Yıl, 1963. Ahmet Efendi’nin eşi Şadiye Hanım, bağ evinde çamaşır yıkamaktadır.
Her çamaşır gününde bağ evinde, çamaşırların kaynatıldığı açık ateşte gözleme yapılır ve çay demlenir. Böylece, çamaşır gününün yorgunluğu atılmaya çalışılır.
İşte böyle bir günde, ODTÜ’lü bir öğrenci, çamaşır yıkayan Şadiye Hanımı görür ve bağ evini görmek için izin ister.
Şadiye hanım, öğrenciye izin verir ve ardından da yaptığı gözlemelerden ve çaydan ikram eder.
Öğrenci ısrarla ücret ödemek ister. Ancak Şadiye Hanım da ısrarla reddeder. Sonunda öğrenci gelecek hafta sonu, arkadaşlarıyla buraya gelmek istediğini söyler. Tek koşul ise Şadiye Hanımın bu kere, ikramlar karşısında ücret almasıdır. Nitekim de öyle olur.
Giderek artan yoksulluk içinde misafir gurubunun bıraktığı para oldukça işe yarar. Böylece Şadiye hanım bu işi sürekli yaparak aileye ekonomik destek sunmaya karar verir. Bağ evinin bugünkü işlevine kavuşmasının öyküsü de işte böyle bir öyküdür.
Papazınbağı ismi sonradan ortaya çıkar. Bu bölgede, geçmişte Hıristiyan nüfus yaşadığı ve alanın çok yakınında bir kilise olduğu için, bağ, işletmeye açıldıktan ve çok rağbet görmeye başladıktan zorda bazı rakipleri “oraya gitmeyin orası papazınbağı” diye bir söylenti yaymaya başlarlar.
Bu söylenti amacına ulaşmaz. Halk burayı çok sever ve vazgeçmez. Ama adı halk arasında Papazınbağı olarak bilinmeye ve bu adla sevilmeye başlanır. Aile bağ evini satmamakta direnir.
Zamanla bağ evi, şehrin rantı en yüksek alanında, adeta yalıtılmış, dokunulmamış, gizli bir cennet bahçesi olarak kalır. Beton cehennemi içinde doğal bir cennet.
İşte o zaman beton ve para ile doğa ve insan sevgisi, karşılıklı sert bir mücadeleye girer. Papazın bağına çok güçlü talipler çıkar. Aileye büyük paralar teklif edildiği gibi sıklıkla aba altından sopa da gösterilir. Ama aile direnir. Bu güzel cennet bahçesini betona teslim etmek istemez.
1994 yılında ise “Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu” na müracaat ederek, Papazınbağı’nın 1 nci dereceden doğal sit alanı ilan edilmesini sağlarlar. Papazınbağı kurtulmuştur.
Günümüzde sizi, burada girişte kuş sesleri, horoz sesleri ve küçük bir derenin huzur veren şırıltısı karşılar. Sadece doğanın o eşsiz melodisi. Asırlık çam, çınar, dut, Ankara armudu, Ankara ayvası, üvez, ceviz ve muşmula ağaçlarıyla süslenmiş 14 bin metrekarelik küçük bir cennet adacığıdır burası, üstelik te tam şehrin merkezinde.