Lykia Birliği tarafından bağışlanmış para kullanılarak inşa ettirilmiş”. Bizans döneminde de kullanılmıştır.

Etkileyici mimarisi var. Kentin en alımlı yapılarından biridir. Yan yana dizili, dikdörtgen, 5 mekandan oluşuyor.

Bu mekanlar: birbirlerine kapılar ile birleşiyor. Doğu uçtaki iki küçük odada: fırın bulunuyormuş. Tabanı iri taşlar ve mozaiklerle süslüdür.

Duvarlardaki çok sayıda delik; mermer ve bronz kaplamaları tutturmakta kullanılmıştır.

İçinde bir yüzme havuzu da bulunan, doğudaki eklenti, çökmüş durumdadır. Hamamın güneyinde: tuğla örgülü ve tonoz örtülü dükkanlar var. Hamam yapısı: yanındaki devasa bitkiler nedeniyle: Hurmalık Hamamı olarak da isimlendiriliyor.

YOL KLAVUZU-PATARA YOL ANITI-STADİASMUS PATARENSİS

Hamamın 100 metre ilerisindedir. Son yıllardaki kazılarda ortaya çıkarılan, ilginç bir buluntu daha var. Bu bir yol kılavuzudur. 

Roma Lykia’sının en önemli yazıtlarından biridir. Yüzyılın en önemli buluntuları arasında sayılan bu ünit anıt, 10 blok taş katından oluşan ve kaidesi ile birlikte 6.04 metreyi bulan, 2.35 x 1.60 metre ölçülerinde dikdörtgen bir gövdeye ve en üstte muhtemelen altı imparator Claudius yontusuna sahiptir. Claudius’un askeri operasyonlar amacıyla Lykia’ya gönderdiği Vali Veranius tarafından MS 46 yılında inşa ettirilmiştir. 

Anıt ve yazıtları işlevsel olarak üç amaca hizmet etmektedir. Ön yüzdeki ithaf yazıtı dikkate alındığında, bu monumental heykel kaidesinin İmparator Claudius onuruna dikilmiş bir anıt olarak kabul etmek gerekir. Yazıtta: kendilerini Roma dostu ve İmparator sever müteffikler olarak tanımlayan Lykia’nın yeni sahipleri, kurtarıcı olarak gördükleri imparator karşısında tam bir teslimiyetçi üslup kullanmaktadırlar. Bu ifade tarzı, hiç kuşku yok ki bir zamanlar kaidenin üzerinde süvari olarak betimlenmiş olan heybetli imparator heykeliyle iletişim içindeydi. Anıtın önünde duran bir kimse, gözle gördüğü ve yazıtla algıladığı ön yüzdeki bu kompozisyonu sadece ve sadece emperyal bir iradenin hakimiyet talebi olarak anlamak zorundaydı. 

Sol yan düzdeki 1-8 satırlar dikkate alındığında:  anıtı Claudius’un talimatıyla askeri vali Quintus Veranius tarafından eyalet çapında gerçekleştirilen bir yol inşaat yazıtı olarak değerlendirmek mümkündür. 

Hemen bunun altında başlayan ve sağ yan yüzdeki devam eden liste ise eyaletin tamamını kapsayan resmi bir itinerar (yollar) envanteridir. Yani, bir ititeraria (seyahat rehberi) ya da bazı çevrelerce kullanıldığı gibi bir “Yol Klavuz Anıtı” kesinlikle değildir. Genel bir değerlendirme yapılacak olursa: Stadiasmus Anıtı emperyal bir iradenin sonucunda askeri işgal amacıyla ülke çapında yapılan yolların resmi envanteri olup, pratik amaca hizmet etmeyen, emperyal bir eylemin demonstasyonu ve yerli ahaliye bu yolla verilen tehditkar bir mesajdır. 

Yani, hem imparatoru onurlandıran bir yol inşaatları anıtı hem de güzergahları ve üzerindeki yerleşimleri sırasıyla vererek ve aralarındaki mesafe bilgilerini sunarak dönemin yolcularına rehberlik te yapmaktaydı. 

Anıtta: Patara’dan 3 yöne (Batı, Kuzey ve Doğu) ilerleyen ve bu ana güzergahlara bağlanan tali yollardan oluşan Lykia yol ağı, kent sırasıyla anlatılmaktadır. Üç yazılı yüzün iki uzun yanında, 65 güzergah yer alan 53 antik kent sırasıyla ve aralarındaki mesafeler stadia bazında Eski Yunanca ile yazılmıştır. Örneğin: Limyra’dan Korydalla’ya 56 stadia ya da Balboura’dan Kibyra’ya 126 stadiadır. 

Yazıtlarda yol sırasıyla anılan “Trmmili” ise, Lykialıların kendilerine “Trmmili”  derken nereden bahsettiklerini anlamayı sağlar. Trmmili: günümüze adı değişmeden gelen Dirmil. Bu anıt-belge sayesinde bugüne dek adı bilinmeyen ya da yanlış bilinen kentlerin isimleri bulunmuş/doğrulanmıştır. 

Lykia yol ağı çoğunlukla öğrenilmiştir. Kaunos’tan Attaleia’ya kadar, Teke yarımadasını içine alan en kuzeyden Kibryra ile sonlanan bir alandaki, şimdiki 53 yerleşim, bağlantısındaki güzergahları ile tüm Lykia eyaletini kapsamaktadır. 

 

Evet, Hamamın güney duvarını takip ederek ilerleyen bir cadde göreceksiniz.

Patara Sütunlu Cadde

SÜTUNLU CADDE (HADRİAN GRANARİUMU) 

Bu cadde: kentin omurgasını oluşturuyor.

Kuzeybatıdaki Limanı, güneydeki Devlet Agorasına bağlıyor.

Ancak, günümüzde, bataklık suyu içinde kalmış olması nedeniyle, yalnızca 100 metrelik bölümü açılabilmiştir.

Genişliği: 12.60 metredir.

Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir.

Doğu kenarına: 1.50 metre genişliğinde, bir yaya kaldırımı döşenmiştir.

Caddede: araba tekerlek izleri yoktur.

Altından ise, kanalizasyon geçiyor. Cadde üzerinde, bu kanalizasyon sistemi ile bağlantı için: atık su ağızları yapılmıştır.

Her iyi yanı: sütunlarla sınırlandırılmıştır.

Bunların oluşturduğu, üzeri örtülü bölümün arkasında dükkanlar bulunuyor. (Hamamın güneyindeki dükkanlar)

Burada: hamama yakın yerde: dikkatinizi çekebilecek bir çukur var.

Ortaya yakın yerde, döşemeler sökülerek açılmıştır.

Çapı: 3.50 metre derinliği ise 1.50 metredir.

Bu çukurun: hamamı süsleyen heykelleri ve iç duvarları kaplayan mermer levhaları; Hıristiyanlık döneminde kirece dönüştürmek için yapıldığı söyleniyor.

Onca muhteşem sanat eseri, bu çukurda yakılarak kirece dönüştürülmüş.

Tepenin yamacında: kuzeydoğu eteğinde: Tiyatro var.

Patara Tiyatro

TİYATRO

Kent merkezinin güney ucundaki Kurşunlutepe’nin rüzgara karşı korunaklı kuzey yamacındadır. Oldukça görkemli bir görüntüsü vardır. Kent merkezine gelenler, uzaktan görkemli tiyatroyu görebiliyorlardı.

Anadolu’nun en büyük tiyatroları arasında sayılmaktadır, üzerindeki kumlar nedeniyle gayet iyi bir şekilde korunarak günümüze ulaşan tiyatro, kumların temizlenmesiyle ortaya çıkarılmıştır.

Tiyatro büyük olasılıkla MÖ 2’nci yüzyılda veya en geç MÖ 1’nci yüzyılda yapılmıştır.

Polyparkhen yazıtından anlaşıldığı üzere: İmparator Tiberius döneminde onarım görmüştür.

Villus Titlanus ile eşzamanlı olarak Cladius Plavianus Eudenus isimli Patara vatandaşı da tiyatronun Caveasına üst bölümü ekletmiş, köşe destek kuleleri ile tapınak taptırmıştır.

Erken Doğu Roma döneminde, oturma sıraları ve orkestra arasına ikinci kez kullanılmış devşirme malzemeden bir duvar örülmüştür. Böylece ortadaki alanda gladyatör ve vahşi hayvan döğüşleri yapılmıştır.

Patara Tiyatro

Mimarisi

Tiyatronun özünü oluşturan ve yarım daireyi biraz aşan 80 metre  çapındaki kollon (oturma yuvarlağı), her iki ucunda da kulo gibi görünen güçlü duvarlarla desteklenmiştir.

Cavea Bölümü

Tiyatro yaklaşık 6000 kişinin oturabileceği Caeva, bir diazoma (açık koridor) ile ikiye ayrılmıştır.

Bi diazoma’da sıralanan koltuklarda, kentin ileri gelenleri oturuyorlardı.

Tiyatro, üst bölümde 14, alt bölümde 23 ve bir tanesi de tasarlanmış olarak 38 oturma sırası vardır.

Cavea, altta 9 merdivenle, 8 dilime ayrılmıştır. Bu dilimler, üstte kendi içlerinde bir kez daha bölünürler. Üst bölümde, ayrıca doğu ve batı yanlarda merdivenle ulaşılan, tonoz örtülü koridorlar vardır.

Seyircilerin güneşten korunması için bezden gölgelikler kullanılmıştır.

Oturma sıralarının en üstünde, orta aks bölümünde bir tapınak vardır. Bir tanrıya veya İmparator kültüne adanan bu tapınak, Patara Tiyatrosundaki önemli mimari uygulamalardan biridir.

Sahne Binası

Sahne binasının uzunluğu 41.50 metre ve genişliği 6.50 metredir. Bağımsız ve alttan bir hyposksion olmak üzere 2 katlı tasarlanmıştır. Sahne binasının, oturma yerlerinden bağımsız olarak düzenlenmesi ilgi çeker.

Alt katta. sahneye açılan 5 kapı ve pencereler bulunur. Üst katta, yine kemerli pencereler vardır.

Sahne binasının dış doğu dar cephesi duvarı üzerinde bulunan anıtsal yazıtta: “Patara vatandaşlarından biri olan Villi Procula’nın, babasının inşa ettirdiği Proskene Binası, heykelleri ve mermer kaplamaları ile kendi inşa ettirdiği sahne binasını, MS 147 yılında, Patara şehrine, İmparator Antonius’a ve şehrin tanrılarına adamıştır” yazar.

Yani: Sahne binası yapımına, Villus Titlanus başlamış, ancak MS 126 yılında ölünce, kızı Villa Procula devam ettirmiş ve MS 147 yılında tamamlatmıştır.

İç duvarın cephesini bezeyen görkemli mimari yapılanmanın önünde, oyunların sergilendiği bir sahne vardır.

Sahne binası ile oturma yeri arasında kalan yuvarlak alana giriş: hem yanlardan hem de sahne binasının  dış yüzü ortasından açılmış özel bir kapıdan sağlanır. Girişlerde tonoz örtü yoktur.

Doğu girişinde, duvara kazınan bir yazıtta “İmparator Tiberius döneminde (MS 14-37) Tiyatroda, Tanrı Apollon’un rahibi olan Polyperkhon tarafından yaptırılan bir onarımdan söz edilmektedir. Yani bu durumda, tiyatronun ilk yapım tarihinin daha da eskilere dayandığından söz etmek mümkündür.

Kuzeye dönük ve cephe, hareketli mimarisi ve başta sütunlar olmak üzere diğer süsleyici unsurları ile tiyatro mimarisinde çok az görülen bir uygulamadır.

Tiyatro: 1884 yılında büyük bir depreme maruz kalır.

SU SARNICI

Bu yapı: çapı ve derinliği : 9 metre olan, dairesel formlu bir kuyudur.

Kuyunun tam ortasında: taştan yapılmış bir ayak yükseliyor. Bu ayak: zeminden itibaren 1.8 metre yükseklikte. Özenle kesilmiş, kare taş bloklardan oluşuyor. Her bir sırada: 3 blok var. En alttaki 9 sıra, çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış.

Kayadan kesilerek yapılmış, dik merdivenler ile aşağıya iniliyor.

Evet, bu kuyunun işleviyle ilgili olarak değişik görüşler ortaya atılmış. En mantıklı görüş: kuyunun bir sarnıç olduğu yönünde. Ayağın amacı: yaz sıcağına karşı, çatı örtüsünü taşıyıcı bir eleman olması.

Bu tür bir sarnıç: erken dönemde, Patara için çok büyük önem taşıyordu. Çünkü: şehir, neredeyse tamamen, akan sudan yoksundu. Ancak, çok sonraları, şehir, su kemerleriyle beslenebilmişti. Çok sonraları ise, bu sistem eskiyince, sarnıca ekler yapılarak bir kez daha hizmete sokulmuştur.

Evet, Tepeden iniyoruz. Tiyatronun kuzey karşısında; yine muhteşem bir yapı var.

Patara Meclis Binası

 

Patara Meclis Binası

MECLİS (BLOULEUTERION) BİNASI

Anadolu’da bilinen en eski yönetim binasıdır. Likya birliği: yapısı ve Anayasası ile, batı yönetimlerine örnek gösterilmektedir. Bu özelliği ile, dünyada tektir. Birlik Anayasası: antik dünyanın en mükemmelidir.

Kazı çalışmaları sonucu: yapının, dikdörtgen bir temel üzerinde yükseldiği ve batı yönünden, bir doğal kaya ile sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Kapasite: 1400 kişiliktir. Ana girişler: kuzey ve güney yönlerindedir.

Üst oturma guruplarına rahatlıkla ulaşılması için: ana girişlerin hemen yanında, merdiven çıkışları bulunmaktadır. Yapının tam merkezinde: mermer döşeli, küçük bir orkestra ve onun hemen önünde sahne binası konumlandırılmıştır.
Bu binanın: Lykia Meclis binası olarak; MS.4’ncü yüzyıla kadar hizmet verdiği tespit edilmiştir.

1988 yılında başlayan kazılarda ortaya çıkarılan bu görkemli yapının; meclis binası olabileceği düşünülmüştür. 1996 yılındaki kazılarda ise; ortaya çıkarılan yapı ve önündeki stoada ele geçirilen çok sayıdaki yazılı kaide; bu görüşü doğrulamıştır.

Meclis Binasının iç kısmı; 2001-2006 yılları arasındaki kazılarda, tamamen temizlenmiştir.

Evet: Tepedeki gezimiz bitti. Liman ağzına iniyoruz. Liman ağzının batı tarafında: ilginç bir yapı göreceksiniz.

Patara Deniz Feneri

 

Patara Deniz Feneri

DENİZ FENERİ

Binlerce kamyon dolusu kumun altından gün ışığına çıkarılan deniz feneri, deprem sonucu yıkıldığı şekilde ele geçmiştir.

Dünyanın en eski deniz feneridir. “Pharos” olarak da isimlendirilmektedir. Dünyanın en eski deniz feneri, Mısır’daki İskenderiye Feneridir, ancak bu fenerden günümüze tek bir yapı taşı bile kalmamıştır.

Akdeniz’de ayakta kalarak günümüze ulaşan tek deniz feneri ise, İspanya Lacarunya kentindedir. Ancak bu fener de 19’ncu yüzyılda yeniden inşa edilmiştir, yani günümüzdeki şekli orijinal değildir.

Patara deniz feneri ise, yapı taşlarının tamamı günümüze ulaşmıştır.

Evet fener günümüzde kıyıdan ortalama 500 metre uzaklıktadır. Dış yuvarlağın limana dönük yüzüne, altın kaplama büyük bronz harflerle İmparator Neron’un bu feneri “Denizcilerin Selameti için MS 64/65 yıllarında yaptırdığının” yazıldığı onur yazıtı yerleştirilmiştir.

Ancak yazıtından çok az blok ele geçmiştir. Şöyle ki, ele geçen blokların her biri sadece birkaç harf taşımaktadır.

Fakat korunmuş tek sözcük “İnşa edildi” kısmıdır. Harflerin oyuklarında bulunan delikler, bunların bronz çubuklarla doldurulduğunun göstergesidir.

İmparator Neron, yaklaşık 2000 yıl önce, Patara şehrine iki deniz feneri yaptırmıştır. Ancak bu fenerler, bir Tsunami sonucu yıkılmıştır. Günümüzde burada görülen tek fener kalıntıları onarılmayı beklemektedir.

Fener ilk yapıldığında yani 1834 yılındaki depremde yıkılmadan önce, dikdörtgen şeklinde ve basamaklı bir kaide görüntüsündeymiş. Ancak bu gün basamaklar üzerinde yükselen dairesel bir yapısı vardır.

Bu fener binası, muhtemelen limanın girişinde, uzun zaman önce kumlar altında kalmış olan bir mendirek üzerinde bulunmakta idi.

Liman bölgesindeki gezimize devam ediyoruz. Kuzeye gidiyoruz ve burada bir yapı var.

HADRİANUS (GRANARİUM) AMBARI

Cephesi üzerindeki yazıttan:”Hadrianus Ambarı” olduğu öğreniliyor. Anadolu’nun buğdayının özellikle Roma’ya sevk edilmesinde kullanılmış. Doğu Akdeniz’de, bu amaçla yapılmış, 3 ambardan biri.

Çatısı dışındaki bölüm, günümüze kadar gelebilmiş. Burada da, yabani otlar, büyük engel oluşturuyor. Yapı: 60 metre uzunluğunda ve 19 metre genişliğinde. Eşit büyüklükte, 8 oda var. Bu odalar: orijinalde, kemerli ve kapılar aracılığı ile, birbirlerine bağlanıyorlar.

Binanın cephesinde: her bir odaya açılan: 8 kapı bulunuyor. Her kapının üzerinde ve üst kata denk gelecek şekilde bir pencere bulunuyor. Ön cepheden görünüş iki katlı gibi ise de, aslında iç kısım yalnızca bir tek kat halindedir.

Evet, ambarın yanında, bir zamanlar gayet gösterişli olduğu belli olan, bir mezar kalıntısı var. İri ve gösterişli taşlarla yapılmış. Tapınak formunda, Liman tarafındaki basamaklardan çıkılıyor. Ön cephesinde: 4 sütun var.

Duvarlarından biri, günümüze kadar ayakta kalabilmiş. Dış yüzey: yarım sütunlarla süslü. Ayrıca: işlemeli, panellere sahip. Kemerli çatının bir kısmı ayakta kalabilmiş. Kapılardan ise, yalnızca biri, yarısına kadar ayakta kalarak, günümüze ulaşmış.

Bu civarda başka mezar yapıları da var. Bunların bazıları, kavisli kapağı olan lahitler. Köye kadar olan yolda; çeşitli büyüklükteki birçok mezar anıtlarını görmek mümkün.

Patara Plajı

PATARA PLAJI

Antik kalıntıların hemen güneyinden başlar.

Forbes Dergisinin “Dünyanın en iyi 25 Plajı” listesi içinde; evet, Patara da var. İngiliz Sunday Times Gazetesi, Tatil Ekinde, 100 den fazla tur operatörlerine “Gezegendeki en iyi plaj hangisi” sorusu yöneltildiğinde, oyların yarısından fazlasını alan, yine Patara Plajı olmuş. Evet: Patara, açık ara fark ile birinci olmuş.

Kalıntıların hemen güneyinde bulunan kumsal: 16 km uzunluktadır. Dünyanın en uzun 11’nci sahilidir. Kumsalın; bu boyutlarda büyük olması; günümüzde, naturist ve nudistlerin, rahatlıkla, çıplak olarak “yüzüp güneşlenebildikleri “ bir sahil olarak, burayı seçmelerine neden oluyor.

Patara Plajı

En dar yeri 280 metre ve en geniş yeri ise 1500 metredir.

Bu ölçülere göre, Türkiye’nin en uzun kumsalıdır.

Kumsal: Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanıdır. Bu yüzden Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Akşam saatlerinde plaja girmek yasaktır.

Plaja girmek ücretlidir.

Patara antik kentinin içinden geçip plaja ulaşılmaktadır. Sahilde şezlong ve şemsiye isterseniz ilave ücret ödemeniz gerekir. Plaj her gün saat: 08.00-20.00 arasında insanlar ve saat 20.00-08.00 arasında ise deniz kaplumbağaları tarafından kullanılmaktadır.

Patara Plajı

Deniz özellikleri

Deniz sığdır. Ancak deniz oldukça fazla dalgalıdır, sığ olduğundan dalgalar kıyıyı oldukça fazla etkimemektedir. Dalgalar kum kaldırıyor. Bu yüzden deniz çok kumludur. Dalgaların boyu çoğu zaman 1 metreyi buluyor.

Dalgalar denize girenlere soluk aldırmıyor, metrelerce, insan boyunu geçmeyen deniz, yine de insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahillerine taşıyor.

Evet; deniz sığ. Deniz içinde, metrelerce ilerleyin, derinliğin dizlerinizi geçmediğini göreceksiniz. Deniz içi de kum. Ancak: söylediğim gibi, sürekli olarak denizden esen bir rüzgar var. Ayrıca: sürekli bir dalga var.

Yani: denizin içine oturup, bu dalgalarla oynaşmak, gerçekten büyük keyif veriyor. Küçük çocuklu aileler için, denizin sığ olması avantaj ama söyledim ya, deniz dalgalı. Bu dalgalar, bazen rahatsız edici olabiliyor.

Denizde hiç durmayan rüzgar nedeniyle, bölge özellikle rüzgar sörfü için de çok tercih edilmektedir.

Patara Plajı

Kumsalın özellikleri

Kumsal oldukça geniştir ve ince kumludur. Aynı zamanda: Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının Türkiye’deki önemli üreme alanlarından birisidir. Bu yüzden, burada kuma şemsiye saplanmaz.

PATARA CAMEL CAMPİNG

Gelemiş Köyündedir.

İşletme önce bar olarak kurulmuş, daha sonra barın karşısındaki alan düzenlenerek kamp alanı haline getirilmiştir. Çam ağaçlarının içinde kuruludur. Kamp alanında: bungalov evler, barberü ve ahşap sedirler bulunur.

Ayrıca: ortak kullanıma yönelik tuvaletler ve duşlar vardır. Karavanlar için de uygundur. Kamp alanında konaklarken elektrik ihtiyacınızı sadece Camel Bar denen yerden karşılayabilirsiniz. Kamp alanında, mutfak da yoktur.

SONUÇ

Evet; Patara’da sizleri neler bekliyor? Patara’da neler görebilirsiniz? Güzel bir kumsal, güzel bir deniz arıyorum. Sığ, hemen derinleşmeyen bir deniz arıyorum. Rüzgar sörfü yapılabilecek bir deniz arıyorum. Sessiz, sakin ve kalabalık olmayan bir kumsal ve deniz?

Patara’da muhteşem bir plaj, kumsal ve deniz var. Özellikle: denizin tadına doymak mümkün değil. Muhteşem büyük kumsal: insan kalabalığı yaratmaması nedeniyle, sakin ve sessiz. Bunun dışında: tarihe ve antik kalıntılara merakınız varsa, burası tam size göre. Antik çağlarda, burada, çok büyük bir medeniyet kurulmuş.

Tarihin derinliklerinde gezmek ve o büyük medeniyetin izlerine ulaşmak, o insanlarla aynı toprağa basmak, aynı havayı solumak, aynı mekanları, günümüze kadar gelebilmiş hali ile yaşamak istiyorsanız, işte size tam uygun bir yer Patara.

Mutlaka gidin.

Ama, burada eğlence hayatı yok. Ayrıca: tarihi mekanları gezmek için, Temmuz ve Ağustos gibi aşırı sıcak ayları tercih ederseniz, terlememek elde değil.

Özellikle: gezinizde, yanınızda mutlaka su bulundurun. Çünkü: antik dönemde, binlerce yıl susuzluk sıkıntısı yaşanan bu bölgede, halen tek damla su bulmak mümkün değil.

Uçsuz-bucaksız kumsallardan, sığ denize girip, dalgaların keyfini yaşayabilirsiniz. Tarihi mekanlar arasında dolaşıp, yüzyıllar öncesi yaratılan muhteşem uygarlığın izlerini sürebilirsiniz.

Patara güzel bir yer, şimdiden iyi tatiller.

Kalkan gezi yazıları.

Kekova gezi yazıları.

Kaş gezi yazıları.

Demre gezi yazıları.

 

Kumluca

Kumluca
Kumluca

Kumluca; çevresindeki diğer yöreler gibi, turizmden gerekli desteği alamamış bir yer. Sanırım bunun en büyük nedeni: deniz kıyısında bulunmaması, denizden birkaç km. daha içeride bulunması. Ama; yine de, burada bulunan Olympos; gerek tarih, gerek deniz ve gerekse doğa olarak; buraya apayrı bir hava katmaya yeter.

ULAŞIM:

Kumluca-Antalya arasındaki uzaklık: 96 km.dir. Ulaşım D-400 kara yolundan sağlanmaktadır. Beldibi-Göynük-Kemer-Çamyuva-Tekirova güzergahı izlenmektedir.

Kumluca-Finike arası uzaklık: 18 km. dir. Antalya-Kumluca arasındaki karayolu rahat ve konforlu bir yolculuk sunuyor.

Kumluca

GENEL:

Kumluca: çevresindeki diğer yerleşim yerlerinin aksine; deniz kıyısında değil, denizden içeride kurulmuş bir yerleşim yeri. Bu nedenle: Kumluca içinde büyük ve devasa turistik tesis bulmak mümkün değil.

Yalnız: Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkının burada bulunması ve elbette Olympos; buraya turistik açıdan ayrı bir değer katıyor.

Çünkü: Olympos: gerek tarih ve gerekse deniz olarak muhteşem bir yer. Kumluca’ya gidenler: Olympos’u mutlaka görmeli ve yaşamalı.

Evet: Kumluca’nın diğer belli başlı özelliklerini şöyle sıralamak mümkün.

NE YENİR:

Kış günlerinde: buğday, mısır, nohut ve fasulyeden yapılan köle ile yine mısır unundan yapılan “arabaşı” yenilir. Bunların dışında: keşkek ve yayla kesimlerinde yapılan höşmerim yemekleri meşhurdur.

Kumluca

SAHİL ŞERİDİ:

İlçe, 30 km. uzunluğunda sahil şeridine sahiptir. Mavikent Beldesi ile, Finike İlçesi arasındaki sahil şeridi, şu anda, yalnızca yöre halkı tarafından inşa edilmiş, ahşap evler (obalar) ile iskan edilmiştir.

EKONOMİ:

İlçede, büyük sanayi tesisi bulunmamaktadır. Ekonomi, büyük ölçüde seracılığa dayanmaktadır. Halk; turizmden gerekli geliri sağlayamayınca, seracılık ve turfandacılık ön plana çıkmıştır.

Kumluca Deve Güreşleri

DEVE GÜREŞLERİ:

Halk deve güreşlerini çok sever. Her yıl, kış aylarında birkaç kez deve güreşleri tertiplenir. Bu güreşlerde: halk eğlenir. Güreşlere: Kumluca’nın dışından: Demre ve Aydın, Denizli yörelerinden develer getirilir.

TARİHİ:

13’ncü yüzyılın başlarında, Selçuklu Sultanı I’nci Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, Antalya’nın fethinden sonra, bölgenin ilk mülki amir ve komutanı olan: Bübarizeddin Ertokuş tarafından, Likya’nın doğu kısmına Oğuzların üç-ok koluna mensup, Iğdır boyu yerleştirilmiştir.

Bundan sonra: Antalya’nın batı bölgesine, Iğdır denmeye başlanmıştır.

Bu bölge: Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Devleti döneminde, kaynaklarda: Iğdır, Iğdır eli, Iğdır nahiyesi adı ile de anılır.

19’ncu yüzyılın başlarından itibaren, Osmanlı kaynaklarında, bölgenin adı: “Iğdır maa Kardıç” olarak geçmeye başlar.

Finike kazasına bağlı olan Kumluca nahiyesinin merkezini oluşturan Sarıkavak köyü, 19’ncu yüzyılın başlarında kurulmuştur. Kumluca ve Sarıkavak adları, 15’nci yüzyıldan itibaren: yer, mevki adı olarak Osmanlı belgelerinde kendini gösterir.

Sarıkavak köyü sakinlerinin değirmencilik ve fırıncılık alanlarında mahir oldukları bilinir. Kumluca nahiyesinde genel olarak kereste ticareti, arıcılık, meyvecilik, demircilik, ağaç işleri ve hayvancılık, yaygın olarak yapılmaktadır.

Ayrıca: 20’nci yüzyılın ortalarına doğru Kumluca’da Finike Limanının etkisiyle olsa gerek, her türlü mal bulunmakla beraber, yaygın meslek olarak mefruşat ve terzilik görülür.

1 Nisan 1958 tarihi itibarı ile, Finike kazasından ayrılan Kumluca nahiyesi, Kumluca kazası olmuştur.

GEZİLECEK YERLER:

Kumluca 50.Yıl Karatepe Kültür Merkezi

50.YIL KARATEPE KÜLTÜR MERKEZİ-KALE KULE:

Kumluca merkezdedir. 50’nci yıl kültür merkezi kompleksi içinde bulunan kule, 5 katlıdır. Giriş katında Belediye tarafından işletilen bir çay bahçesi vardır.

Kumluca 50.Yıl Karatepe Kültür Merkezi

3’ncü katta bir restoran ve en üst katta seyir terası vardır. Burada yeşillikleri içinde harika bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.

Kumluca Sarnıç Tepesi

SARNIÇ TEPESİ:

Beykonak, Sarnıç Yolu Sokaktadır. Kumluca merkeze 4 km uzaklıktadır.

Sarnıç tepesi 285 metre yüksekliktedir. Yolu asfalttır. Kumluca Belediyesi tarafından 2006 yılında kurulmuştur. Burada: piknik alanı, çocuk oyun gurubu kompleksi, kır kahvesi ve hayvanat bahçesi bulunmaktadır.

Hayvanat bahçesinde, ruminant yani ot yiyen hayvanlar barınmaktadır. Bunların sayısı 50’yi aşkın türden 600 civarındadır.

Hayvanat bahçesinin bulunduğu yer, aynı zamanda huzurlu ve sessiz bir mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Kumluca Aktaş Sahili

AKTAŞLAR KOYU-AKTAŞ SAHİLİ:

Sahili çakıl taşlıdır. Denizi hemen derinleşmez, sığdır. Sahilde hiçbir tesis yoktur.

GAGAE-GAGAİ:

Mavikent beldesi Aktaş-Yeniceköy Mevkiindedir. Yeniceköy’e yaklaşık 1.5 km uzaklıkta, bir tepenin üzerindedir.

Kent: Akropolis kayalığı ve deniz arasında kalan bölgede kurulmuştur. Gagae şehri: Aşağı ve Yukarı olarak değerlendirilen bir Aprepolis yapısındadır. 

Bu yüzden şehre “Paleopolis” ismi de verilmiştir. Günümüze ulaşan yapılar, Roma ve Bizans dönemine aittir. Bunlar: şehrin duvarları ve bazı Hıristiyanlık kiliselerinden kalanlardır.

CORYDELLA-KORYDALLA:

Kumluca merkeze 1 km uzaklıkta, merkezin batısındadır.

İki tepe arasında kuruludur. Antik kentin ismi, Likya dilinde “Korydalla” olarak geçer ve isminin kelime anlamı Doruk Hisarcığı’dır.

Kentin, Likya dilinde bir kitabesi vardır. Buna istinaden şehrin tarihini büyük ölçüde Rhodiaapolis ile birlikte incelemek gerekir. Çünkü kent Likya birliğinden atılmıştır ve Rhodiapolis kenti ile birlikte temsil edilmiştir.

MÖ 5’nci yüzyılda, Pers ordularına bölgede casus Korydallas yol göstermiştir. Kendisi: Corydella şehrinin bir ferdiydi.

Kent, Roma döneminde de varlığını sürdürmüş, ancak özellikle Bizans döneminde gelişmiştir. Zamanla şehirden, kıyı şehirlerine doğru bir göç olmuş ve giderek önemini yitirmiştir.

11’nci yüzyılda Tekeoğulları isimli Türk boyu bölgeye gelmiş, kalıntıların yakınındaki verimli ve kumlu, alüvyonlu ovada “Kumluca” yerleşimini kurmuşlardır.

Günümüzde, zeminde sadece şehre su getiren “Aguaduktur” kalıntıları görülebilmektedir. Başkaca kalıntı yoktur. Çünkü Kumluca evleri yapılırken, kent talan edilmiştir. Antik kentin üzerine Hacıveliler köyü yapılmışıtır.

Günümüzde ve yakın geçmişti, Korydella denildiğinde ilk akla gelen Korydella definesi veya Kumluca definesidir.

Kumluca Definesi
Corydella-Kumluca Definesi:

Sion Hazinesi 1963 yazının sonlarında, Hacıveliler mezrasının (Kumluca’nın 2 km batısında, Likya’da modern bir kasaba olan Büyük Asar (Büyük Harabe-antik kentin bulunduğu yer) denen alanda bulunmuştur.

Kumluca Definesinin bulunduğu yer

Hazinenin erken bir Bizans kilisesinin kalıntılarından yaklaşık 30 metre uzaklıkta bulunduğu bilinmektedir.

Hazinenin: MS 7’nci yüzyılda işgalci Araplardan saklanmak için gömülmüş olabileceğine inanılmaktadır.

Definenin bulunması hakkında çeşitli söylentiler bulunmaktadır.

1’nci Söylenti:

1963 yılında Hörü isimli bir çoban köylü kadın bölgede keçilerini otlatırken keçilerinden birinin ayağına bir zincir takılır. Akabinde burada “Corydella” ve “Kumluca definesi” olarak isimlendirilen define bulunur.

2’nci Söylenti:

1961 yılında Kumluca yöresinde yaşayan, yaşlı bir kadın, rüyasında bir define görür. Bu rüyasını çocuklarına anlatır ve ovadaki büyük ağacın altını kazmalarını söyler. Bunun üzerine çocuklar annelerinin söylediği yeri kazarlar ve defineyi bulurlar.

Kumluca Definesi
Define:

Definede bulunan objelerin kesin sayısı bugün bile bilinmemektedir. Muhtemelen 50’den fazla parçadan oluştuğu düşünülüyor.

Hazinenin, gömülme tarihi ve gömülme nedeni bilinmemektedir.

Definede: Likya birliği ve Roma dönemlerine ait birçok sikke bulunmaktadır. Ayrıca: gümüş kilise eşyaları vardır ancak bu kilise eşyalarının işçilikleri muhteşem güzeldir.

Kilise eşyalarının üstünde: Myra kuzeyinde “Sion kilisesi” ne ait oldukları belirtilmektedir. Objeler: MS 6’ncı yüzyılda, tek bir atölyede, ancak farklı teknikler kullanılarak yapılmıştır.

Parçaların üstünde: Bizans’ın en görkemli olduğu İmparator I Justinianus döneminde, Konstantinopolis yani İstanbul şehrinde yapıldıklarını gösteren damgalar vardır.

Bir kısım obje üzerinde ise, monogramlar görülür. Bunların: hayırsever Piskopos Eutykhianos tarafından Sion Manastırına hediye edildiği belirtilmektedir.

Güney Likya dağlarındaki bir manastır için, bunlar olağanüstü hediyelerdir.

Hediyeler arasında: büyük bölümü altın ve bir kısmı gümüşten: altın kaplamalı tepsiler ve haçlar, kandiller vardır. Özellikle: İmparator I Justinianus döneminden (MS 527-565) kalma buhurdan büyük ilgi çeker. 

Buluntular: Bizans dönemini yansıtması, maddi yönü ve bilimsel değerinin çok yüksek olması nedeniyle bütün dünyanın ilgisini çeker.

Kumluca Definesi
Definenin Talan Edilmesi:

Define haberinin alınmasının ardından: eski eser kaçakçıları, derhal İstanbul’dan Kumluca’ya gelirler. Antalya Müze Müdürü ise, Antalya’dan Kumluca’ya gidecek bir araç bulamadığından geç kalır ve Kumluca’ya ulaştığında, definenin büyük bölümünün yöreden kaçırıldığını görür, definenin sadece küçük bir bölümünü (20 parça kadar) ele geçirir.

Definenin yöreden kaçırılan büyük bölümü ise, uluslararası kaçakçı Yorgo Zakos tarafından, Amerika’da yaşayan emekli büyükelçi Robert Bliss ve eşi Mildret Bernes Bliss’e, 1 milyon dolara satar. Onlarda defineyi müzeye bağışlamışlardır.

Yorgo Zakos, define parçalarını 1962 yılında Kumluca’dan satın almış ve resmi soruşturmadan kaçmak için 1963 yılında Türkiye’den kaçmıştı.

Define, 1963-1965 yılları arasında, İstanbul üzerinden önce İsviçre ve oradan da Amerika’ya kaçırılır. Küçük bir kısmı ise, Avrupa’daki bazı koleksiyoncular tarafından satın alınır.

Günümüzde: İngiltere-Londra Hewit Koleksiyonunda 4 parça ve Digby koleksiyonunda ise 1 parça vardır.  Ancak Hewit koleksiyonunda bulunan parça başkalarına satıldığı için günümüzde akıbeti meçhuldür. İsviçre’de bazı koleksiyoncularda da definenin bazı parçalarının bulunduğu tahmin edilmektedir.

Antalya Arkeoloji Müzesinde ise, sadece 14 parça Sion eseri olarak definenin parçaları sergilenmektedir.

Definenin 18 parçalık bölümünün yani kayıt bölümünün, 1964 yılında Atina’da yapılan bir toplantıda İstanbul Arkeoloji Müzesinden Nezih Fıratlı tarafından fark edilir. Kısa bir süre sonra hazinenin ülkemize iade edilmesi istenir. Ancak iade edilmez.

Halen Amerika’da Dumbarton Oaks Koleksiyonunda bulunmakta ve Washington şehrinde Dumbarton Oaks Müzesinde sergilenmektedir. Müze envanterinde günümüzde Kumluca definesine ait 18 parça eser bulunmaktadır.

Kumluca Definesi
Sonuç:

Define parçalarının ülkemize iade edilmesiyle ilgili olarak yıllardır Amerika’da bulunan Dumbarton Oaks Müzesi yetkilileriyle görüşülmektedir, ancak herhangi bir olumlu gelişme olmamıştır.

Kumluca Rhodipolis

RHODİAPOLİS:

Kumluca merkeze 5 km uzaklıktadır.

Rhodiapolis, Sarıcasu’nun arka bölümünde, deniz seviyesinden 300 metre yükseklikteki bir tepe üzerinde bulunur.

Tepenin güneyinde Kumluca düzlüğüne ve Akdeniz’e bakan yamaç: yapılarla doludur. Çünkü Rhodiapolis’in en önemli özelliği şehirciliktir. Dar ve zor arazide oldukça başarılı planlanmış kompakt bir kent yaratılmıştır.

Yapılar arasında sadece cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk yoktur. Eğimli arazide, kentsel yapılaşmaya imkan tanıyan, çok sayıda teras çoğunlukla sarnıçlar ile oluşturulmuştur.

Böylece hem su ihtiyacı karşılanmış, hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır.

İsmi nedeniyle şehrin Rodoslular tarafından kurulduğuna inanılmaktadır.

Theopompos’un yazdıklarına göre: Rhoriapolis şehri ismini Mopsos’un kızı Rhodos’tan alır.

Bir başka yazara göre ise, şehir Troya savaşından sonra Akhaların önderi Amaphilokhos tarafından kurulmuştur ve şehre aynı zamanda bir kahin olan kızı “Rhodia” nın ismini vermiştir.

Bölgedeki şehirlerin merkezi konumundaki Rhodiapolis şehri Likya birliğinde 1 oy kullanma hakkına sahipti. Ancak çevresindeki küçük kentlerin ise, üçü bir arada sadece 1 oy kullanabiliyordu.

Rhodiapolis, Doğu Likya’nın sınır kentidir. Likya bölgesi bundan sonra bitiyor. Şehir, zengin ve verimli arazilere sahipti.

Ören yerinde: Akropoldeki kalıntılar dışında, kuzey ve doğu Kumluca ovaları ve Akdeniz’i çevreleyen yamaçlarda da bina kalıntıları vardır.

Rhodiapolis: başarıyla planlanmış çok kompakt bir şehircilikle öne çıkmaktadır.

Binalar, birbirine yakın konumlandırılmıştır.

Eğimli arazide, teraslar oluşturulmuştur. Çünkü Rhodiapolis şehrinde yeterince  düz arazi yoktur.

Klasik dönem Rhodiapolis sakinleri, tepenin üzerinde yaşıyordu.

Kaya mezarları ile kuzey vadisindeki ev kalıntıları, orada daha küçük bir yerleşim kurulduğunu gösterir.

 

KENTTE YAŞAMIŞ ÖNEMLİ KİŞİLER:

OPRAMOAS:

Kentin en ünlü simasıdır.

Antonius Pius (MS 138-161) döneminde yaşamış ve Likya’nın en zengin ve en ünlü hayırsever adamı olmuştur. Kendisi, yaptığı tarımsal ürünler ve deniz ticareti sayesinde büyük bir servet edinmişti.

Opramoas’ın Likya birliğinde üstlendiği ilk görevi: arkhiphylakia olur. Erken dönemdeki hizmetleri nedeniyle, 4 kez onurlandırılır. Bu onurlandırmalarda: bronz heykel, altın kaplama ikon ve altın çelenk almıştır.

MS 131-132 yıllarında cömertliğini kanıtlayan Opramoas, Likya birliği tarafından yıllık onurla onurlandırılmıştır.

MS 136 yılında, İmparator kültü başrahipliği ve Likya birliği yazmanlığı görevini alır.

Opramoas’ın tüm Likya’da yardım etmediği şehir yoktur.

Özellikle, MS 141 yılında, depremde yıkılan pek çok yapı, Opramoas tarafından onarılmıştır.

Kentlere yapılan yardımlar dışında: kurduğu vakıf sayesinde: Likya’da 16 yaşına gelmiş bütün çocukların eğitim ve beslenmeleri, yaşlılar için kefen parası, genç kızlar için çeyizlik ve yoksullara yiyecek yardımları da yapmıştır.

İmparator Hadrianus: Asya olaylarını detaylıca bilen Likyalı tüccar Opramoas’ın gizli raporlarının, Palma tarafından alaya alındığını” anlatır.

Yöredeki birçok antik şehrin günümüze ulaşmasında Opramoas tarafından şehirlerin deprem sonrasında yeniden imarında yapılan yardımın büyük katkısı olmuştur.

2015 yılında Prof. Dr Nevzat Çelik’in girişimleriyle, Opramoas Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğine onursal üye yapılmıştır.

HERAKLEİTOS;

MS 2’nci yüzyılda yaşamış bir hekim ve din adamıdır.

Atina’da rahiplik yapmış, belli bir yaştan sonra da Rhodiapolis şehrine geri dönüp şehirde Asklepios kültünü kurmuş ve başrahip olmuştur. Ayrıca bir hastane açmıştır.

Böylece, şehir aynı zamanda bir sağlık merkezi olmuştur.

Kazılarda hastane ve tedavi odaları bulunmuştur. Üç girişli bir yapı ve burada su tedavisi ve telkin odaları gün yüzüne çıkarılmıştır. Çünkü hastanede su tedavisi yapılıyor, telkinle hastalar iyileştiriliyordu.

Hastanede masaj odaları, yağlanma odaları ve telkin odaları vardı. Tedavi odalarında küçük krem kaşıkları, iğneler bulunmuştur, ayrıca yatakhaneler de vardır.

Ayrıca kütüphane tespit edilmiştir. Ancak ortaya çıkan yapıların ve yazıtların anlamları tam olarak çözülememiştir.

ARKEOLOJİ KAZI ÇALIŞMALARI:

Şehir, ilk kez, 1842 yılında İngiliz bilim adamları Daniel, Sprat ve Forbes tarafından keşfedilmiştir. 1881-1882 yıllarında da çalışmalar devam etmiştir.

KALINTILAR:

Rhodiapolis şehri, Likya dilinde yazıta sahip kaya mezar dışında, MÖ 7’nci yüzyıl öncesini yansıtacak kalıntılara sahip değildir. Bizans çağı yapılarının büyük kısmı da tahrip olmuş, günümüze ulaşmamıştır.

Kumluca Rhodipolis Tiyatro
TİYATRO:

Tiyatro, kentin kuzeyinde, bugün görülebilen Bizans yerleşiminin bulunduğu Akropol tepesinin güney doğusundadır. Kamu yapılarının merkezindedir.

Tiyatro, güneye bakar. Yöneliminden dolayı, gün boyu güneş alır. Helenistik dönemde en erken inşa edilen yapıdır. Yerli kireçtaşından yapılmıştır.

Roma döneminde, kent merkezinde yer bulma sıkıntısı yaşandığından, kamu yapıları, kentin en önemli yapısı konumundaki tiyatro çevresinde konumlanmıştır.

Tiyatronun Cavea  bölümü oldukça iyi korunmuştur. Sahne binasının, hyposkene ve postskene bölümleri de iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Oturma sıralarının uçlarında bulunan aslan ayağı kabartmalarıyla Cavea, ince bir işçiliği sahiptir. Cavea’nın sekizde dörtlük bölümü, yamaca yaslanmıştır. Kuzey batı analemma duvarı, palygonal duvar örgüsü ile yükseltilmiştir.

Caea: 7 klimakes ve 6 kerkides’e bölünmüştür. Cavea’da 18 oturma sırası vardır. Cavea önünde: cella curilis denen iki koltuk, en arka sırasında ise bisellum olarak taht-bank şeklinde koltuk sırası bulunmaktadır.

Seyirci kapasitesi 1500 kişi civarındadır. Cavea’da taşçı işaretleri bulunmaktadır.

Tiyatro, Helenistik dönemde baldachin, Roma döneminde ise, velarium denen farklı gölgelik sistemlerine sahiptir. Tiyatroya giriş-çıkışlar, doğu ve batı parodoslardan sağlanmaktadır. 

Orkestra formu daireseldir ve çapı 10.50 metredir. Zemin ise sıkıştırılmış topraktır.

Sahne binası, zeminle birlikte 2 katlıdır ve mimari stili Dor düzenindedir. Doğu-batı aksında uzanır. Sahne binasının üst kesimi tamamen yıkılmıştır. Sadece zemin katı görülmektedir.

Tiyatroda önemli yazıtlar bulunmuştur.

Tiyatronun üst kısmında: batıya doğru sadece apsisi korunarak günümüze ulaşmış bir kilise bulunmaktadır. Amfi tiyatro, Geç Roma dönemine kadar kullanılmıştır. Bu dönemde tek tanrılı dinle birlikte tiyatro faaliyetleri sona ermiş ve yasaklanmıştır.

 Tiyatroda, 22 Haziran 2011 tarihinde yapılan bir organizasyon ile konser düzenlenmiş ve bin yılı aşkın bir zaman diliminden sonra tiyatro, tekrar müzikle buluşmuştur.

Tiyatro Yanındaki Toplantı Salonu:

Geç Roma döneminde, tiyatronun var olan duvarı kullanılarak ek mekanlar yapılmıştır. Bu yapı, kare formludur. MS 3 ile 5’nci yüzyıl arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. 

Stoa teras duvarına kadar uzanır. Cephe yapısallığı belirsizdir.

Görünüşe göre, iki katlı stoanın üst katı bu yapıya 9 metrelik bir ön alanı oluşturmaktadır. Stoa sonu ile yapı arasında, dar bir geçiş koridoru bırakılmıştır.

Burası: Rhodiapolis şehrinin, dar alanda şehircilik karakterinin en sıkışık ve aynı zamanda en başarılı uygulamasıdır. 

Sahne binasından sonra yapılan toplantı salonunun, batı arka duvarı, sahne binasını kısmen keserek oturtulmuştur. 

Dış duvarları çoğunlukla blok taşlardan örülüdür. Sadece arka duvarında, ana bölümler moloz taşla kapatılmıştır. İçinde 4 sıra oturma basamakları vardır.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı

OPRAMOAS ANIT MEZARI:

Mezarın sahibi Opramoas Likya bölgesinin ünlü hayırseveridir. Kendisi hakkındaki ayrıntılı bilgiyi yukarıda vermiştim.

Anıtın cephesi ve iki yan yüzündeki yazıtlar, antik dünyanın ikinci en uzun Eski Yunanca yazıtı olma özelliğini taşımaktadır. Uzunluktan öte asıl içerikte benzersizdir. Opramoas’a euergetizme, Lykia’ya, Roma Dönemi Lykiasındaki sosyal, politik ve ekonomik yaşama, dönemin elitlerine, kurumların ne tür destekler alarak çalışmalarını sürdürdüklerine ve Lykia kentlerindeki birçok binanın yapım ve finans temin süreçleri gibi pek çok konuda önemli bilgiler içermektedir. 

İlk kez 1842 yılında keşfedilen anıtın yazıtları, 2006 yılındaki kazılarda tamamen ortaya çıkarılmıştır. 

Mezarın ön ve yan duvarlarına kazınmış olan yazıtın uzunluğuna karşın, taş yazım ustası/ustaları tarafından sadece 13 hata yapılmış olması da dikkate değerdir. Yaklaşık her biri 100 satından oluşan 20 sütunda, 36.000 harften oluşan 7260 kelime bulunmaktadır. Toplam 70 döküman vardır. 

Bunlar: tüm yardımların listesi onurlandırmalar yanında biri Roma İmparatoru Antoninus Pius’tan ve biri de bir prokuratordan ve kalanı da değişik kentlerden gelen toplam 38 mektup, Lykia birliğine ait 32 karar dökümanı, Opramoas’ın anıt mezarının duvarlarını doldurmaktadır. 

Bu mektuplar özellikle Antoninus Pius ile olan yazışmalardır. İmparator Hadrianus’un anılarında “Asya olaylarını iyi bilen Lykialı tüccar Opramoas’ın gizli raporlarının Palma tarafından alaya alındığını” anlatır. Bu durum, dönemin yerli iktidar sahipleri ve zenginlerinin Roma yönetiminde senatörlük ve diğer görevleri alabilmek için kamu yararına ve Roma istekleri ve beklentileri doğrultusunda işler de yaptıkları açıklar. Bunun iyi yanı, kendi bölgesini Roma gücünden daha çok yararlandırmak ve kendi hanedanının ekonomik ve siyasal gücüne güç katmaktır.

Evet, anıt mezarı anlatmaya devam edelim:

Anıt mezar sahibinin, yerleşimdeki en ayrıcalıklı kişi olduğunu gösterircesine, kentin en odak merkezinde, tiyatronun önündeki terasın ortasına konumlandırılmıştır.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı

Mezarın kuzey köşesi, tiyatro sahne binasına değecek şekilde yerleştirilmiştir.

Amaç sahne binası ile Agora teras duvarı arasında kalan, 19 metre genişlikteki alana yapıyı sığdırmaktır. Anıtın boyutları: 7.6 x 6.7 metredir. Tüm yapıda kesme taş bloklar kullanılmıştır.

Güneybatı yan duvarın tamamı, cephenin tamamı ve kuzeydoğu yan duvarın ön yarısı, yukarıda anılan ünlü Opramaos yazıtlarıyla doldurulmuştur. 

Yapıda ele geçen tek kabartma; çatı alınlığındaki Medusa başıdır. Yuvarlandığı Stoa alanında bulunan Medusa bloğunun ele geçen parçaları onarılarak birleştirilmiştir.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı
Evet, mezar, karakteristik prostylos tapınak düzenindedir.

Yani, bölgede birçok benzeri bulunan, 2’nci yüzyıl Roma dönemi moda tapınak planındadır. Sadece cepheden basamaklarla çıkılan bir merdiven vardır. Bu podyuma çıkan merdiven ölçüleri: 2.34 x 3.07 metredir.

Podyum ucunda: 4 sütunlu bir cephe düzenlemesi görülür. Sonraki dönemde, yapının özellikle cephesi tahrip edilmiştir. Bu kesimdeki mermer malzeme: alt terastaki Bizans kireç kuyusunda yakılmıştır. 

Batı yan ve cephe duvarının tamamı ve doğu yan duvarının ilk yarısı, yazılı bloklarla örtülüdür. Arka duvar ise boştur.

Bu kitabeler 64 belgeden oluşmakta olup, Opramoas’ın bütün resmi ilişkileri sıralanmaktadır. Bu belgeler arasında: 12 İmparator mektubu, 19 Procurator mektubu ve 33’ü birlik toplantısına ait belgedir.

Bu yazıtlı anıta ait bloklar, çevreye dağılmıştır. Bu kayıtlarda: Opramoas’a sunulan onurlandırmalar ile kendi şehrine ve diğer şehirlere yaptığı hayır işleri anlatılmaktadır. Mektuplar, özellikle Antonius Pius ile olan yazışmalardır.

Yazışmalar içerisinde bu kişinin Lkkiarkh (Likya birliği yöneticisi) olduğu da anlaşılmaktadır. Anıtın üstünde kırma çatı bulunur.

Çatı kiremit kaplıdır. Tüm yapı: kesme taş bloklarla örülüdür.

Kumluca Rhodipolis Agora/Stona

AGORA/STOA:

Kuzeydoğu-güneydoğu doğrultusunda uzanır.

Agora ve Stao birlikte tasarlanmıştır. Yapılış tarihi olarak muhtemelen MS 1’nci yüzyılın ilk yarısı düşünülmektedir.

Stoa, Agoranın batısı boyunca uzanan, yarı kapalı bölümdür. Stoanın doğusunda, paralel uzayan Agora düzlüğü vardır. Bu düzlük, kuzeyden başlayıp güneye doğru genişler. 

Agoranın güney tarafında 4 büyük sarnıç bulunur ve bu sarnıç, geniş terasın alt yapısını oluşturur. Agoranın iki taraftan girişi bulunur.

Stoa’nın ele geçen parçalardan 2 katlı olduğu anlaşılmıştır. Stoanın zemininde mozaikler bulunmuştur.

Bunlar geometrik desenlidir. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, heykel kaideleri bulunmuştur. Ancak heykeller yoktur.

Kumluca Rhodipolis Hadrian Sebasteion

HADRİAN SEBASTEİON:

Şehir merkezinde, Agora ve Stoanın güneyindedir.

Asimetrik dikdörtgen yapıdadır. Doğu cephesi blok taşlarla örülüdür ve zemin kattan giriş vardır.

Kumluca Rhodipolis Hadrian Sebasteion

Doğu-batı yönde uzayan, anıtsal nişli cephe şehir merkezine hakimdir. Zemin kat, son blok sırasına kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.

FORTUNA TAPINAĞI:

Tapınağın ön alanını oluşturan, tonozları çökmüş olan sarnıçlara düştüğü tespit edilen podyum blokları kaldırılarak orijinal yerlerine konulmuştur. Tapınağın giriş yüzü: kuzeye ana alan girişine bakar. 

Bu yüzün iki yanında, tapınağa bitişik birer heykel kaidesi bulunmaktadır. Kaidelerden biri kütüphaneye, diğeri ise doğuya nişe bakmaktadır.

Kumluca Rhodipolis Asklepion

ASKLEPİON:

Fortuna Tapınağı ve Kütüphanenin bulunduğu, kentin güney batı alanında, Sebasteiona bitişiktir. Yapı MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.

Asklepeion ve Asklepeios ile ilgili yazıtlar, bu yapının çevresinde bulunmuştur.

Kompleks içindeki kütüphane ve avlu çevresindeki odalar, bu fonksiyonu güçlendirir. Asklepeios ve kızı Hygeia’ya heykeller adayan ve ilk kez bölgede Asklepeios kültünü kuran Herakleitos yazıtı, bu yapının hemen arkasında bulunmuştur.

Yine yapının ana girişi önünde, Asklepeion yazan bir yazıt bulunmuştur.

Asklepeion yapısının alt yapısı, sarnıçlardan oluşmuştur. Bu kısım bir avlu görevindedir. Kuzey yönünde 3 kapılı bir Stoa alanından mekana girilir. Giriş kapısından sonra, geniş bir koridor vardır. 

Doğu ve batıda bulunan odaların girişi, bu alandan sağlanır. Avlunun doğu ve batısında 6 mekan vardır. Bu mekanlar hasta odalarıdır.

Alandaki diğer yapılar gibi, buranın da yapı duvarlarında da: doğal nedenlere bağlı bozulmalar ve yapısal kayıplar olmuştur. Duvar: moloz taş ve kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir.

KÜTÜPHANE:

Fortuna Tapınağının batı bitişiğindedir. Tapınakla aynı ön alana bakmakta ve kapısı da bu yöne açılmaktadır. Hekim Heraikleitos tarafından MS 2’nci yüzyılda yaptırılmıştır. Heraikleitos yazdığı 6 ciltlik eserinin de burada bulunuyordu.

Yapı dikdörtgen planlı ve tek hacimlidir. Kütüphanenin duvarları genellikle moloz taş ve harçla örülmüştür. Sıva üstü mermer kaplamadır. Yapının küçük ölçülerine göre oldukça güçlü görülen duvarları 1.20 metre kalınlıktadır.

Yapının kalın duvarları içinde: 0.50 metre derinlik ve 1.5 metre genişlikte nişler açılmıştır. Kuzey duvarda 3 ve doğu duvarda ise 2 niş vardır. Doğu yüzü ortasında, tapınakla bakışımlı bir giriş vardır. Güney tarafı yamaca bakar.

HAMAM:

Şehrin doğusunda, son kamu binasıdır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Yapının güney yarısında paestra altında sarnıçlar vardır. Kuzey yarısında ise hamam bulunur. Yapı iyi durumda korunarak günümüze ulaşmıştır. Bizans döneminde kullanılmıştır. Tasarımı: Anadolu hamam-gymnasium modelindedir.

Likya bölgesi, sıralı I tipi hamam planındadır. Hamam duvarlarındaki moloz taşlar, harçla örtülmüştür. Hamamın ana mekanı, tonoz örtü ile kapatılmıştır.

Hamamın içinde su basınç odası olarak adlandırılan kastellum vardır. Duvarlar arasında eğimli hava kanalları bulunur. Duvarlar: terrakota çivilerle ısıtılmaktaydı.

KENOTAPH:

MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen bir anı mezardır. Henüz burada kazılara başlanmadığından bilgi yoktur.

Kumluca Rhodipolis Nekropoller

NEKROPOLLER:

Şehrin nekropolleri, şehre gelen ve giden yolların kenarlarında yoğunlaşmıştır.

En erken Nekropol, yerleşimin kuzeyindeki vadi kenarında bulunan kayalıklardaki kaya mezarlığıdır. Kentin çevresindeki Roma dönemi nekropolleri, genellikle çok tonozlu oda mezarla ve lahitlerden oluşmaktadır.

Lahitler, kentin güneyinden çıkan yol boyunca yoğundur. Oda mezarlar ise, kentin kuzey ve kuzeybatısında çoktur.

Kent merkezindeki cadde kenarlarında da anıt mezarlar görülür. Roma dönemi anıt mezarları, kentin merkezinde yol boylarında dizilmiştir.

Ancak, Rhodiapolis kentindeki en önemli mezar, Tiyatronun sahne binasının arkasında bulunan Opramoas anıt mezarıdır.

KAYA MEZARLAR:

Şehirde 26 tane kaya mezar varlığı tespit edilmiştir. Ancak bu mezarların sahiplerinin yaşamlarına ait bir mimari kalıntıya henüz rastlanmamıştır.

KONUTLAR:

Kentin en çok dikkat çeken özelliği, küçük taşlardan harçlı ve harçsız olarak yapılmış ve günümüze kadar ulaşan çok sayıdaki yapıdır. Değişik ölçülerdeki bu yapıların birçoğu özel kişilere ait evlerdir.

AKROPOLİS:

Kumluca Rhodipolis Akropolis Bizans Kilisesi

Bizans Kilisesi:

2009 yılında yapılan kazı çalışmalarında, kilisenin apsis ve hema kısmı, pastaphorium odaları, kuzey nefin tamamı ve kilisenin kuzey doğu köşesine bitişik şapelde kazı çalışmaları tamamlanmıştır.

Yapılan çalışmalara göre, kilisenin Akdeniz Bölgesi, erken Bizans dönemi bazilikal planlı kiliselerinin tipik örneklerinden birisi olduğu anlaşılmıştır.

Kilisenin MS 5’nci yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir. Erken Bizans dönemine yani MS 11-12’nci yüzyıllara kadar kullanılmıştır.

Kilise, Akropol düzlüğünün merkezinde konumlanmıştır. Doğu-batı uzanımlıdır. Narteksi yoktur. Batı girişli ve üç neflidir. Apsisin içinde 6 basamaklı syntronom vardır.

Yapının uzunluğu yaklaşık 25 metredir. Naos, iki sütun ile üç nefe ayrılmıştır. Yapının orijinal üst örtüsü ahşaptır. Kilisenin cephesinde üç giriş vardır. Bunlar Roma dönemi yapılarında devşirme bloklarla örülmüştür.

Kilise bölümlerinden bazılarının zeminleri mozaik, bazıları ise taş kaplıdır. Mozaik döşemede: beyaz, kırmızı, mavi, sarı renklerde tessera kullanılmıştır.

Bu bölümde, günlük kullanım amaçlı seramikler de bulunmuştur. Az sayıda fresko parçalarına rastlanmıştır. 

Bir piskoposluk merkezi olan Rhodiapolis şehrindeki bu büyük kilise, muhtemelen şehrin katedrali yani piskoposluk kilisesiydi.

Şapel:

Yapının kuzeydoğu köşesinde 5.80 x 4 metre ölçülerinde bir şapel vardır. Şapelde: dolgudan mavi, beyaz ve kırmızı renklerle boyalı fresko parçaları ve iki kırık sütun gövdesi bulunmuştur.

Konutlar:

Kilisenin kuzeyine bitişik olan ve doğrudan kuzey nefin doğru kısmına, bir kapı ile açılan yapının da, muhtemelen piskopos konutu olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak: kilise, piskoposluk konutu ve şapel, birbirine bağlıdır.

KARACAÖREN:

Karacaören beldesi, Kumluca merkeze 30 km uzaklıktadır.

KORMOS:

Karabük Mahallesindedir. Kumluca merkezin 20 km kuzeyindedir ve bu bölgede bulunan 3 kent arasında, ilk varılan kenttir.

Kent: Alakır nehri ve vadisinin doğusundadır. Günümüzdeki Karabük yerleşiminin eteklerine kadar uzanmaktadır. Sarp bir tepenin sırt kısmında kuruludur. Bu sırt, güneye doğru 2 km devam eder.

Tepedeki yerleşim, yaklaşık 450 metre uzunlukta ve 30 metre genişliktedir. Binaların çoğunluğu bitişik nizamda yapılmıştır.

Yol olarak kullanılan alan, yok denecek kadar azdır. Ancak tepeye çıkarken rastlanılan kalıntılar, aslında yerleşimin daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir ve hatta Alakır nehrinin kıyısına kadar uzandığı tahmin edilmektedir.

Sırt üzerinde bulunan kalıntıların hepsi, tahrip edilmiş ve yağmalanmıştır.

Yerleşim yerinde, buranın kent olarak düzenlendiğini gösterir kamu binaları kalıntıları görülmemiştir.

Bu yüzden, burası muhtemelen Bizans döneminde bir köy kent veya kuleye sahip çiftlik yerleşimidir.

Belki de kıyıdan iç kesimlere giden ticaret kervanlarının uğradığı veya sığındıkları tahkimli bir yer olmalıdır.

Bölgede mezar yapısına rastlanmamıştır.

Evet, sonuç olarak, burada Bizans dönemi sonrasına ait herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bölgenin, MS 7’nci yüzyıl civarında Arap akınları nedeniyle boşaltıldığı düşünülmektedir.

Kentin günümüze ulaşan en önemli yapı kalıntısı: batı sırtta kule olması muhtemel yapı mimari parçalarıdır. Dağlık Likya ve Kilikia bölgelerinde, kuleler: gözetleme, savunma, saklanma, barınma ve depo görevi görmek üzere inşa edilmiştir.

Bu kuleler, yerel halkın ve malları için korunaklı mekanlar olarak kullanılmıştır.

Kormos kentindeki kule de, kayalık bir tepenin zirvesinde yani savunmaya elverişli bir yerde yapılmıştır. Kule, günümüzde de, ovayı gözetleme açısından ve saldırıya karşı savunma özelliği bakımından değerlendirilmektedir.

Kumluca Akalissos

AKALİSSOS:

Ören yeri, Kumluca merkezinin yaklaşık 25 km kuzeyindedir.

Karacaören köyünün Asarderesi ile Gavuristanlık Mahallesindedir. Kumluca’dan kuzeye, Alakıra giden yolda, iki kent arasında kalmaktadır. Alakır vadisinde, Asar deresi denen derenin ayırdığı vadinin iki tarafında yerleşiktir.

Günümüzde, şahıslara ait bağ ve bahçe olarak kullanılan araziler içinde kalan antik kentte, tahribat ve yağma oldukça fazladır.

Ana yolun diğer tarafı yani dere yatağının kuzeyinde kalan dik kayalık bölünde, şehrin mezarları yani nekropol alanı vardır. Akalissos antik kenti kalıntıları, İdebessos’a 2 km mesafededir.

Burası bir Likya kentidir ve Likya birliğine üyedir.

Patara kentinde bulunan ve aslen askeri amaçla yapılan yolların güzergah bilgilerinin işlendiği “Stadiasmus Patarensis Anıtı” üzerinde, Akalissos ve Kormos kenti arası uzaklık 24 stadion yani yaklaşık 4.5 km olarak yazılıdır.

Kentte bulunan bir yazıtta: “Akalissos, Arykanda, Kyaneai ve Korydalla Halk Meclisleri tarafından onurlandırılan Oreios, bir heykel diktirmiştir. Oreios grammateusluk, eşi Aridesa ile birlikte İmparator rahipliği ve çeşitli görevler yapmışlardır.

Söz konusu yazıt Roma İmparatorluk dönemine tarihlenmektedir.

Kent: kaya mezarlarının bulunduğu tepenin etrafına açılan yol ile sınırlandırılmıştır.

Güney ve güneydoğu yamacında, alt kodlarda, ana kayanın düzleştirilmesiyle oluşmuş teras duvarları görülür.

Kentin kuzeyi ve güneyi arasında, dere yatağının yanında, bölgeye ulaşımı sağlayan modern yol yapılmıştır ve doğu batı yönünden bölgeden geçer.

Güneydeki tepeye bu yoldan itibaren ulaşım sağlanmış olmalıdır, çünkü izler bulunmaktadır. Ancak kuzeyde kalan kaya mezarlarına ulaşmak mümkün olmaz.

Güneydeki tepe sırtlarında bulunan lahitler, burada ayrı bir nekropol alanı bulunduğunu gösterir. Lahitlerin çevresinde başka yapılar yoktur. Yani, kent ve Nekropol iç içe değildir.

Lahitler, Roma dönemine tarihlenmektedir.

Kuzeydeki tepe yamaçlarında ilginç kaya mezarları bulunur.

Kente ait yapı kalıntıları, çalılık ve ağaçların arasına gizlenmiştir, tepenin güneydoğu yamacında yoğundur. Ancak büyük tahribat nedeniyle, yapıların mahiyeti ve fonksiyonlarını tespit etmek mümkün değildir.

Öte yandan, alanda her yapı parçasının yanında veya civarında kaçak kazılar yapıldığı görülmektedir. Özellikle kentin güney tarafı, tamamen özel şahısların mülkiyetindeki arazilerin içinde kalmaktadır.

Antik kaynaklara göre: Roma döneminde, şehir komşuları olan İdebessos ve Kormos ile siyasi birlik oluştururmuştur.

Çünkü söz sahibi olabilmek ve aynı zamanda kendi aralarında ekonomik geçim ve güvenliği sağlamak istemişlerdir.

MS 141 yılında, tüm bölgeyi etkileyen depremde ağır hasar görür.

Rhodiapolis kentinin vatandaşlarından ve Likya’nın en zengin kişisi Opramos’un maddi katkıları ile yeniden inşa edilir. Bu durum, Rhodiapolis kentinde bulunan ve Opramoas anıtı adıyla bilinen yazıtta yazılıdır.

Akalissos kentine ait en önemli buluntular:  Gardianus zamanında basılan sikkelerdir.

MS 242-244 yılları arasında, III Gordianus ve eşi Tranquillina zamanında kentte sikke basılır ve bu bronz sikkelerin üzerinde, Akalissos kentinin ismi ve Gordianus ile eşinin adı basılmıştır.

Bizans döneminde, Hıristiyanlığı seçen kentte, 2 tane kilise bulunmaktadır ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Kent alanında, yüzeyde ise bol miktarda keramik kalıntısı bulunmaktadır. Bunlar muhtemelen günlük kullanımda kullanılmış, basit ve sade işçilikli ve irili ufaklıdır. Bu kalıntılar Bizans dönemine aittir.

Evet, şehrin tarihi geçmişi incelendiğinde: MS 7 ve 8’nci yüzyıllardan sonra yerleşim olmamıştır.

Günümüze kalan kalıntılar:

Ören yerinde derenin diğer yanında, Akropole bakan tepe üzerinde şehrin en önemli kalıntıları bulunmaktadır.

Burası, doğal özellikleri nedeniyle şehrin nekropol alanı olarak kullanılmıştır. Nekropol alanı, İdebassos şehrindeki gibi ormanlık arazide değildir.

İki tepenin kayalık yapısı nedeniyle, burada kaya mezarları bulunmaktadır. İki ayrı kodda bulunan 8 kaya mezarı görülmektedir. Ancak bu kaya mezarlarının mimari stili, Likya özellikleri taşımaz.

Akropol tepesinin üzerindeki yapılar ise büyük tahribata ve yağmaya uğramıştır.

Nekropol alanındaki lahitler, yerel kireç taşından yapılmıştır. Hepsi Roma dönemine aittir. Lahitlerde, komşu şehir İdebassos’dakilere benzer, kalkan motifleri ve tekne kenarlarında kabartma süslemeler vardır.

Lahitlerin alt kısmında, basamaklı podyumların bulunduğu görülür. Bu lahitler günümüzde şahısların şahsi arazilerinde bulunduğu için, sınır taşı, hayvan besleme ve depo amaçlı olarak kullanılmıştır.

Evet, bu mezarlar dışında, bölgede yapılan araştırmalarda, sağlam kalabilmiş bazı yapı parçalarının, kentte, büyük kamusal yapılar inşa edildiğini göstermesi açısından ilginçtir. Kentin önünden dere geçmesine rağmen, kentte sarnıç kalıntıları bulunmaktadır.

Akropol tepesinin doğu yamaçlarında ise, sur duvarlarına ait izler görülmektedir.

Kumluca İdebassos

İDEBASSOS-KOZAĞACI

Kozağacı köyü yakınlarındadır.

Kumluca merkeze 21 km uzaklıktadır. Ancak ulaşımı zordur, çünkü ören yeri ormanlık bölgededir.

Kentin isminin muhtemelen, arkasındaki en yüksek dağdan kaynaklanmıştır.  Kentin arkasındaki dağlık alanda, bölgenin en yüksek tepesi olan “Kızlarsivrisi” vardır. 

Çevresindeki tarım arazilerinden ve daha çok ormanlardan geçimini sağlayan bir Doğu Likya dağ yerleşimidir.

Kent, Likya Birliğinin bir üyesi olarak bilinir. Doğu Likya bölgesinin kuzeyindeki dağ yerleşimleri ve kıyı kentlerini birbirine bağlayan yol üzerinde olması nedeniyle önem kazanmıştır. 

Roma dönemi sonrasında ise, kentin ismi “Edebessos” olmuştur. Hıristiyanlık döneminde Myra Metropolü içindedir. İsmi ise “Lebissos-Lemissos” olan bir Piskoposluk merkezidir.

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında:

Kentte, klasik dönem ve öncesine ait hiçbir veri yoktur. Sadece bir sikke de kentin ismi geçmektedir. Yine kentteki günümüze ulaşan kalıntılarda: kaya mezar yoktur.

Ayrıntılı arkeolojik araştırma yapılmamıştır, sadece yüzeyde görülen yapılan incelenmiştir. Yüzeyde yoğun olarak görülen Roma ve Bizans dönemi seramikleri yanında, tek ele geçen buluntular bronz heykelciklerdir.

1989 yılında ele geçen ve halen Antalya Arkeoloji Müzesinde bulunan bir define içinde: Likya’nın binicisi Men olan tek atlı heykelcik, Likya’da oldukça popüler olan 3 tane Kakasbos-Herakles heykelciği, 1 atlı heykelcik ve binicileri olmayan 3 at heykelciği bulunmaktadır.

Bu heykelcikler: atlı tanrı figürlerinin yaygınlık kazandığı, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Ancak İdebassos şehrindeki kalıntılardan, tanrılara yani kültlere ait bir kabartma, tapınak veya yazıt bulunamamıştır.

Tiyatro:

Helenistik dönemde var olduğu bilinen tiyatronun, boyutları ve planı bilinmemektedir.

Agora:

Bütün yapılar arasında kalan bölgedir.

Nekropol:

Kendin ana caddesi boyunca uzanır.

Evler:

Kentin yaşam alanı olan evler, harabe halindedir.

 

SARAYCIK

Ören yeri, Söğütcuması köyü ile Gölcük köyü arasındadır. Kumluca merkeze 43 km uzaklıktadır.

Kalıntıların tam ortasından, maalesef asfalt yol geçmektedir.

Pek çok yapı ve kalıntı, gerek doğal şartla ve gerekse kaçak defineci kazıları nedeniyle harap olmuştur.

Kumluca Kitenaura

KİTANAURA-KİTHANAURA:

Saraycık mevkiinin kuzeyindeki tepe ve yamaçlarda kurulmuştur.

Antik çağda yazılan hiçbir eserde, şehirden söz edilmemektedir. Bu yüzden şehrin geçmişi bilinmez.

Şehir ilk olarak 1842 yılında subay olan iki gezgin tarafından keşfedilmiştir.

1898 yılında ise, bölgede bir hazine bulunmuştur. Hazinede, 31 adet Helenistik dönem sikkesi vardır. Bu sikkelerden, 9 tanesi “Kitanaura” sikkesidir. Bu sikkeler, Kitanaura şehrinde; Helenistik dönemde sikke basıldığını göstermektedir.

Bu sikkelerle birlikte, Patara şehri kazılarında ele geçen “Stadiasmus Patarensis” (yol taşı) geçen yol güzergahına göre, günümüzde Saraycık bölgesinde bulunan kalıntıların, Kitanaura şehrine ait oluğu kabul edilmiştir.

Patara şehrinde bulunan Stadiasmus Patarensis’e göre, Kitanaura şehri, İdebessos şehrine 17-18 km uzaklıktadır ve Termessos egemenlik sınırları içindedir.

Evet, yol taşında verilen güzergaha göre, Kitanaura şehri, İdebessos şehrinin 20 km doğusundadır.

Antik şehir kalıntıları: Limyros nehrinin bir kolu olan “Gönen Çayı” nın yukarısında, küçük bir dağ platosunun üzerindedir. Rakımı 1300 metredir.

Kentin tarihi süreçteki konumuna bakıldığında: MS 1’nci yüzyılda, Romalılar ve bölgedeki korsanlar arasında yapılan çatışmalarda korsanların başı Zenikeles’in yanında yer aldığı, korsanların yenilmesinden sonra ise, Roma tarafından cezalandırılan kentin, Termessoslulara verilmiş olduğu tahmin edilmektedir.

Kentin, Roma dönemine ait sürece ait herhangi bir bilgi yoktur. Sadece kentin çevresinin surlarla çevrili olduğu bilinir. Bizans döneminde ise, şehir Perge Metropolitliğine bağlı bir Piskoposluk merkezidir.

Kumluca Kitenaura Günümüzdeki Kalıntılar

GÜNÜMÜZDEKİ KALINTILAR:

Günümüzde şehirdeki kalıntılar: doğu-batı yönünde uzanan Akropol üzerinde ve Akropolün güney ve batı eteklerinde yayılmıştır.

Surlar:

Surların farklı dönemlerde yapıldığı ve en erken evresinin MÖ 1’nci yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. Akropolün güney yönünden başlayan surlar, güney-batı yöndeki ana girişe kadar devam eder.

Mimari stillerine bakılarak Helenistik döneme tarihlenirler.

Güney giriş: bu surlarla benzer nitelikte işçilik gösterir. Bu nedenle güney girişin aynı dönemde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Surların diğer bir bölümü ise, daha uzundur ve çeşitli nedenlerle yıkılan orijinal surların yerine, muhtemelen Roma döneminde yapılmıştır.

Bu döneme ait surlarda kullanılan bloklar, bu kez kaba işçilikle kesilmiş ve aralarında harç kullanılmıştır.

Surlar bazı bölümlerde 3 metreye kadar günümüze ulaşmıştır. Surlarda kuleler kullanılmamıştır.

Günümüzde mevcut surlar 1.30 metre kalınlığındadır. Sur duvarları Akropolü çepeçevre dolanırlar. Ancak zaman içinde yer yer yıkılmıştır.

Kumluca Kitenaura Agora
Agora:

Geç Helenistik dönemin merkezidir ve önemli yapıları barındırmıştır. Burada birbirine bitişik üç yapı, alışveriş ile ilgili mekanlar olarak tanımlanmaktadır. Agora: birbirine bitişik üç mekan ve benzer planlı iki kamu yapısından oluşmaktadır.

Agora alanına daha sonra bazı yapılar eklenmiştir. Batı yönüne oldukça büyük ölçülerde ve üç nefli bir bazilika eklenmiştir.

Akropol:

Akropol, denizden 1300 metre yüksektedir. Çevresi surlarla çevrilidir. Akropol’de 3 kapı vardır. Ancak asıl giriş güney batıdadır. Akropolde: güney kent girişi, resmi yapılar, dükkanlar dışında kalanların hepsi tahrip olmuştur. Bazı yapılarda, çok sayıda devşirme malzeme kullanıldığı görülür.

Güney Girişi:

Helenistik dönem yapısıdır. Basamaklar ve kapı, düzgün ve iri bloklarla oluşturulmuştur. İki yönde, ana kayaya açılmış nişler görülür. Kapıdan içeri girilince, sağ yanda bulunan yapının, girişin savunulmasına yönelik olduğu tahmin edilmektedir. Bu yapının doğu  duvarı, ana giriş kapısının duvarıyla bitişiktir.

Kumluca  Kitenaura Bazilika
Bazilika:

Akropol’ün güney batısında, Bizans dönemi bazilikası kalıntıları görülebilir. Bu bazilikanın üç girişi, narteksi, üç nefi ve apsisi bulunmaktadır.

Bazilikanın kuzey yanında ise, büyük ve dikdörtgen, şehirdeki en büyük sarnıç vardır. Bazilikanın apsis genişliği 5.60 metredir. Ön avlusu ise, 4.85 metredir. Neflere ait sütunların çoğunluğu çevreye yayılmıştır.

Dıştaki duvarların kalınlığı 0.80 metredir. Ancak bu duvarlar temel seviyesine kadar yıkıktır. Sadece kuzeybatı köşede, üç sıra blok durmaktadır. Yan duvarlar, düzgün kesilmiş iri bloklarla örülmüştür.

Merkez Bazilika:

Diğer bazilikadan ayrı olarak Akropolün kuzey doğu ortalarında ikinci bir bazilika vardır. Bu bazilika üç neflidir ve oldukça nitelikli bir mimariye sahiptir. Nefleri ayıran sütunlar ve başlıkları, oldukları yerlerinde devrik durumdadır.

Bunların incelenmesi sonucunda, yapının Roma dönemin bazilikası olduğu ve Hıristiyanlıkla birlikte kilise olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Nekropol:

Akropolün aşağısında, batı ve kuzey yönlerde oluşturulmuştur. Modern yani yakın geçmişte yapılan asfalt yol, nekropol alanını ikiye ayırır. Nekropol alanında çeşitli özellikleri olan lahitler ve anıt mezarlar bulunmaktadır.

Bunlar: 7 anıt mezar, 2 khamosorion, 2 kaya osthotheki ve 98 tane lahit mezardır. Lahitlerin bir kısmı yalın, diğerleri ise bezemelidir. Çoğunlukla kalkan kabartmalı iken, az sayıda örnek figürlü bezemelere sahiptir.

Tespit edilen 11 kaya osthotheğinin 3 tanesi yuvarlak forumludur.

Nekropolde, çeşitli mezar tiplerinin bir arada ve karışık kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu karmaşık yapı, aslında sosyal ve ailesel ilişkilerin yansımasıydı.

Anıt mezarlar arasına lahitler yerleştirilmiş, kayaların uygun olduğu yerlere de osthothekler açılmıştır.

Anıt mezarların ikisi, aşırı tahrip olmuştur. Modern yolun hemen altındaki anıt mezar ise çok iyi korunmuştur. Nekropoldeki  en ünlü mezar “Saraycık Heroon” udur.

Saraycık Heroon:

Nekropolün doğu kesimindedir. Modern yolun alt bitişiğindedir. Günümüze sağlam bir şekilde gelmiştir.

Heroonun güney ve kuzey duvarı, mezarın doğu duvarına birleştirilen yapılar bütünü, girişleri bağımsız v iç duvarları ortak olan 3 mekandan oluşur. Bu düzenleme, Heroon yazıtında belirtilen “Mezarın ön tarafında kutsal bir alan oluşturuldu” ifadesini sağlamaktadır.

Üç mekandan oluşan ve ayrı girişleri bulunan bu yapının işlevi tam olarak belirlenememiştir. Ancak muhtemelen mezar olmasının yanı sıra mezarlık görevlilerine ait olabileceği de düşünülmektedir.

Yapı, duvarları boyunca işlenen mezar sahibi kahramanın uzuvları ve pusatlarından (kalkan, mızrak, kol, bacak, kafa ve benzeri) oluşan nitelikli kabartmalarıyla ilgi çekmektedir. Böylece Heroon anlamıyla bütünleşmektedir.

Hamam:

Akropolün güneybatısında, orman yolunun hemen kenarındadır. 7 bölümden oluşur. Bazı bölümler, çatı seviyesine kadar günümüze ulaşmıştır. Şehrin en kaliteli yapısıdır. Ancak hamamın bu kadar büyük olması ilgi çekicidir. 700 metre kare büyüklüktedir.

MAVİKENT KASABASI:

Mavikent kasabası: Kemer, Tekiroğva, Çıralı, Olympos, Adrasan hattından gelerek, Finike-Kaş istikametine giden turistlerin uğrak yeridir.

Mavikent kasabası ve Finike arasındaki sahil şeridi: yöre halkı tarafından yapılmış ahşap evler yani obalarla doludur.

Bölgede kıyının, ormanla iç içe olması yörede yoğun bir günübirlik turizm faaliyetinin yaşanmasına sebep olmaktadır. Mavikent Belediyesi, bu bölgede her türlü düzenlemeleri yapmıştır. Sahil boyunca, Karaöz’e kadar uzanan yol asfaltlanmış ve yol güzergahı ağaçlandırılmıştır.

Kumluca Mavikent Tabiat Parkı

MAVİKENT TABİAT PARKI:

Kumluca merkeze 15 km uzaklıktadır.

Tabiat parkı olarak ilan edilmeden önce, daha çok yöre insanı tarafından mesire yeri olarak kullanılıyordu. Burada oldukça uzun bir ormanlık alan bulunmaktadır. Yani oldukça büyük bir park alanıdır. Toplam alanı 420 dekardır.

Yapılış amacı: sahada kumul ağaçlandırması yapılarak gerek sahil kumlarının ana maddesi olan ince kumun rüzgarla savrularak her türlü araziyi örtmesi ve zamanla büyüyerek ana rüzgar yönündeki araziler için tehlikeli olmasının önlenmesidir.

Sahilde, Belediyeye ait çok güzel bir çay bahçesi vardır. İlaveten çok bakımlı bir havuz, piknik masaları, kamelyalar, restoran gibi tesisler bulunuyor.

Kumluca Taşlık Burnu-Gelidonya Burnu

TAŞLIK BURNU-GELİDONYA BURNU-KIRLANGIÇ BURNU:

Taşlıkburnu: Mavikent ile Adrasan arasında küçük bir yarımada şeklindedir. Taşlıkburnu mevkiinin doğu tarafında ise, Suluada bulunmaktadır. Taşlıkburnu mevkiinin batı tarafında: “Korsan Koyu” vardır.

Antik kaynaklarda, burası “Hiera Burnu” yani “Kutsal Burun” olarak isimlendirilmiştir. Piri Reis tarafından yapılan haritalarda buradan “Şilden Burnu” diye söz edilir. Fenerin bulunduğu burnun, ön tarafında dikine sıralanan ve üzerinde yaşam olmayan 5 ada bulunmaktadır.

Gelidonya burnu: ters akıntılar nedeniyle, Pamfilya denizinin yani günümüzdeki ismiyle Antalya körfezinin en tehlikeli yeridir. Antik dönemde sayısız gemi, kayalara sürüklenerek batmıştır. Böylece Taşlık burnu, tam bir sualtı mezarlığına dönüşmüştür.

1960 yılında burada yapılan su altı araştırmalarında 30 metre derinlikte bulunan MÖ 15’nci yüzyıla ait gemi kalıntıları, günümüzde Bodrum Sualtı Müzesinde sergilenmektedir. Bakır ve bronz külçeler taşıyan Suriye ticaret gemisi, Gelidonya burnu önündeki kayalıklara bindirdikten sonra batmıştır.

Kumluca Gelidonya Feneri

Gelidonya Feneri-Taşlıkburnu Feneri:

Gelidonya feneri, yolu olmayan, sarp ve dik kayalıklar üzerinde kuruludur. Fenerin yapımına Fransızlar tarafından 1934 yılında başlanmış ve 1936 yılında tamamlanmıştır.

Türkiye kıyılarının en yüksek feneridir.

Fenerin denizden yüksekliği 237 metredir, bu yüksek konumu nedeniyle Türkiye’nin en yüksek feneri olarak kabul edilmektedir. Denizden 3 km içeridedir. Fenerin yerden yüksekliği 9 metredir. Görünüş uzaklığı 10 mildir.

Fenerde elektrik yoktur. İlk yıllarda gaz yağı, daha sonra ise LPG tüpü kullanılmış, 2017 yılından sonra ise güneş enerjisiyle elektrik sağlanmıştır. Fenerde: fener ve gardiyan binası, Ulusal Miras olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Fenerin bakımını üstlenen aile için fenerin yanında iki odalı bir lojman bulunmaktadır.

Korunması: Kıyı Emniyet ve Gemi Kurtarma İşletmeleri tarafından sağlanmaktadır.

Ayrıca fenerin önünde bir çardak bulunmaktadır. Bu çardak, 2004 yılında güneş tutulmasını izlemek için bölgeye gelen Amerikalılar tarafından, fenerin bekçisine yaptırılmıştır.

Buradan günümüzde güneşin batışını izlemek muhteşem güzeldir.

2007 yılında Gelidonya feneri ve önündeki manzara, Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmiştir.

Kumluca Gelidonya Feneri
Ulaşım:

Bence denemeyiniz, ulaşım oldukça zordur. Yine de mutlaka gitmek isteyenler için güzergah şöyledir. Antalya-Kumluca karayolu, Adrasan sapağına girilir ve yaklaşık 8 km ilerledikten sonra, Adrasan merkeze varılır, Adrasan merkezden dar ve zorlu bir karayolundan 5 km daha gidilir, sonra Korsan koyu ve Gelidonya feneri tabelaları görülür, buradan itibaren 5 km yürümek gerekir.

Ancak aracınız ile devam etmek isterseniz, bir süre daha orman yolunun sonuna kadar araçla gidebilir, sonra aracınızı bırakıp yürümek zorunda kalırsınız.

1 metre genişliğindeki patika yol, yaklaşık 2 kilometredir ve 1 saat civarında sürer. Özellikle bu yol üzerinde herhangi bir su kaynağı yok, yani mutlaka su takviyeli gitmelisiniz.

Likya Yolu:

Antik Likya yolu, Efes şehrinden başlar ve fenerin önünden geçerek ilerler. Bu yüzden, bahar ve yaz aylarında buradan gelip geçen eksik olmuyor.

Kumluca Karaöz Mevkii

KARAÖZ MEVKİİ:

Kumluca merkeze 25 km uzaklıktadır. Adrasan merkeze ise 15 km uzaklıktadır.

Karaöz mevkii, yazlık konutların çokluğu ile dikkat çeker.

Bölgedeki doğal güzellikler, deniz, kum ve güneş, yaz aylarında yerli ve yabancı turistleri buraya çekmektedir. Karaöz sahilinde: mangallı piknik yapılabilecek yerler var. Bölge sessiz ve sakin, deniz masmavidir. 

Ancak Karaöz normal bir kıyı kasabası olmasına rağmen, bölgenin en kötü yani düzenlenmemiş, bakımı yapılmamış sahili buradadır. 

Ancak denize girmek için Korsan koyu veya benzeri yerleri yakın yerleri, örneğin Mavikent veya Çıralı plajlarını tercih etmelisiniz.

Kumluca Korsan Koyu

KORSAN KOYU:

Mavikent mahallesi Karaöz Mevkiinde Gelidonya Feneri arasındadır.

Karaöz sahiline, yaklaşık 3 km uzaklıktadır.  Koya ulaşmak için stabilize yani toprak bir yol bulunmaktadır. Kumluca merkeze 26 km uzaklıktadır.

Buraya “Korsan Koyu” isminin verilmesinin sebebi: “Bir söylentiye göre, koyun yakınlarındaki Gelidonya burnunda ters akıntılar olması nedeniyle ticari gemileri akıntıya kapılıp kayalara çarpıp batmamak için doğal liman vazifesi gören bu koya sürüklenirlermiş.

Tabii sonrasında burada bekleyen korsanların ellerine düşerlermiş. Bu yüzden buraya korsan koyu ismi verilmiştir.

Kumluca Korsan Koyu

Olympos tanıtım yazısında da belirttiğim gibi, bir zamanlar buralarda Korsan Kralı Zeniketes ve buna bağlı birçok korsan bulunuyormuş ve bölgenin hakimi durumundaymışlar.

Piri Reis, 1521 yılında hazırladığı haritalarında, buraya “Karaöz Koyu” olarak isim vermiştir.

Kumluca Korsan Koyu

Evet Korsan Koyunun bir diğer özelliği: buranın Melanippe antik kentinin limanının burada bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Korsan koyu, son yıllarda özellikle çadırlı kamp yapanlar tarafından yoğun tercih edilmektedir. Çadır kurmak ücretsizdir.

Kumluca Korsan Koyu

Ayrıca, günübirlik tatilciler de burayı tercih ediyorlar. Çadırınız yoksa burada bulunan işletmelerde kiralık çadır veya bungalovlar bulunmaktadır. Sonuç olarak, burası özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık olmaktadır.

Çünkü gelidonya deniz fenerinden önce denize rahat girilebilecek tek yerdir.

MELANİPPE-MELANİPPİON

Evet, Melanippe antik kentinin limanının Korsan koyunda bulunduğunu söylemiştim.

Antik kente: deniz veya kara yolu ile ulaşmak mümkündür. Kent ismini: Poseidon’un sevgilisi Melanippe’den alır. Kentin isminin anlamı: siyah at demektir.

Kent, günümüzde denizden yaklaşık 40 metre kadar yukarıda bulunmaktadır. Kentin bulunduğu buran, içerisinde birçok doğal liman barındırmaktadır.

Kent: Likya ve Pamphylia sınırında, Rodoslular tarafından kurulmuş, 5 koloni kentinden birisidir. Kent hakkındaki en erken tarihli bilgiler, Miletoslu Hekataios’a aittir.

Hekataios, kentin bir Pamphylia kenti olduğunu yazmıştır.

Gagai kentinden, 11 km uzaklıktadır. Ayrıca: Kyaneai kentinde bulunmuş, MS 135 yılına tarihlenen bir yazıtta da, Melanippe kentinin, Likya Birliğinin 15 kentinden birisi olduğu kayıtlıdır. 

MÖ 188 yılında Apameia Barışından hemen sonra, III Antiokhos’a karşı yürütülen savaşta, Melanippe, Rodos birliği içinde yer almıştır.

Melanippe kenti, Helenistik ve Roma devirlerinde önemini yitirmiş ve daha sonra Gagai kentinin denetimi altına girmiştir. Bazı kaynaklarda, Melanippe kenti Gagai’nin doğal mimanı olarak değerlendirilmektedir.

MÖ 1’nci yüzyılda, şehrin, bölgedeki diğer şehirler olan Olympos, Phaselis ve Attaleia ile birlikte, korsan Zeniketes’in yanında yer almış olmalıdır. Çünkü: MÖ 78 yılında Romalı Komutan Servillius komutasındaki donanma, Zeniketes’in güçlerini savaşta yenmiş, ardından Olympos, Korykos, Phaselis ve Attaleia şehirlerini korsanlardan almıştır.

Bu sırada, muhtemelen korsanları destekleyen Mellanippe şehri de ele geçirilmiştir. Romalı Servillius: bölgede korsanları destekleyen diğer şehirler gibi, Melanippe şehrini de cezalandırmış olmalıdır.

Bu yüzden, şehir muhtemelen Helenistik dönemin yüzyılında, halk tarafından terk edilmiştir. Toprakları ise, Gagai şehrine bağlanmıştır.

Takip eden Roma döneminde, şehre yerleşim olmuştur. Çünkü: kentin nekropolisinde az sayıda Roma ev tipi mezar bulunmaktadır. Ayrıca yüzeyde yine Roma dönemine ait keramik parçaları görülür.

Kent, asıl önemine Bizans döneminde kavuşmuştur. Kentin korunaklı doğal limanı, aynı zamanda kentin uzaktan görünmesini engelleyerek doğal koruma sağlamıştır.

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Kentte günümüzde, Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.

Ayrıca: kentte biri limanın yakınında, diğeri Akropolis’te olmak üzere iki büyük kilise kalıntısı vardır. Bunlar, Hıristiyanlık döneminde, Melanippe kentinde yerleşim bulunduğunu göstermektedir.

İlk Melanippe Piskoposu, kayıtlara 787 yılında geçen Piskopos Niketas’dır.

Ortaçağ’da kentin ismi “Sanctus Stephanus” olur.

Çünkü limanın kuzeybatısındaki düzlük alanda “Aziz Stephanus” için yapılmış ve temelleri günümüze kadar ulaşmış bir kilise bulunmaktadır.

Liman Basilikasının apsis bölümünde çeşitli dillerden kazınmış olan isimler, Melanippe şehrinin denizciler tarafından sık sık ziyaret edildiğini gösterir. Basilikanın girişinde: duvar üzerine kazılı birçok gemi grafittosu görülmektedir.

Çünkü Ortaçağ’da, Gelidonya Burnunun çevresinden dolaşmak son derece tehlikeliydi. Hatta, Arap kaynaklarında da yazılı bir olayda, bu burnun açıklarında, MS 842 yılında Abu Dinar isimli bir komutan yönetiminde, 400 gemiden oluşan donanmanın parçalandığı bilinmektedir.

Bu yüzden, Gelidonya Burnuna giriş ve çıkışlardan önce Mellanippe limanı, güvenli bir liman olarak ziyaret ediliyordu. Liman basilikasının duvarı üzerine kazınan gemi grafittoları da, denizcilerin Gelidonya Burnunu aşarken başlarına gelebilecek tehlikelere karşı korunmak için tanrıya yakarışlarını belgelemektedir.

Öte yandan, Aziz Stepnanus denizcilerin koruyucusudur.

Evet, liman ve limanın önemi hakkındaki bu ayrıntılardan sonra şimdi gelelim şehri tanıtmaya.

Melanippe antik kentinin, yüzeydeki kalıntılara bakılarak varlığını Ortaçağ sonlarına kadar sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Özellikle Hıristiyanlık ve Bizans devrine ait yoğun kalıntılar görülmektedir. Ancak kentin kesin olarak ne zaman terk edildiği bilinmemektedir.

Kent yerleşimi:

Kent yerleşimi, kuzeyden-güneye yaklaşık 200 metre uzunluğundadır. Kent yerleşimi, üç bölüme ayrılmıştır.

1’nci Bölüm:

Liman ve çevresindeki antrepolar ve hemen yanındaki Liman Bazilikasıdır.

2’nci Bölüm:

Burun üzerinde bulunan ve çevresi surlarla çevrili Akropolis bölümüdür. Akropolisi çevreleyen surlar, MS 5’nci yüzyılda yapılmıştır ve büyük kısmı sağlam olarak  günümüze ulaşmıştır.

Evler: birbirine ve kimi yerde surlara bitişik olarak yapılmıştır. Evlerin temelleri görülmektedir ve bazı yerlerde ise, bu temellerin 1 metreye kadar yükseklikleri günümüze ulaşmıştır.

Genelde iki katlı olan konutların, en altlarında ise tonozlu su sarnıçları bulunmaktadır.  Kentte su sarnıçlarının çok olması, kentte büyük su sıkıntısı çekildiğini göstermektedir.

Akropolis Basilikası:

Kentin merkezindedir. Yapının bazı duvarları 3 metreye ulaşmaktadır ve günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Bu yapının içi günümüzde tamamen otlar, taşlar ve ağaçlarla kaplanmış vaziyettedir.

Burada yine bir varsayımdan söz etmek gerekir, şöyle ki antik kaynaklarda kentte Melanippe kentinde bir “Athena Tapınağı” bulunduğu bildirilmesine rağmen, bu tapınak bugüne kadar bulunamamıştır.

Ancak Roma döneminde, basilika gibi dini yapılar antik dönem tapınaklarının üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, bu basilikanın, Athena Tapınağı üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir.

3’ncü Bölüm:

Surların arkasında, doğu yönde kalan Nekropol alanıdır.

Yerleşimin kuzeybatısında, kumlu ve korunaklı bir sahil şeridi bulunmaktadır. Buranın genişliği sadece 20 metredir. Bu sahil şeridinde, içe doğru uzanan dar bir boğaz çevresinde muhtemel antrepo olarak kullanılan yerlere ait kalıntılar görülür.

Erken Dönem Bizans Bazilikası:

Kuzeybatıda, küçük bir kaya terası üzerinde, denizden 8 metre yüksektedir. Üç nefli bazilikanın, küçük bir ön avlusu vardır. Ancak bu bazilika, yukarıda sözünü ettiğim Haigos Stephanos bazilikasından daha küçüktür.

Bazilikanın güneyinde, ana kayaya oyulmuş işlik bölümünün ise, bir zamanlar zeytinyağı üretimi için kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Şehrin ana girişi:

Şehrin ana girişi, doğu tarafındadır. Bu ana girişe bir cadde bağlanmaktadır. Caddenin genişliği 2.5-3 metredir. Burada bazı yapı kalıntıları seçilmekle birlikte, yoğun bitki örtüsü nedeniyle net bir yorum yapmak mümkün olmaz.

Ancak bu yapı kalıntılarının birçoğu Bizans dönemine tarihlenmektedir ve kırma  taş tekniği kullanılarak yapılmıştır.

Son bir not: Melanippe kentinin kendi adını taşıyan sikkeleri olduğu ve bu sikkelerin yörede yaşayanlar tarafından zaman zaman bulunduğu söylenmektedir. Gerçek olan tek şey, kentin kalıntılarının herhangi bir resmi arkeolojik araştırma olmadığı için işlevlerinin net olarak bilinmediğidir.

Tek gerçek, burada yaşayan yöresellerin kalıntıların ve binlerce yıllık sütunların üzerine yazıp çizdikleri iğrenç yazılardır.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

PAPAZ KOYU-PAPAZ İSKELESİ:

Mavikent Mahallesi Karaöz Mevkiindedir. Karaöz mevkiine, 5 dakika uzaklıktadır.

Kumluca merkeze 19 km uzaklıktadır. Burası: Orman işletmesi ve Kumluca Belediyesi tarafından, kamp ve piknik alanı olarak düzenlenmiştir.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Arabanızı yol kenarına park ettikten sonra, aşağıya inmeniz gerekiyor. Yukarıdaki bölüm piknik yapmak içindir. Bu bölümde piknik masaları ve tuvaletler bulunuyor. Masaların yanında ise sabit mangallar vardır.

Piknik alanında yeteri kadar tatlı su çeşmesi de düzenlenmiştir. Çeşmelerden buz gibi su akmaktadır. Buranın en büyük eksikliği, elektrik ve aydınlatma olmamasıdır.

Yakınlarda market de yoktur. Buraya gelirken tüm ihtiyaçlarınızı karşılayarak gelmenizi öneririm.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Dev ağaçların altında, deniz kenarında çadır kurabilirsiniz. Ancak bir ayrıntıdan söz etmekte yarar var, özellikle Haziran-Temmuz gibi sezon aylarında, buraya aşırı günübirlik ziyaretçi olduğundan, akşamları çadır kurup, sabahları toplamanız istenebiliyor.

Bunu dikkate alarak gidiniz. Sahil kısmında: soyunma kabinleri, duşlar ve tuvaletler bulunur.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Sahil kısmı taşlık ve kayalıktır. Ancak oldukça küçüktür. Deniz suyu temiz ve dalgasızdır. Günün ilerleyen saatlerinde bazen dalga çıkabiliyor.

İlk girişte kaya ve taşlar vardır. Deniz içinde 10 metre ilerledikten sonra su derinliği boy yapmaktadır. Deniz suyu sıcaktır. Denizin ortasında büyük bir kaya kütlesi bulunmaktadır.

Adrasan gezilecek yerler

Olimpos gezilecek yerler