Kütahya Altıntaş: Tarihi yerleri seven ve tercih eden gezginler, burada bir hayli fazla tarihi kalıntı görebilirler. Özellikle: kurtuluş mücadelemizin en kanlı çatışmaları, burada, Çalköy mevkiinde geçmiştir.
Buranın özellikle öğrenci gurupları tarafından ziyaret edilmesini ve burada her yıl düzenli olarak yapılan “30 Ağustos Zafer Bayramı Anma Törenlerine” üst düzey devlet görevlilerinin katılmasını, yöre halkı olduğu kadar, ben de kişisel olarak düşlüyorum.
Evet, inanın muhteşem duygusallaşacağınız bir yer, Gelibolu yarımadası Milli Parkı kadar etkileyici, kesin olan şu ki: ülkemizin kurtuluş mücadelesi, burada kazanılmış ve bu mücadelenin kazanılmasında, yüzlerce-binlerce insanımız, canını bu uğurda vermekten hiç çekinmemiştir.
ULAŞIM
İlçe: Eskişehir-İzmir ve Denizli-İstanbul karayolu güzergahları üzerindedir. Altıntaş ilçesi, bağlı bulunduğu Kütahya il merkezine, 49 km. uzaklıktadır. Altıntaş-Dumlupınar arasındaki uzaklık: 33 km. Altıntaş-Afyonkarahisar arasındaki uzaklık: 52 km. dir.
TARİHİ
Antik dönemde, yörenin ismi, sikkeler üzerinde “Soa” olarak geçmektedir. Antik dönemlerde, yörenin birçok yerinde iskan bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, bölgede zengin mermer yataklarının bulunması da, antik dönemlerde buranın yani mermer ocaklarının işletildiği ve özellikle, hemen yakınlardaki “Aızonoi” antik kentinin, buradan temin edilen mermerler ile imar edildiği bilinmektedir.
Bölgenin “Pınarcık” köyü: antik dönemde “Abya” isimli burası, Roma şehir devleti olarak önem kazanmıştır. Kendi adına bastırdığı sikkeler ile ünlüdür. Osmaniye köyünde: yapılan araştırmalarda, Roma dönemine ait, MS.2 ile 3’ncü yüzyıl arasına tarihlenen bir anıtsal mezar ortaya çıkarılmıştır. Bölgenin ismi: uzun süre “Kurtköy” olarak anılmıştır.
Tarihi süreç incelendiğinde, bu bölgedeki diğer özel olaylar şunlardır: Osmanlı döneminde, Sultan II. Beyazıt zamanında çıkan, Şah Kulu isyanı sırasında, Osmanlı güçleriyle isyancılar burada karşılaşmışlar ve isyancılar yok edilmişlerdir. Kurtuluş savaşında ise, Başkomutanlık Meydan Muharebesi sırasında, savaş idare merkezi, yine bu bölgede kurulmuştur. Çatışmaların en çetin geçtiği yer ise, yine bu bölgede “Çalköy” yöresidir.
Kütahya Altıntaş
GENEL
Yörenin yüz ölçümü: 905 km. karedir. Batıda Murat dağları, doğu-kuzey-güney yönlerinde ise geniz düzlük olarak görülen Altıntaş ovası ile çevrilidir. Bölge insanının ekonomik etkinliklerinin başında, tarım gelmektedir.
Bölgede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri: buğday, arpa, şeker pancarı, fasulye, nohut. Ekonomi denilince, bölgenin büyük mermer yataklarına sahip olduğunu belirtmek gerekir, ama öte yandan bu mermer yataklarının işletilmesi için gerekli teknik yatırımların yapılmadığını duydum.
Yörenin iklim özellikleri olarak, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır.
DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ ALTINTAŞ MESLEK YÜKSEK OKULU
Dumlupınar Üniversitesine bağlı yüksek okulda, halen 650 civarında öğrenci eğitim görmektedir.
Burası, Başkomutanlık Meydan Savaşında, en şiddetli çatışmaların geçtiği yer olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Altıntaş ilçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. 1985 yılında, Çalköy isminin yanına, Zafertepe kelimesi eklenerek, yörenin ismi “Zafertepeçalköy” olarak anılmaya başlanmıştır.
Günümüzde, Milli Park ve Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Çalköy Milli Park alanı içinde bulunan anıtlar hakkında, kısaca bilgi vermek istiyorum. Buraya yolunuz düşerse, mutlaka Milli Parka uğramanızı ve aziz şehitlerimizin mezarlarını ziyaret etmenizi, kurtuluş mücadelesinin en kanlı çatışmalarının yaşandığı bu toprakları görmenizi öneririm.
Özellikle: bölgenin, okullar-öğrenciler tarafından ziyaret edilmesi, milli duygunun yaratılması açısından önem kazanmaktadır.
Kütahya Altıntaş Zafer Anıtı
ZAFER ANITI
Çalköy bölgesinde; Zafer Tepede: “Zafer Anıtı” var. 1972 yılında yapılan anıt: 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşını ve Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde olmasını sembolize ediyor. Anıtta: çatılmış silahlar var ve uzaktan: alev alev yanan meşale görüntüsü yaratılmıştır.
Kütahya Altıntaş Şehit Sancaktar-Meçhul Asker Anıtı
ŞEHİT SANCAKTAR-MEÇHUL ASKER-ANITI
Çalköy bölgesinde: Zafer Tepededir. Zafer tepe: kasaba merkezine 2 km. uzaklıktadır. Anıtın temeli: 1924 tarihinde, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından atılmıştır. Mimar Hikmet ve Taşçı Kadri isimli sanatçılar tarafından yapılan anıt: 1927 yılında, törenle açılmıştır.
1964 yılına gelindiğinde ise, buraya yeni bir anıt yapılması için, eski anıt yıktırılmıştır. Günümüzde görülen anıt: 1979 yılında, yeniden yaptırılarak ziyarete açılmıştır. Atatürk: ünlü sözü “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri “ cümlesini, burada söylemiştir.
Anıtın yapılması hakkında yine bir gerçek olay var. Şöyle ki: “Atatürk, 31 Ağustos 1922 günü, savaş alanını gezerken, düşman topçu mermisi tarafından açılan bir çukur içinde, toprağa tümüyle gömülmüş ve yalnızca kolu dışarıda olan bir sancaktar asker bulunduğunu görür.
Askerin tüm vücudu toprağa gömülü olmasına rağmen, toprak üstünde kalan kolu ile, sancağı sıkı sıkı tutmuştur. Atatürk, bu manzaradan çok etkilenir ve yapılacak anıt için “Şehit Sancaktar” isminin verilmesini uygun görür.
Kütahya Altıntaş Şehit Yüzbaşı Şekip Efendi Şehitliği
ŞEHİT YÜZBAŞI ŞEKİP EFENDİ ŞEHİTLİĞİ
Bu anıt ta, Zafertepeçalköy bölgesindedir. Bu şehitlikte: yani Şekip Efendi Şehitliğinde: 29 Ağustos günü, düşmana karşı yapılan hücumda şehit olan: Harputlu Yzb. Şekip Efendi ve aynı alaydan birkaç erin cenazeleri bulunmaktadır.
ÇAL TEPESİ
İlçe merkezinin doğusundadır. Burada, Romalılar dönemine ait olduğu düşünülen bir antik tiyatro kalıntısı ve harabe halinde yerleşim yeri kalıntıları görülmektedir.
ANTİK MERMER OCAKLARI
Bunların özellikle Roma döneminde kullanıldığı ve hemen yakınlardaki antik “Aizonai” şehrinin bütün mimari unsurlarının buradan elde edilen mermerlerle yapıldığı bilinmektedir. Evet, Altıntaş civarında, yer yer geniş arazilerde, günümüzde olduğu gibi, antik dönemde de bazı beyaz mermer ocakları vardı ve bu yöredekiler “Sao mermer ocakları” olarak anılıyorlardı.
Günümüzde, zaman zaman ve yer yer, Roma dönemi sanatçılarının yaparken yarım bıraktıkları, mermer işlemeli kaideler bulunmaktadır. Sao mermer ocakları: Afyonkarahisar yöresinde, diğer yörelere oranla daha düşük kalitedir ve bu nedenle, 2 ve 3’ncü yüzyıllar arasında, buradaki üretimin yavaşladığı ve hatta durduğu görülür.
Ancak, yukarıda da belirttiğim gibi, Çavdarhisar bölgesinde Aizonai antik şehrinin mermerleri buradan temin edilmiştir, çünkü bölgeye çok yakındır.
Kütahya Altıntaş Çakırsaz Hanı
ÇAKIRSAZ HANI
İlçe merkezine bağlı, Çakırsaz köyünde, Selçuklu dönemi yapısıdır. 13’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülen tarihi yapı: define arayıcıları ve bakımsızlık nedeniyle, günümüzde çeşitli hasarlara uğramış olarak ulaşmıştır.
Özellikle, dış duvarları ve giriş kaidelerinde yıkılmalar ve tavanında çökmeler mevcuttur. Afyonkarahisar bölgesinden gelen ticaret kervan yolu: bölgedeki diğer hanları ve bu hanı takip ederek, Altıntaş köyünden geçer ve Eğreti hana ulaşır. Bu iki han arasındaki uzaklık: 20 km. dir.
Yapıya, doğu cephesindeki kemerli bir kapıdan girilir. Kapının alınlığı: altıgen taşların arasına yerleştirilen üçgen tuğlalar ile yapılmıştır. Yani, bir anlamda “petek” görüntüsü oluşturulmuştur. Han son olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, 2008 yılında onarılmıştır.
Ateşte açan çiçekler kenti. Porselenle yaratılan mucizelerin ve güzelliklerin, en güzel ifadesi. Öğrenci ve asker şehri.
Ben Kütahya’ya, üç-dört kez gittim, bir keresinde iki gece kaldım. Yani: pek fazla büyük olmayan bir Anadolu şehri. Son olarak, 2 Temmuz 2019 tarihinde, bir gün Kütahya’da idim ve özellikle, kale bölgesini gezdim ve gezi ile ilgili en son izlenimlerimi, yazıda sizlerle paylaşıyorum.
Kütahya şirin bir şehir. Tek bir caddesi var ve bu cadde, yaklaşık 5-6 km. kadar uzanıyor, yani şehri bir baştan öbür başa geçiyor ve şehir yerleşimi bu caddenin çevresinde kurulmuş. Caddenin şehir merkezine yakın bölümlerindeki yerleşim pahalı ve değerli.
Caddenin hemen başında ise, şehrin simgesi “Vazo” var. Vazonun bulunduğu bölüm, sürekli hareketli, şehrin merkezi yerinde çarşı var. Ama, bence Kütahya denilince, kaleyi unutmamak gerek, şehri ziyaret edenlere, kaleyi mutlaka ziyaret etmelerini öneririm.
Kütahya
ULAŞIM
Evet, en ilginç olan şu: Eskişehir’e 1 saatlik mesafede ve bir şehirden, diğer şehre dolmuşla gidilen tek yerdir. Şehir, İstanbul’a 360 ve İzmir’e 330 km. uzaklıktadır. Her iki şehre de, otobüsler 5 saate yakın bir sürede gitmektedirler.
Ankara ulaşımı ise, özellikle son yıllardaki yapılanma ile, muhteşem bir rahatlığa dönüşmüştür. Raybüs ile Eskişehir ve oradan da, hızlı tren ile Ankara’ya ulaşımın toplam süresi: 2 saat 50 dakikadır.
Eskişehir-Kütahya kara yolu bir süre Porsuk barajının güzel görüntüsü eşliğinde sürüyor.
TARİH
Bu bölgede yaşamış olduğu bilinen en eski halk: Hititlerdir. Ama, bugünde işletilen zengin maden yatakları nedeniyle, tarihin her döneminde bölge, büyük ilgi görmüştür. Şehir, ilk olarak: bugünkü Kütahya kalesi ve çevresinde kurulmuştur. Antik dönemlerdeki yerleşim alanı ise bilinmemektedir.
Evet, Hititlerden sonra bölgede, Frig egemenliği görülür. MÖ.8.yüzyılda, devlet olarak örgütlenen Frigler, barışçı bir toplum olarak genişlemişler, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlar, kaya mezarları, maden işçiliği ve dokumacılıkta ileri giderek, müzik aletleri üretmişlerdir. Antik kaynaklar: ünlü masalcı “Ezop”un doğum yerini, Kütahya olarak gösterirler.
Daha sonra: Romalılar bölgeye gelirler. MS.395 yılında, Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla, Kütahya, Bizanslılarda kalır. Bu dönemde, şehir: hızla gelişir, çevresine yapılan kalelerle korunaklı bir kent haline gelir. Zeus tapınağı, kiliseye çevrilir ve bunun yanında, birçok kilise inşa edilir.
Anadolu Selçuklu Devletini kuran, Kutalmışoğlu Süleymah Şah: 1075 yılında, İznik şehrini aldıktan sonra, Kütahya ve yöresine akınlar düzenler ve 1078 yılında, Kütahya şehrini ele geçirir. Böylece, yörede, Selçuklu egemenliği başlar.
Kütahya şehrinde, Hıdırlık mescidi, Yoncalı halamı ve camisi, Balıklı camii ve medresesi, Selçuklu dönemi eserlerindendir.
1260 yılında, Germiyanoğulları, Kütahya yöresine yerleşirler. Yıldırım Beyazıt, 1389 yılına kadar, Kütahya şehrinde valilik yapmıştır. 1429 yılında, Germiyanoğlu Beyliği, Osmanlılara kalır. Bu dönemde: şehir, Osmanlı mimarisinin güzel örnekleriyle donatılmış, çeşme, köprü, cami, medrese, han ve hamamlarla imar edilmiştir.
Selçuklulardan bu yana devam eden çini sanatı, bu dönemde, en parlak devrini yaşamıştır. Dünya tarihinin devlet gözetiminde yapılan ilk toplu iş sözleşmesi, Fincancılar Esnafı Antlaşması adıyla, 13 Temmuz 1766 tarihinde, Kütahya’da imzalanmıştır.
Evet, 1867 yılında, bir sancak merkezi iken, Kütahya, 8 Ekim 1923 tarihinde vilayet olmuştur.
İSİM
Kütahya’nın antik dönemdeki adı: Kotiaeion. Kütahya Müzesindeki bir sikkede, bu ad: Koti olarak geçmektedir. Aslında bu isim: Romalıların, MS.38 yılında, Anadolu’ya gönderdikleri bir komutanın ismidir. Bu isim, zamanla değişerek, günümüze “Kütahya” olarak ulaşmıştır.
Kütahya
Kütahya
GENEL
Şehir, Ege bölgesinde yer alıyor. Ama: özellikle iklim açısından, pek Ege bölgesinin iklimsel özelliklerini taşıdığı söylenemez. Çok soğuk bir il.
İl’in jeolojik yapısı sonucu: bir kısmı I. Derece ve bir kısmı ise II. Derece deprem fay hatları üzerindedir. Bunların sonucu olarak: yer altı sıcak suları bakımından da, güçlü bir potansiyel ortaya çıkıyor. Gediz depreminden sonra, özellikle: her yerinden sıcak su çıkmaktadır. Yörede: bolca, hamam ve havuz keyfi yapılabilir, özellikle merkeze yakın “Ilıca” bölgesi idealdir.
Yeryüzü şekilleri bakımından: ildeki ortalama yükseklik, 1200 metredir. Bu yükseklik, şehre gelenler açısından, ilk zamanlarda bir kısım rahatsızlıklar verebilmektedir.
Ayrıca: bu yükseklik, buranın iklimini de olumsuz yönde etkiler, ayrıca yörenin hiçbir yerinde hiçbir şey yetişmez, tarım yapılmaz. Yalnızca: madencilik var, özellikle dünyada kullanılan bor madeninin yarısı, bu yöreden çıkarılıyor.
Madencilik bakımından, ülkemizin önemli şehirlerinden biridir. Özellikle, Bor ve Seramik ham maddeler (vollastonit, kaolinit, feldspatlar ) olmak üzere, çeşitli maden yatakları bulunmaktadır. Ayrıca, seramik ham maddelerinin tamamı, Kütahya’da üretilmektedir. Kütahya seramiğinin de ünlü olmasının en büyük nedeni, sanırım bu olsa gerek.
İklim değerlendirildiğinde ise: Ege bölgesinde yer almasına rağmen, denizden uzaklığı ve yükseltiye bağlı olarak, buradaki iklim, Ege bölgesinden farklıdır. İklim ve sıcaklık şartları bakımından, üç bölgenin özellikleri etkindir. Sıcaklık şartları bakımından İç Anadolu, yağış şartları bakımından Marmara bölgesinin tesiri görülür.
Yani: yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Yağışlar: genellikle karasal iklime bağlı olarak, kış, ilkbahar ve sonbaharda görülür. Yazları ise genellikle kuraktır. En yağışlı ay, Aralık, en kurak ay ise Ağustos ayıdır. Kar kalınlığı, ortalama 12 cm. civarındadır.
Genelde, Mayıs ayının sonlarına kadar, bu kentte kalorifer yanar. Evet, Kütahya denilince akla hemen, kuru soğuk, aşırı soğuk geliyor. Bunu unutmamak gerek. Ege bölgesi dedim de, idari taksimatta her ne kadar Ege bölgesinde görünse de, hava ve yol bakımından, pek bu bölgeye ait olduğunu söylemek mümkün olmuyor.
Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Kütahyalıdır. Dedesi Kara Ahmet Beyin türbesi, kent merkezinde bulunmaktadır.
Hani genel özelliklerden bahsediyoruz ya, Kütahya şehrinin suları çok bol. Her taraftan su çıkıyor. Özellikle dağdan gelen bir su var ki, yaz-kış buz gibidir. Bu: “İncik suyu” denilen ve dünyanın en tatlı kaynak suyu, bu şehirde çıkıyor.
Sertlik derecesi sıfırdır. Ama evlerde çeşmelerde akan suların kireci de çok meşhurdur. Suları yoğun kireçlidir.
Bir de: Kütahya denilince, akla hemen “Azot Fabrikası” geliyor. Ama nasıl? Gerek çevreye yaydığı pis koku ve gerekse, yarattığı hava kirliliği ile. Türkiye’nin sayılı hava kirliliği olan şehirlerinin başında geliyor. Ama doğalgazın gelmesiyle, bu ünü biraz azalmaya başlamış şehir. Yine de, fabrika nedeniyle, havanın pis kokusu engellenmemiştir.
Şehrin tek caddesi var. Cumhuriyet caddesi. Ama caddenin girişine, kuşlar cephe kurarlar. Caddenin vazo tarafındaki girişinde bulunan ağaç, yaklaşık 3-4 bin kuş ordusu tarafından işgal edilir. Genç-yaşlı, kadın-erkek demeden tüm buradan geçen insanların üzerine ederler.
Kaldırımlar ve asfalt, bu kimyasal silahın yarattığı tahribat sonucu, kullanılmaz hale gelir. En güzel yanı, bu caddenin tamamen trafiğe kapatılması olmuş. Caddenin ismi ise “Sevgi yolu” olarak değiştirilmiş. Şehirde kaybolma derdi yoktur, bütün yollar vazoya çıkar.
Evet, Kütahyalı kızlar, evlendiklerinde, getirdikleri el emeği-göz nuru çeyizlerini, yabancı erkek görmesin diye saklar ve yıllarca ortaya çıkartmazlarmış. Geleneklerine son derece bağlı olan Kütahya halkı da, kentlerini işte böyle sakınıyorlar yabancı gözlerden.
Kütahya, gezi ve insanı anlama konusunda, kesinlikle ezber bozan bir kent. Sokaklarında dolaşırken yabancı olduğunuz anlaşılsa bile, bu size hissettirilmiyor. Kimse sizinle ilgilenmiyor. Hatta yokmuşsunuz gibi davranılıyor.
İlk konuşan siz olmadığınız sürece, kimse sizinle konuşmuyor. Ancak, selam verip konuşmaya başladığınızda işin rengi değişiyor. Muhabbetin ve çay söylemelerin sonu gelmiyor.
Kütahya
KÜTAHYA HAVA ER EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI
Şehirdeki, en büyük askeri kuruluş. Burada: özellikle birçok erkek Türk vatandaşı, askerlik hizmetinin ilk günlerini, yani acemi eğitimini yapmış ve yapmaktadırlar. Bunun dışında: şehirde, askeri gazino ve askeri hastane var. Özellikle, hafta sonları ve tatil günlerinde: gerek askerler ve gerekse asker aileleri, şehirde büyük hareketlilik yaratıyorlar.
ÇİNİCİLİK
Kütahya, çömlekçilikte İznik çiniciliğini sürdürmesiyle ünlüdür. Bu çinilere ait en iyi koleksiyonu: Çinili Köşkte görebilirsiniz. 15. ve 16. yüzyıllarda, İznik’te : çok yüksek kalitede çömlekler üretiliyordu. Daha sonraki dönemlerde ise, İznik ürünlerinde kalite düştü.
Çünkü: kısmen ekonomik nedenler ve kısmen de 20.yüzyılda kalite ve tarz, yeniden yaratılana kadar, bazı eski üretim sırları kaybedildi. Ancak, günümüzde, Kütahya’da, gayet güzel çiniler ve porselenler üretiliyor. Özellikle: Kütahya’da, İznik’ten ayrı olarak, kendine özgü bir tarz yaratılmamış.
Yine de, çini, bu şehirde hayatın tek anlamı ve çini hayatın her yerinde bulunmaktadır. Otogarın adı: Çinigar, doğalgazın adı: Çinigaz, Taksi durağının adı: Çinitaksi, mahallenin adı: Çinikent olarak görebilirsiniz.
Kütahya
KÜTAHYA SERAMİK
1989 yılında kurulmuştur. Tesislerde: 1000’den fazla desen seçeneğiyle, yer ve duvar karoları, sırlı porselen karo, bordür, dekor ve cam mozaik üretimi yapılmaktadır.
KÜTAHYA PORSELEN
Kütahya Porselen Sanayi, 1974 yılında kurulmuş. Kurulduğu yıllarda, çok ortaklı bir şirket iken, 1984 yılında, Güral ailesine geçmiş. Halen, yine de, % 25 hissesi, halka aittir.
Firma: porselen, naturaceram, seramik ve ambalaj sektöründe, üretim yapan toplam 6 fabrikayı, bünyesinde barındırıyor.
Yılda 50 milyon parçalık üretim kapasitesi ve 150’ye yakın desen seçeneği ile, Avrupa’nın en büyük, ilk üç üreticisi arasındadır.
Evet, Kütahya Porselen, yalnızca porselen yemek takımlarıyla değil, porselen obje, sofra tasarım aksesuarları, evinizin dekorasyonunda kullanacağınız el decor ürünleri ve consept ev gereçleri ile birçok alternatif sunuyor.
Kütahya Porselen’in, özellikle Eskişehir karayolu üzerinde, şehir girişine yakın bölümdeki, gerek Müze ve gerekse satış yerini mutlaka gezmenizi öneririm. Burada üst katta, özellikle dünya çapında önem kazanan ve yarışma kazanan seramik eserleri görebilirsiniz. Satış yeri ise, sanırım fiyatlar biraz pahalı geliyor.
DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ
Fiziki yapı ve büyüklüğü bakımından, ülkemizin önde gelen üniversitelerinden biridir. 1992 yılında kurulmuştur. 4 fakülte ve 2 enstitü ile birlikte kurulmuştur. Daha önce, Anadolu Üniversitesine bağlı olarak hizmet veren, Kütahya İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Kütahya Meslek Yüksek okulu, Üniversitenin çekirdeğini oluşturmuştur.
1999 yılında ise: üniversite bünyesinde Eğitim ve Güzel Sanatlar Fakültesi açılarak, Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde yer alan Beden Eğitimi ve Spor Bölümü, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu haline getirilmiştir. 2006 yılında ise, Sağlık Bilimleri Enstitüsü kurulmuştur.
Üniversite bünyesinde: 7 adet öğrenci yemekhanesi, 6 adet personel yemekhanesi, 1 misafirhane, 256 oda kapasiteli öğrenci yurdu, 28 personel lojmanı, 3 adet kapalı spor tesisi, 18 adet açık spor tesisi, 2 sinema salonu ve 37 öğrenci kulübü bulunmaktadır.
Öğrenci kampüsleri ise: Merkez ve Germiyan Kampüsü olarak yerleşmiştir. Merkez kampüsü: Tavşanlı yolu 10 km. de ve Germiyan Kampüsü ise, Afyon yolu 5 km. de bulunmaktadır.
NE YENİR
Bölgede: ev makarnası denen erişte, bulgur ve tarhana en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Bağcılığın yaygın olduğu dönemlerde ise: pekmez öne çıkmıştır. Haşhaşlı şibit denilen saç pidesi: yaygın olarak yapılmaktadır. Diğer öne çıkan yiyecek ürünleri: Gökçümen hamursuzu şibit, gözleme, ıspanaklı şibit.
Günlük yiyecekler arasında ise: tarhana ve bulgur. Burada: kızılcık tarhanası da çok meşhur. Bulursanız, mutlaka satın alın. Özellikle: mide rahatsızlıklarına çok iyi geliyor.
Cimcik denilen hamur yemeği: yöreye özgü tatların başında geliyor. Mutlaka deneyin. Son olarak: bir de, etli bükme var.
NE SATIN ALINIR
Elbette, Kütahya denilince akla hemen porselen geliyor. Zaten, şehirde bol miktarda porselen satışı yapılan yer bulacaksınız. İlginize ve beğeninize göre, her türlü porseleni satın alabilirsiniz. Ben özellikle, el yapımı boyanan vazoları önereceğim.
Eskişehir yolunda: porselen satış mağazaları bulunmaktadır. Özellikle: burada bulunan kocaman Kervansarayda, tüm çiniciler toplu olarak bulunurlar ve satış yaparlar. Her ne kadar satın almayı düşünmeseniz bile, buraya mutlaka zaman ayırıp gezmelisiniz.
Hoşunuza gidecek bir şeyler bulmanız kesinlikle mümkün. Sonuç olarak: Kütahya’da iseniz, buraya yolunuz düştü ise: buraya has bir şeyler satın almak isterseniz, porselen olarak Kütahya Seramik ürünlerini, cam ürünler olarak ise Güral Porselen ürünlerini tercih edebilirsiniz.
GEZİLECEK YERLERİ
Kütahya Ulu Cami
ULU CAMİ
Şehrin en büyük camisidir. Gazi Mustafa Kemal mahallesinde bulunmaktadır.
Yıldırım Beyazıt zamanında yapımına başlanmış, 1410 yılında, Şehzade Musa Çelebi zamanında tamamlanmıştır. Ortalama: 45 x 25 metre ölçülerinde olan cami: avlusuzdur.
Caminin: 3 kapısı, 64 penceresi, 2 kubbesi, 6 yarım kubbesi ve 5 bölümlük son cemaat yeri vardır. Minaresi: kuzey bölümdedir. Doğu ve batı yönlerinden girişleri bulunmaktadır.
İbadet mekanı: bezeme, özellikle kalem işi yönünden oldukça zengindir. Ana mekanı: mihrap bölümünden ayıran geniş kemerin içinde, Nur suresinin bir ayeti yazılıdır. Burada: Kütahyalı Hattat Halil Mahir bin Mehmet ismi yazılıdır.
Kanuni Sultan Süleyman’ın, Rodos (1522-1523) seferine katılmadan önce, bir süre Kütahya’da kalmıştır. Bu sırada, caminin yenilenmesi sağlanmış olup, bu onarım büyük olasılıkla, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.
Caminin içinde, mihrabın sağındaki “Kabe” tasvirli çini panoyu, mutlaka görmelisiniz. Cami içindeki tek çini kompozisyondur.
Kütahya Hayme Ana
HAYME ANA
Osmanlı imparatorluğunun kurucularından olan Osman Gazinin ninesi, Ertuğrul Gazinin ise annesidir. Türbesi: Domaniç ilçesine bağlı Çarşamba köyündedir. Osmanlı obasının: Söğüt ve Domaniç yöresine yerleşmesi sonucu, belli bir süre devlet idaresini eline aldığından ve devletin kuruluşunda önemli rol oynadığından; Hayme Ana, “Devlet Ana” olarak anılmıştır. 1250 yılında, aşiret reisliği, Hayme Ana’ya ait imiş.
Evet: türbenin yerinin nasıl bulunduğuna gelince: II. Abdülhamit döneminde, Çarşambalı bir köylü, evinde sakladığı, dedesinden kalma ve deri üzerine yazılmış bir belgeyi, köye gelen birine okutur.
Belgenin Hayme Ana’ya ait olduğu ortaya çıkar. Görevli: İstanbul’a giderek, durumu Padişah’a iletir. Bunun üzerine, Padişah II. Abdülhamit, Hayme Ananın kabrini buldurarak, üzerine bir türbe ve külliye yaptırır.
Kütahya Vazo
VAZO
Şehrin tam ortasındadır. Zafer Meydanında bulunuyor. Her mekan, bu dev vazoya göre tarif edilir. Kentin simgesi. 1970’li yıllarda monte edilmiş. Cam mozaikten yapılmış. Fıskiyelerinden su veriliyor. 2007 yılında restorasyon yapılmış. Bu çalışmalarda: Kütahya çinileri uzmanı Mehmet Koçer ve Çinikoop Firması yetkilileri görev yapmış.
Kütahya Çinili Cami
ÇİNİLİ CAMİ
1973 yılında yapılmıştır. İki katlıdır. Dışı; tamamen çinilerle kaplıdır. Oldukça küçük olmasına rağmen, şehrin öyle bir yerine inşa edilmiş ki, turkuaz rengi ile görülmemesi imkansız.
Tek kubbeli ve sekizgen biçimli yapısı ile dikkati çekmektedir. Kubbenin içi: hat sanatı örnekleriyle süslenmiştir. Bu caminin, bu yapısı ile: dünyada ve Türkiye’de benzerinin bulunmadığı söyleniyor. Caminin çinilerinin yapımında: meşhur Kütahyalı ressam Ahmet Yakupoğlu görev yapmıştır.
Kütahya Çinili Cami
Çinili caminin hemen yanında, çinili çeşme bulunmaktadır. Dış görüntüsü, minaresi gerçekten mutlaka görülmesi gereken bir güzellikte.
SADIK ATAKAN ÇİNİ EVİ
Yakın zaman önce ölen, Avukat Sadık Atakan tarafından düzenlenen bir ev. Son 200 yıllık dönemde üretilen en güzel çiniler, burada sergileniyor. Değerli çini ustalarının eserlerinden oluşan koleksiyon: gerçekten bu konuda merakı olanlar için, mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Müze olarak kullanılan ev: bir salon üzerine, 7 odadan meydana gelmiştir. Sergilenen eserlere, küçük geliyor. Çiniler yanında: iki gramafon ve çok sayıda, Türk sanat müzikisine ait taş plak bulunuyor.
Kütahya Arkeoloji Müzesi
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Cumhuriyet caddesinde, Ulu cami yanındadır.
Sahip olduğu değerler açısından, emsalleri arasında önemli bir yere sahiptir. Ulu Cami yanında, Umur bin Savcı Medresesi olarak bilinen yapıda, 1965 yılında hizmete açılmıştır. En son restorasyon çalışmaları sonucu, 5 Mart 1999 tarihinde yeniden hizmete açılmıştır.
Yapı: 1314 yılında, Germiyan Beylerinden, Umur bin Savcı tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu sanatının özellikleri görülen yapının, 9 küçük odası bulunmaktadır.
Müzede bulunan vitrinlerde: tarihi süreç içinde, bölgede egemen olan toplumlara ait eserler sergileniyor. Bunların yanında: Frig çocuk oyuncakları, Ana Tanrıça, Kybele, rahipler, Satir ve Hekate heykelleri dikkat çekicidir.
Ayrıca, Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen: keramikler, kandiller, cam eserler, cerrahi aletler de özellikle görülmelidir.
Aizonai ören yerinde; 1990 yılında bulunan Amazon Lahdi de, müzenin önemli koleksiyonları arasındadır. MS. 160 yılına tarihlenen Yunanlılarla Amazonların savaşını canlandıran bu lahit, döneminin sağlam kalabilmiş tek örnekleri arasındadır.
Höyükte yapılan kurtarma kazısında bulunan küpler, kemik aletler, kiremitler; ağızören kurtarma kazısında müze tarafından çıkarılan Hitit dönemi buluntuları ve Roma devri mezar taşları da müzedeki önemli eserlerdendir.
Pazartesi hariç, müze her gün açıktır.
Kütahya Çini Müzesi
ÇİNİ MÜZESİ
Kütahya’nın merkezinde, Ulu caminin hemen yanındadır. İçindeki yekpare mermer şadırvandan dolayı, halk arasında “Gökşadırvan” olarak anılmaktadır.
Türkiye ve Dünyadaki ilk olma özelliğine sahiptir. 1999 yılında hizmete açılmıştır. Müzenin bulunduğu yapı: Germiyan Beyi II.Yakup külliyesinin imaret bölümüdür. Kubbeli ve şadırvanlı orta mekana, üç yönden, kubbeli eyvan ile iki oda açılmaktadır.
Türbe bölümü: kesme taştan yapılmış olup, burada topraklarını Osmanlı’ya vasiyet eden II. Yakup Bey’in çinili sandukası bulunuyor.
Müze içindeki vitrinlerde: 14.yüzyıldan, günümüze kadar yapılan çinilerin örnekleri sergilenmektedir. Bunlardan bazıları: Fatih’in resmi olan çinili tabak. İş adamı Rıfat Çininin, müzeye bağışladığı değerli eski çinilerin sergilendiği bölüme: Rıfat Çininin babası Mehmet Çininin adı verilmiştir.
Çinicilerin üstadı Hafız Mehmet Emin’in, gümüş mührü, torunları tarafından müzeye bağışlanmıştır. Bu kişinin kendi eseri olan çini sehpa da, müzede sergileniyor.
Müzenin iç kısmında: sağ tarafta bulunan odada, en eski Kütahya çinileriyle, çini yapımında kullanılan madde, boya, fırça ve desen örnekleri yer alıyor. Bu malzemeler: çiniciliğin ne kadar zahmetli bir iş olduğu konusunda ziyaretçilere bilgi veriyor.
Topkapı Sarayından getirilen İznik çinilerinin en nadide duvar karo örnekleri de, müzede sergileniyor. Eski çini ustaları, mercan kırmızısını sır olarak sakladıklarından: bu rengin formüllerini kendilerinden başka hiç kimse bilmemektedir.
Soldaki odada: Kütahya Tanıtım Vakfı tarafından yapılan çini yarışlarında, derece alan tabaklar ile çini pano örnekleri ve 1921 tarihli eski bir çeşme kitabesi sergileniyor.
Bu müzede görebileceğiniz diğer muhteşem bir eser de şu: Tarihte ilk toplu iş sözleşmesi olan ve 1766 yılında, Kütahya’da imzalanan, orijinali halen Ankara’daki Milli Kütüphanede bulunan Fincancılar Antlaşmasının bir örneği, çini müzesinde sergileniyor. Vali Ali Paşa huzurunda yapılan antlaşmada: 24 iş yerinden başka, iş yeri açılamayacağı belirtilerek, fincancı usta, kalfa ve çırakların alacakları ücretler tek tek yazılmıştır.
Bu antlaşmaya uymayanların ölüme bedel kürek cezasına çarptırılacakları da belirtilmiştir. Müzenin bitişiğinde, suları dinmeden akan eski bir sakahane ile hemen yakınında, 2000 yılında, Kütahya Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılan ilk Germiyan eserlerinden biri olan, eski bir hamam kalıntısı da vardır.
Kütahya Kossuth Müzesi
KOSSUTH MÜZESİ
Tarihi değerinin yanı sıra, Etnografya müzesi olarak da nitelendirilebilecek konumdadır. Macar sokakta bulunmaktadır.
18.yüzyılda yapılmış bir Türk evidir. Macar evi olarak da bilinmektedir. Macar özgürlük savaşının liderlerinden olan Lajos Kossuth; 1850-1851 yılları arasında, bu evde misafir edilmiş ve Macaristan Anayasası tasarısını, bu evde hazırlamıştır.
Ayrıca; Türkçe bir gramer kitabı da yazmıştır. Bu şahıs: 1849 yılında, ülkesinin bağımsızlığını ilan eden kişi ve ilk cumhurbaşkanıdır. Avusturya’ya karşı verilen savaşı, Rusya’nın Avusturya’nın yanında savaşa girmesi üzerine kaybetmiş ve Kütahya’ya sürgün edilmiştir.
1851 yılında, bir Amerikan savaş gemisi ile ülkeyi terk edene kadar, bu evde yaşamıştır. Macar özgürlük Savaşının yıl dönümünde, müzede bir tören yapılmaktadır.
2 katlı ve 7 odalı müze ev, bahçe içindedir. Sokağa penceresi yoktur. Selamlık bölümünün bulunduğu birinci katta, yemek odası, yatak odası ve çocuklara ait bir oda ile çalışma odası var. Odaların içinde yerli dolaplar, yüklükler, şömine, oyma şerbetlik, raflar ve sedirler bulunuyor.
Ev, restore edilerek, 1982 yılında, Müze olarak hizmete açılmıştır. Müzede: Lajos Kossuth’nun kişisel eşyaları yanında, yazdığı gramer kitabının fotokopileri, müzik aletleri, tütün kıyacağı, tabaka gibi objeler, 18’nci yüzyıldan kalma bir piyano, porselen yemek takımları ve Budapeşte’nin eski fotoğrafları ile, klasik Türk evine ait Etnografik eserler bulunuyor.
Kütahya Germiyan Sokak
GERMİYAN SOKAK
Şehir merkezindeki, Pirler Mahallesindedir. Burada: 18.yüzyıldan kalan Kütahya Evleri, topluca görülebilir. Burası: Arnavut kaldırımlı yolu, elektrik ve sokak direkleri ile, Kütahya şehrindeki tarihi kent dokusunu gözler önüne seriyor. Bu evler: 2 veya 3 katlı, ahşap evler. Çıkmaları payandalarla desteklenmiş, kapıları çiftli ve kocaman.
Pencereleri kafesli. Giriş katlarına taşlık deniliyor. Evlerin ön kapıları dışında, geniş arka bahçelere açılan, arka kapıları da bulunuyor. Depo, kiler, samanlık hatta ahırlar buradadır. Birinci katta, günlük yaşama ait odalar var. Bunlar: oturma odası, mutfak ve yatak odasıdır.
İkinci katta ise: misafir odaları ve gelin odaları bulunuyor. 19. ve 20.yüzyıl Kütahya evleri, kapalı sofalıdır. Önceki dönemlerin aksine, bu dönem evlerinin dışları, saçakları, pervazları ve payandaları süslenirken, iç mekanlar aksine sade tutulmuştur.
Yine bütün Kütahya evleri payanda destekli çıkartmalara sahiptir. Bu çıkartmalar, yola uyum ve iç mekanı düzeltme amaçlı yapılmıştır.
Bu özellikleri ile, Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini ortaya çıkarıyorlar.
Kütahya’daki, bu tarihi evler: Dumlupınar Üniversitesinin katkılarıyla, yok olmaktan kurtarılıyor. Germiyanlı Sokakta bulunan: Sarı Konak, Dumlupınar Üniversitesi Güçlendirme Vakfı tarafından satın alınarak restore edilmeye başlanmış.
Sarı Konak’ın: restorasyon ve restitüsyon projeleri, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mimarlık bölümü tarafından, hazırlatılmış. 2003 yılında başlanan restorasyon çalışmaları sonucunda: 18.yüzyıl mimarisinin en güzel örneklerinden olan, 3 katlı Sarı Konak, ilk önce tamamlanan evlerden biri.
Otopark, yol ve çevre düzenlemesinin ardından, konak ziyarete açılmış. Germiyan Sokak civarında bulunan ve tarihi mekana uygun olmayan yerlerde de, restorasyon çalışmaları yapılacakmış.
Kütahya Kale
Kütahya Kale
Kütahya Kale
KALE
Kale hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, söylemem gerekenler var. Kütahya’ya yolunuz düşerse, mutlaka kaleye çıkmanızı öneririm. Çünkü: şehir merkezinde, döne döne çıkan yolu bitirdiğinizde, aşağıda muhteşem panoramik bir şehir manzarası ziyaretçileri bekliyor.
Özellikle: güzel bir yaz gününde, buradan güneşin batışını izleyebilirsiniz. Kütahya şehrini, tüm boyutları ile görebilirsiniz. Kale bölgesinde: hatta yol boyunca yer yer durup, aşağıda şehrin güzelliklerini izleyebilirsiniz.
Sonunda ise, kalenin üst kısmında, döner restoranın hemen altındaki otoparka aracınızı bırakın ve buradaki çay bahçesinde, özellikle semaver çayınızı yudumlayın. İnanın bu manzara, bu tat ve bu keyif, başka yerde zor bulunur. Ancak, özellikle akşam saatlerinde, serin havaya karşı tedbirli olmanızda yarar var
Hisar tepesi üzerindedir. Üç bölümden oluşan kalede, 70 tane burç bulunmaktadır. Burçlar, çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında, adeta birbirine yapışık biçimde burçlar görülmektedir.
Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları, bir örnek değildir. Bu durum, burçların, değişik dönemlerde, değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir. Çevresi: toplam 3500 metredir.
Kalede: Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı izleri görülmektedir. Kalede bilinen son inşaat çalışması: Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. Kale: çok garip bir şekilde, bir çok yönden “Diyarbakır kalesi” ne benzemektedir.
Kalede: 2 çeşme, 2 mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi var. Kale camisinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde, iki çeşme kalıntısı görülüyor. Bunlardan birisi, son yıllarda suyu kesilen, güzel bir çeşmedir.
İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise, kaba taştan imal edilmiş bir su yolu ağzıdır.
Kaledeki bir eser de: orta hisar mescidi olarak bilinen “Kale-i Bala” mescididir. 1377-1378 yıllarında, Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılarak yapılmıştır.
Gördüğü onarımlar sonucu, orijinal halini kaybetmiştir. Eski yapıdan, bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.
Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de, yine Osmanlılar tarafından yaptırılan, altıgen planlı küçük bir mescit bulunmaktadır.
Kerpiç sıvalı olmasına rağmen, tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya’daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı, tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir. Tabanı, zamanla değişikliğe uğramıştır.
Aşağı kalenin bu su tesisini, bir kuşatmada susuz kalmamak için kalenin içine almak maksadı ile yapıldığı tahmin edilmektedir. Burada bir de döner gazino bulunuyor.
Kütahya Döner Gazino
DÖNER GAZİNO
1970 yılı Gediz depreminden sonra yapılmış. Hisar tepede bulunuyor. Restoran olarak hizmet vermektedir.
Bu gazino: kendi ekseninde bir turunu 45 dakikada atıyor. 1973 yılında yapılmıştır. Lokanta olarak hizmet vermektedir. Gazinonun altında, yazın açık olan bir kır kahvesi bulunmaktadır.
Evet, Kütahya içinde manzarası en bol mekan burasıdır. Kütahya’nın her yerini buradan izlerken, yemeğinizi yiyebilirsiniz. Mekanın en büyük özelliği: adı gibi dönmesidir.
Siz yemeğinizi bitirene kadar, Kütahya’yı başından sonuna izliyorsunuz, yemekler güzel, servis iyi. Kaliteli bir yer. Fiyatları: manzara ve dönme özelliği nedeniyle biraz yüksek. Tercih sizin, gitmenizi ve bu güzelliği yaşamanızı öneriyorum.
Aizonai, işte tarih, işte mükemmellik, işte hazine, mutlaka ama mutlaka gidin, görün. Ben buraya üç kez gittim, her seferinde büyük bir keyif aldım, inanılmaz güzel, inanılmaz tarihi bir yer, mutlaka zaman ayırın, mutlaka burayı gidin görün.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
ULAŞIM
Aizonai antik şehri: Kütahya il merkezine 57 km. uzaklıktadır. Kütahya karayolundan yaklaşık 50 km. gittikten sonra, Çavdarhisar ilçesini hemen geçince, Emet yönüne dönülerek ulaşılıyor.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
GENEL
Kralların şehrine yakışan bu mimarinin bulunduğu alanda, her ne kadar çevre dikenli tellerle kapatılarak korunmaya alışmışsa da, bazen istenilmeyen görüntülerle karşılaşma şansı çok fazla.
Bu görüntülerin başında, burası bir yandan turizme açılmaya çalışılırken, öte yandan antik kalıntılar içinde koyun sürüleri ve bunlar tarafından kirletilen antik kalıntılar.
Ayrıca: antik kalıntılar üzerine kurulmuş, bir köy yerleşimi var. Ama bu köy yerleşimindeki evler o kadar kötü olmuş ve Sit alanı olması nedeniyle herhangi bir tamirat, yenileme veya restorasyon yapılamadığından, çevre tamamen harabe olmuş ve her an yıkılabilecek enkaz evlerle dolu.
Bir diğer söylenti, bu evlerin Gediz depreminden sonra terk edildiği şeklindedir. Ama ne olursa olsun ziyaretçilere gayet kötü bir görüntü sunuyorlar.
Evet, gelelim antik kentin bulunmasına
Antik kentteki kazılar, burada, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan dönemde ait yerleşim tabakalarını ortaya çıkarmıştır. Yani, Roma döneminde bugünkü halini alan kentte aslında çok daha önceki dönemlerde, eski uygarlıklar tarafından yerleşim sağlanmıştır.
Pausanias isimli bir yazar: Penkalas nehrinin kıyısındaki bir mağarada: “Ana Tanrıçaya” tapınıldığını anlatır.
Ama, şehir; en önemli ve çağdaş görünümünü Roma döneminde yaşıyor. Özellikle: Efes kenti ile aynı dönemde, burası, ikinci bir Efes şehri olarak nitelendiriliyor.
Kent, ismini: Zeus’un kızı Su Perisi “Erato” ile Efsanevi kral “Arkas”ın birleşmesinden ortaya çıkmış “Azan” isimli mitolojik kahramandan almıştır.
Azan isimli bu mitolojik kahraman, aynı zamanda, Frigyalıların mitolojik kahramanı olan “Azan” dır. Şehir kuruluşundan sonra kullanılan bir diğer ismi ise: Aezani’dir.
Kent: Penkalas (günümüzdeki ismi: Kocaçay) ırmağının iki yakasında kurulmuştur. İlk yerleşimcileri: Frigya’ya bağlı olarak yaşayan “Aizanistler” dir.
Bunları takip eden dönemlerde ise: Bergama krallığı ve MÖ.133 yılında ise, Roma egemenliği görülmektedir.
MÖ. 1’nci yüzyılın son çeyreğinde ve erken Augustus döneminde (MÖ.27. MS.14) yıllarına ait sikkelerde, kentin adı “Ezeaniton” olarak geçmektedir.
Daha sonra, takip eden süreçte: yani Roma egemenliği dönemlerinde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimiyle zenginleşen şehrin ünü: sınırları aşmıştır. En parlak ve ihtişamlı günleri ise; MS.117-138 yılları arasında görülür.
O dönemde, antik kentte, 120 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.
Kuruluş aşamasında, kentin ilk görkemli yapısı olarak: Zeus Tapınağı kurulmuştur. Bu dönemde, şehir, Yunan şehirler birliğine alınır. İmar faaliyetleri artar.
MS. 2’nci yüzyılın ortalarında ise, küçük Zeus Tapınağı çevresinde, galerilerle çevrilmiş olan “Agora” inşa edilir. Tiyatro, Stadium, hamam ve spor yerleri yeniden onarılır.
Takip eden dönemde
Roma imparatorluk toprakları ikiye ayrılınca, bölgede Bizans egemenliği başlar. Bizans döneminde: Hıristiyanlığın yoğunlaşması ile burası da bir piskoposluk merkezi haline gelir.
Kent: 7. yüzyılda önemini kaybeder ve 13. yüzyılda ise bölgeye Çavdar Tatarları yerleştirilir ve bu nedenle, bölge “Çavdarhisar” olarak anılmaya başlanır.
Derken: 1824 yılında: Avrupalı gezginler tarafından, Aizonai antik kenti bulunur. Antik kent: 1830-1840 yılları arasında incelenir ve 1926 yılından itibaren ise, bölgede, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı çalışmalarına başlanır. Bu çalışmalar, günümüzde de sürdürülmektedir.
Antik kentte, günümüzde görebileceğiniz başlıca kalıntılar: şehrin Roma hükümranlık dönemlerinden kalmadır. Görebileceğiniz antik eserler: Zeus Tapınağı, Borsa, Stadium ve Anfi Tiyatro, Mozaikli hamam, Antik köprüler ve Sütunlu cadde.
Bunlardan kısaca söz etmek istiyorum. Ancak, buradaki köyün evlerinin çoğunun duvarlarının düzgün kesme taşlardan yapılmış olduğunu göreceksiniz. Evet, malzeme bol, garip karşılamamak gerek. Ancak, bu evlerin bir kısmı: 1969 Gediz depreminden sonra terk edilmiş.
Yani. Terk edilen bu evler ve antik kent kalıntıları, çok ilginç bir manzara oluşturuyor. Bu arada, antik kentten çıkarılan eserlerin bir kısmı, halen Kütahya Müzesinde sergileniyor.
GEZİ PLANI
Ana yoldan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile “Aizonai” antik şehrine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Önce gezmenizi önereceğim yer: Zeus tapınağıdır. Zeus Tapınağı hakkında ayrıntılı bilgi vermeden önce, bilmenizi istediğim hususlar var.
Tapınak alanı: tel örgülerle çevrilmiş ve giriş ücretli yazılı olmasına ve tapınak alanının içinde hemen sağ bölümde bir konteynır içinde güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen; giriş ücreti ödenmiyor.
Siz zaten kapıdan girişten itibaren, karşınızda bir anıt gibi duran muhteşem yapıyı görünce etkileniyorsunuz. Ama, yine de hemen buraya girmeyi değil de, hemen sağ yanda bulunan yine tel örgülerle çevrelenmiş, bölgeden toplanan taş eserlerin bulunduğu yeri önce gezin.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Sonra: çok çok ilgi çeken, kadın büstünün bulunduğu taş bölümü görün ve daha sonra, Zeus Tapınağının bulunduğu yere tırmanın.
Burada, yani tapınak alanı içinde, duvarlardaki yazıtları görün, ayrıca tapınak alanının altındaki boşluğu mutlaka ve mutlaka inin. Buraya, demir merdivenlerle iniliyor ve herhangi bir sorun yok.
Ama dediğim gibi unutmayın ve bu alttaki boş alana mutlaka inin, sıcak bir günde klima gibi bir güzel havası olan, bu mistik alanı mutlaka görün. Bu alan bir zamanlar: tapınağın kehanet merkezi ve deposu olarak kullanılmıştır.
Evet, buyurun dünya üzerinde benzeri olmayan, günümüze kadar sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir tarih hazinesini gezmeye.
Hemen tapınak alanının giriş kapısı önünde, aracınızı park edebilirsiniz.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
ZEUS TAPINAĞI
Evet burası günümüzde Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi.
Burada, Roma döneminde Aizonai isimli bir şehir kurulur ve şehrin en kutsal alanı olarak seçilen yere Zeus Tapınağı yapılmasına karar verilir.
Ancak, bu kutsal alan olarak kabul edilen höyük: Anadolu’nun erken evrelerine ait tabakalar bulundurur.
Tapınak avlusu seviyesinin hemen altında, Erken Bronz çağına (MÖ 2800-2500) ait seramik parçaları bulunmuştur. Ayrıca: Tunç çağına ait zemini kerpiç ve çakıldan yapılmış, şevli duvarlara sahip iki mekan tespit edilmiştir.
Tapınağın yapılması için, bu tabakalar ortadan kaldırılmıştır.
Muhtemelen, bu ortadan kaldırılan tabakaların molozları, tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmıştır.
Evet, günümüzde: Zeus Tapınağı, yukarıda belirttiğim gibi Çavdarhisar ilçesinde, Aizonai antik şehrinde, Perkalas Çayının batı kıyısında 200 metre uzaklıktadır.
Önemi
Zeus Tapınağı oldukça önemlidir. Çünkü dünya üzerinde benzeri yoktur. Gerek plan olarak ve gerekse dünya üzerinde günümüze en sağlam gelebilmiş bir tapınaktır.
Tapınağın yapımı
Tapınak, şehir içinde ve çevresinde bulunan toprakların sahibiydi.
Tapınak yapımı için gerekli harcamalar, geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmaya çalışılıyordu.
Hadrian döneminde, Aizonai ve Roma arasındaki en temel sorun, şehre ait olan toprakların yönetimi konusundaydı.
Zeus tapınağına bağlı olduğu düşünülen topraklar hakkında, İmparator Hadrian dönemine ait gayet net ve ayrıntılı yazıtlar, tapınağın duvarlarında bulunmaktadır.
Ancak, arazileri kiralayanlar, uzun süre para ödememek için direndiler.
Bunun üzerine, İmparator Hadrianus devreye girdi ve paralar ödenince; MS 92 yılında İmparator Damitianus döneminde başlanan tapınak inşasına devam edildi.
Tapınak: MS 2’nci yüzyılda, İmparator Hadrian döneminde (MS 117-138) tamamlandı.
Evet, bir tepe üzerinde bulunan Tapınak, Aizonai şehrinin ana kutsal alanıydı.
Mimari Özellikleri
Roma döneminde yapılmış olmasına rağmen, Hermogenes tarafından Magnesia’da yaratılan Helenistik dönem özelliklerine özgü biçimde yapılmıştır.
Aynı plan, Ankara Augustus Tapınağında da kullanılmıştır.
Hermogenes’in Helenistik dönem mimarisi için ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde: naosu çevreleyen peristasisin eni, iki sütun genişliğindedir.
Dolayısıyla tipik Helen mimarlık özelliği olan pseudodipteros plan uygulanmıştır.
Çok basamaklı podyum da, Helenistik dönem özelliklerindendir.
Cella tonozla örtülü bir alt yapı üzerine konumlandırılmıştır.
Bu bir Roma mimarisi özelliğidir.
Cella içinde: bir Zeus heykelinin bulunduğu düşünülür, ancak bu heykel günümüze ulaşmamıştır.
Ancak, yapılan arkeolojik araştırmalarda, tapınak içinde Zeus’un kutsal kuşu olan “Kartal” heykeli bulunmuştur.
Promaos (giriş), naos-cella (ana oda) ve opistodomos’tan (arka oda) oluşan ana yapının altında, Anadolu’da kullanımı çok yaygın olmayan, yüksek tonozlu bir galeri bulunur.
Tapınağın girişi doğudadır ve pronaos önünde 4 sütun bulunur.
Batı yüzündeki opisthodoms kısmında ise, kompozit başlıklı 2 sütun vardır.
Opisthodomos ve cella arasında, alt kata inen ahşap bir merdiven vardır.
Tapınağın sayısal ölçüleri
Tapınağın oturduğu podyum ölçüleri: 130 x 112 metredir. Tapınağın oturduğu ölçüler ise, 53 x 35 metredir.
Pronaos (giriş) duvarlarındaki yazıtlar
Tapınağın ön galeri duvarlarında, İmparator Hadrian ve Aizonai için önemli hizmet görmüş Apuleius’u öven yazıtlar bulunur.
Pronaos duvarının dış ve iç yüzeylerinde bulunan Yunanca ve Latince yazıtlarda: tapınağın klerolarının (tarım arazileri) kiralarına ait tartışmaların ve kararların yer aldığı Hadrian dönemine ait yazışmaların birer örneği bulunur.
İmparator ile şehir arasında, bu konu ile ilgili yazışmalar, Aizonai için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin kuzey tarafında, özel olarak hazırlanmış bir bölüme, bu yazıt konmuş ve bugün de görülmektedir.
Aynı duvarın dış tarafındaki yazıtta ise, şehirde 4 Numaralı köprünün yazıtından tanınan M. Apulerius Eurykles’ten söz edilmektedir.
Yazıtta: Eurykles’in erdemlerinden ve şehir için yaptığı işlerden, övgü ile söz edilmektedir.
Çizimler-Duvarlara kazınan resimler
Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşların üzerinde, çeşitli çizimler var.
MS 13’ncü yüzyılda Anadolu’daki Moğol istilası sonrasında, bölgeye gelen Çavdar Tatarları, tapınağın çevresine bir duvar örerek, tapınağı kale olarak kullanırlar.
Bu dönemde, tapınağın duvarlarına 300’den fazla Çavdar Tatarlarına ait: at, okçu, süvari, tuğ taşıyan süvari, kopuz çalan insanlar gibi çeşitli figürler kazınmıştır.
Grafitilerin büyük çoğunluğu, kuzey duvarının dış ve iç yüzeyinde bulunmaktadır.
Grafitilerin birçoğunun gurup halinde yapılmış olması, yapım teknikleri ve birbirini takip eden kompozisyonları, bunların aynı topluluk tarafından yapıldığını gösterir.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
Sütunlar
Tapınağın en dikkat çekici özelliklerinden biri, sütunlarıdır.
İlk inşa edildiğinde, tapınağı çevreleyen 42 sütun bulunduğu biliniyor. Ancak bunlardan 16 sütun günümüze ulaşmıştır.
En düz olanlar “dor sütunu”, yargıç saçı şeklinde süslü olanlar “İon sütunu” ve çiçekli-böcekli en süslü sütunlar ise “Korint sütunları” dır.
Tapınağın anıtsallığını güçlendiren, monolit (tek parça) sütun gövdelerine, kaide ve başlıklar da eklendiğinde, sütunların toplam yüksekliği 9.51 metredir.
Tapınağın çevreleyen sütunların kaideleri, Asia İon tarzındadır.
Promaos (giriş) ve opisthodomos’da (arka oda) bulunan sütunlarda ise, Attik-İon kaide kullanılmıştır.
Ön ve arka yüzde (doğu-batı) 8 sütun, yan cephelerde (kuzey-güney) 15 İon sütunu bulunur.
Sütunlar 24 yivlidir.
İç bükey yivlerin genişliği altta 11 cm, yukarıda ise 9.5 cm dir.
Bu ölçüler, sütunların yukarıya doğru, zarif bir şekilde inceldiğini gösterir.
İç bükey yivlerin sonlandığı noktada, amphora motifleri vardır.
Bu motifler; üzerine gelen volütlü İon başlıklarını zenginleştirir.
Başlıkların üzerinde bulunan 3 faskiyalı arşitravlar, üst yapının günümüze kadar ulaşan mimari öğeleridir.
Tapınağın kısa taraf, ön yüzündeki orta sütun aralığı, diğer sütun aralıklarından daha geniştir. Ancak bu bir İon mimari özelliğidir.
Sütunlar ile iç mekan arasındaki uzaklık: sütunların kendi aralarındaki uzaklıktan 2 kat fazladır.
Sütunların birbirine bağlantı yerlerinde, kurşun kirişler görülür. Hatta, bu kirişlerden bazıları parçalanmıştır.
Akroterler
Tapınağın bezemelerinden özellikle akroterlik ilgi çekicidir.
(Akroter: alınlık üçgeninin tepesi ve köşelerinde bulunan figürler, süslemelerdir.)
Batı alınlığında, orta akroter “akantus dalları ve yaprakları arasında Tanrıça Kybele” büstü ile bezenmiştir. Doğu alınlığındaki akroterde ise, “Zeus Büstü” bulunmaktadır.
Tapınağın altındaki galeri
Tapınakla ilgili, ilginç bir ayrıntı da burada, tapınağın altındadır.
Bu galeri, kilitleme tonozlama metoduyla inşa edilmiştir.
Celladan buraya inen bir ahşap merdiven bulunur.
Burası, bu plan ile Anadolu’da pek alışılmamış bir özellik gösterir.
Roma mimari sanatında, pek görülmeyen bir yapı biçimidir.
Çünkü benzeri yoktur.
Gelelim, galerinin yapılış-kullanım amaçlarına:
Bu konuda başlıca iki görüş bulunmaktadır.
1’nci Görüş
Tapınağın alt galerisinin, değerli sunuları depolamak amaçlı kullanıldığı şeklindedir.
2’nci Görüş
Şehrin yaklaşık 4 km güneyinde bulunan Kybele (Meter Steunene) kutsal alanındaki kültün, tapınağın inşasından sonra buraya taşındığı ve tapınakta hem Zeus’a ve hem de Kybele’ye tapınıldığı şeklindedir.
Bu görüşün kanıtı olarak şunlar tespit edilmiştir.
Tonozlu yapıda Kybele’yi simgeleyen terracota figürinleri bulunmuştur.
Ayrıca, bulunan bir yazıtta, Zeus ve Kybele yan yana yazılmıştır.
Tonozlu yapıya geçişi sağlayan geçit opisthodomosdan (arka oda), ahşaptan yapılmış bir merdivenle sağlanıyordu.
Cellaya (ana oda) geçişi sağlayan pronaos üzerinde bulunan alınlığın akroterinde bir erkek figürü bulunuyor, opisthodomos (arka oda) üzerindeki alınlığın orta akroterinde ise bir kadın figürü bulunuyor.
Daha fazla ayrıntıya girildiğinde ise: Kybele, Zeus’u koybantların gürültülü dansları eşliğinde, bir mağarada doğurmuştur.
Pausanias, Aizonai yakınlarında Steunos adını taşıyan bir mağarada, Meter Steunene adı ile Kybele’nin tapınım gördüğünü belirtmiştir.
Zeus’un, burada bir mağarada Kybele tarafından doğurulduğuna inanılmış ve hem Kybele hem de Zeus’a gönderme yapılarak Tapınak inşa edilmiştir.
Hatta, Kybele Zeus’u bir mağarada doğurduğu için, burayı tapınak alanının altına sanki bir mağara gibi inşa etmişlerdir.
3’ncü Görüş
Son bir görüş ise, buranın bir kehanet merkezi olduğu şeklindedir.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı
Tapınağın önündeki kadın büstü
Tapınağın kuzeybatı alınlığında, bir kadın büstü vardır.
Bunun bulunması, bu tapınağın sadece tanrıların babası Zeus’a değil aynı zamanda Aizonai’te Meter Steunene adıyla tapılan Anadolu’nun Kybele tanrıçasına da adanmış olduğunu gösterir.
Ancak son araştırmalarda, tapınağın çift tanrıya ( hem Zeus’a hem de Kybele’ye) adanmış olduğu anlaşılmıştır.
Medusa görünümündeki bir zemin üzerinde, saçlı bir figürdür.
Akroter denilen bu devasa heykel, zamanında meydana gelen depremler sonucu, Zeus Tapınağının üzerinden düşmüş olmalıdır ve tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konulmuştur.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Zeus Tapınağı Agora
AGORA
Zeus Tapınağının tam önündeki sütunlu avlu ve içinde bulunan Hereon’dan oluşuyor. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan Hereon’un şehrin ileri gelenlerinden biri için yapılmış, bir anıt mezar olduğu sanılıyor.
Agoranın güneyinde, ona yapışık olarak yapılmış “Dor Agorası” var.
Çoğu köy bahçeleri ve evlerinin altında kalan bu görkemli yapıların az bir kısmı, ayakta kalabilmiştir.
Zeus Tapınağından sonra: Tapınak alanının hemen karşısında bulunan Tiyatro-Stadyum kompleksinin bulunduğu yere doğru gidiyoruz.
Yine, dar ve toprak bir yoldan bir süre ilerledikten sonra aracımızı bırakıyoruz ve büyük taş-kaya blokların üzerinde ilerleyerek, bölgeyi gezmeye başlıyoruz.
Karşımıza ilk çıkan yapı: Hamam.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Hamam
HAMAM
MS.3. yüzyıl ortalarından şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam yapılmıştır. Hamam mekanlarının birinde, ortada “Satyr ve Menad” betimli, kaliteli bir mozaik taban görülmektedir.
MS.4 ve 5’nci yüzyıldan sonra, bu hamamın, ana mekanı düzenlenmiş ve Aizonai’nin erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.
Hamamda: merkezi bir ısıtma sistemine ait kalıntılar görülmektedir. Hamam yapısının önünde, spor çalışmalarının yapıldığı, kare biçimli büyük bir avlu olan “Palaesrtra” bulunmaktadır. Mozaikleri burada görmelisiniz.
Evet, biz yine gezimize devam edelim.
Hamam yapısından sonra: yürümeye devam ettiğimizde, karşımıza önce stadyum ve daha geride tiyatro çıkıyor. Gerçekten ortasındaki boşluk ve yanlarında oturma sıraları ile stadyum ve hemen yanındaki tiyatro, gayet belirgin olarak karşımıza çıkıyor.
Ama, bölge o kadar karışık ki, umarım ilgililer-görevliler, bir gün gelir bu karışıklığı toparlayacak düzenlemeye giderler ve kesinlikle, karşımıza “Efes” antik kentinden daha muhteşem bir kent çıkacaktır.
Taşların-kayaların üzerinde biraz da akrobatlık yaparak, kekik kokularını hissederek ve uzaktan, Zeus Tapınağını izleyerek, rüzgarın büyüsü ile bölgede gezinmeye devam ediyoruz. Bu arada, gerek Stadyum ve gerekse Tiyatro hakkında ayrıntılı bilgiler:
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Stadion ve Tiyatro
STADİON VE TİYATRO
Evet, burada göreceğiniz Stadion-Tiyatro kombinasyonunun, dünya üzerinde başka bir benzeri yoktur.
Yani, tiyatro o dönemlerden farklı olarak, stadyumla bitişik yapılmıştır. Aynı alanı, beraberce paylaşıyorlar.
Tiyatronun 20 bin kişi kapasiteli ve ona bitişik stadyumun ise 13.500 kişi kapasiteli olduğu sanılıyor. Uzun stadyum, hala çok belirgin. Madalya alanların şerefine madalyaları simgeleyen kabartmalar, stadyum girişinde, hala zarar görmemiş bir şekilde görülebiliyor.
Stadyumda yapılan araştırmalar: buranın MS. 160 yılından sonra yapılmaya başlandığını, aralıklarla MS. 3. yüzyıl ortalarına kadar bir yapım süreci geçtiği tahmin edilmektedir. Stadyum oturma sıraları: hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir.
Stadyum’un tiyatroya bakan batı cephesi, mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Daha sonra, stadyum genişletilirken, buraya ikinci bir kat eklenmiştir
Bu bölgeyi de gezdikten sonra: arabamıza biniyoruz ve geri dönüyoruz. Zeus Tapınağını geçtikten hemen sonra, sağ bölüme ara yola giriyoruz.
Sağımızda Zeus Tapınağı kutsal alanı, solumuzda bir sürü virane ev ve bunları geçiyoruz, sola kıvrılıyoruz, önce bir antik Roma dönemi köprüsü üzerinden geçiyoruz ve bu kez hedefimiz, dünyanın ilk Borsa yapısı ve antik sütunlu cadde.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Köprüler
ANTİK KÖPRÜLER
Antik köprüler: Penkalas denilen (günümüzdeki Kocaçay) ırmak üzerinde bulunmaktadırlar. İlkbaharda, bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış, koruma duvarı bulunuyormuş.
Köprüyü geçmeden önce, ırmak kenarına bakın, köprü başında su kenarında bir mezar taşı göreceksiniz. Ama, bu mezar taşı, bir zamanlar çamaşır yıkamak için kullanılmıştır. Köprünün diğer başındaki mezar taşı ise, dikilmiş ve arasından bir boru geçirilerek çeşme yapılmıştır.
Şehir, bu ırmağın her iki yakasında kurulduğu için, antik dönemde, ırmak üzerinde: yalnızca yaya geçişlerine uygun bir ahşap köprü ve kesme taştan yapılan 5 köprü bulunuyordu.
Kemerli taş köprülerden, günümüze yalnızca 2 tanesi ulaşmıştır. Ahşap köprü elbette yok, ama günümüze ulaşan kemerli taş köprüler, günümüzde bile, halen gerek yaya ve gerekse araç geçişleri için izin veriyor.
Bu taş köprülerden birinin korkuluk kaidesi üzerindeki yazıtta: köprünün açılış töreninin MS. 157 yılında, Eylül ayında yapıldığı belirtiliyor. Bu köprüye, 1990 yılında, yeni korkuluklar konumlu ve yeniden kaplanmıştır.
Bir diğer köprü üzerindeki yazıtta ise: zamanında Aizonai şehrinin zenginlerinden birinin, Roma’dan dönerken denizde geçirdiği kaza sonrasında yaptığı adaktan dolayı, bu köprüyü, MS.159 yılında, yaptırdığı anlaşılıyor.
Hatta: köprüdeki deniz canlıları ve gemi kabartmaları bunun şahitleridir. Bunları anlatan, sözünü ettiğim yazıt ise, hala orada, köprünün yanında, günümüze kadar ulaşmış, okunabiliyor.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Borsa
Şimdi sırada, dünya üzerinde ilk “Borsa” yapısı olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz.
Buraya ulaşmadan hemen önce, yine bir Roma dönemi taş köprüsünden geçiyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, bu köprülerden günümüze kadar ulaşan iki tanesi, hala, ulaşımda kullanılıyor.
Muhteşem bir duygu ile, köprünün üzerinden araba ile geçiyoruz ve hemen orada bulunan bölgeye arabamızı park ediyoruz. Hemen karşımızda: bir boşluk alan, onun sağında bir minare kalıntısı görülüyor.
Alanın sol bölümünde ise yine birkaç sütun görülüyor. Bulunduğumuz alanın dere kıyısında kalan bölümünde ise: tamamen harabe haline gelmiş, yıkık veya yıkılmak üzere olan evler harabeleri var.
Ama, köprünün hemen yanında, Çavdarhisar Belediyesi tarafından yapıldığı yazılı, ahşaptan yapılmış tuvalet nispeten temiz görüntüsü ile ve buraya gelenlere bir
hizmet olarak, gayet iyi düşünülerek yapılmıştır.
Evet önce Borsa yapısı yani yuvarlık yapıdan söz etmek istiyorum.
YUVARLAK YAPI-MACELLUM
1970 yılındaki büyük Gediz depreminde, burada bulunan köy camisi yıkılınca, ortaya bir yapı kalıntısı çıkıyor. Bunlar araştırıldığında ise, buranın yuvarlak bir yapı olduğu anlaşılmış ve Macellum ismi ile anılmaya başlanmıştır.
Evet, bu yuvarlak yapı, büyük olasılıkla MS.2. yüzyılda gıda pazarı, et ve balık pazarı olarak kullanılmıştır.
Yapının bir duvarında: bir kanun yazılıdır. Bu kanunda: borsada toplanan malların fiyatları belirlenirken, bütün mamullerin alabileceği en yüksek fiyat belirleniyor ve fiyatlar sınırlandırılıyordu.
Kanunun belirleyicisi: Roma imparatoru Diocletianus’tur. İmparator, 301 yılında enflasyonla mücadele için, ücret tespitleri yapar. İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış fiyatlarını belirler ve fiyat artışlarını, yani enflasyonu engeller.
Örneğin: kuvvetli bir köle, 2 eşek fiyatına, yani 30 bin dinara, bir at ise 3 köle fiyatına eşitlenir. Tüm bunlar: Macellum denilen ve dünyanın ilk borsa binası unvanını alan bu yapının duvarlarında yazılıdır.
Takip eden dönemde, tüccarların stok yapmaları ve bazı sorunlar ortaya çıktığından, serbest dalgalanmalara geçilmiştir. Evet, yapının duvarlarındaki yazıtta belirtilen bu kanan Romalılar tarafından kapitalizmin ağır kurallarına karşı çıkartılan devletçi kanun olarak tarihe geçer.
Antik dönemde, yapının hemen yanındaki 6-7 metre yüksekliğindeki kuleye çıkarak, ürünlerin satılabileceği fiyatlar belirleniyormuş.
Yapının bulunduğu cadde kenarındaki sütunların bir kısmı, restorasyon çalışmalarında ayağa kaldırılmıştır.
Dükkan kapıları, bu sütunlu yola açılıyormuş.
Borsa yapısının hemen yanında bulunan cami minaresi kalıntısının içinden, dar merdivenlerden çıkarak üst bölüme ulaşabilirsiniz.
Buradan sonra, hemen 50 metre soldaki sütunlu antik caddeye gidiyoruz. Burası da, birkaç sütun görülebilen ve yer döşemesindeki büyük yassı mermerler olan bir cadde yapısıdır. Bir zamanlar, elbette daha haşmetli ve daha büyük olması gerekirdi.
Günümüzde ise, bu muhteşem cadde, her iki yönde, yine bölgedeki virane-harabe evlerin önünde kesiliyor. Sanırım bu evler ortadan kaldırıldığında, cadde tüm ihtişamı ile ortaya çıkacaktır.
Evet, bu antik sütunlu cadde hakkındaki ayrıntılı bilgiler:
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Sütunlu Cadde
ANTİK SÜTUNLU CADDE
Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası, 1991-1995 yılları arasında kazılmıştır. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre, MS. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde ortaya çıkarılmıştır.
Sütun ve kaide parçaları, neredeyse tamamıyla ele geçirildiğinden, mermer tanımlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka taraflarına yerleştirildiler. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi insanları yağmur ve güneşten koruyan çatının yapılması için, antik diğer yapılardan malzemeler sağlanmıştır.
Değişikliğe uğrayıp kullanılmayan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konulmuşlardır.
Böylece kuzeydoğu galerilerinin önünde bir yazıt kaidesi önünde, soylu bayan Markia Tapeiz onur yazıtı, fülüt çalan panter postlu çıplak bir Sapyerenin mermerden heykeli, bir araya getirilmiştir.
Evet, burada, yapımı için tapınak yıkılan ve 6. yüzyıla kadar varlığını koruyan sütunlu bir cadde görülüyor.
Cadde bir deprem sonucunda harap olmuş, sütunları yıkılmıştır. Sütunlu caddenin yapılması için ortadan kaldırılan tapınak ise, daha önceki dönemlerden kalan Artemis Tapınağıdır. Antik sütunlu caddenin, Roma imparatoru Claudius döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.
Zengin süslemeleriyle dikkati çeken kuzeydoğu galerilerinin görkemli ion başlıkları, biraz önce sözünü ettiğim ve yıkılan tapınağa aittir. Sütunlu caddenin uzunluğunun 450 metre olduğu tahmin ediliyor.
Evet, özellikle ve mutlaka sizlerin de dikkatini çekecektir ki, bu bölge, diğer bölgelerden farklı olarak ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kirletilmiş olarak görülüyor.
Her yan: bira şişeleri, pet su şişeleri, sigara paketi ve diğer birçok atık ile kirletilmiş durumda. Sanırım buraya yetkili-görevliler pek uğramıyorlar, bence buraya insanların bu tür atıkları atmaları için, birkaç çöp kutusu-tenekesi konulsa, bu pislik olmayacaktır.
Kütahya Çavdarhisar Aizonai
Evet, burayı da gezdikten sonra: bölgedeki diğer gezilebilecek yerler hakkında, sizlere kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Gerek buraya ayırdığınız zaman ve gerekse ilgi düzeyinize göre, belirteceğim yerler arasından seçin ve gidip buraları da gezebilirsiniz.
NEKROPOLLER
Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde: çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir. Çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizonai bölgesi için, tipik olan kapı biçimli mezar taşları, bunlar arasındadır.
Kapı biçimli mezar taşları: mezar mimarisinde, öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu, MS.2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazılardan, kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler görülür. Kadın mezar taşları üzerinde: yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerin kinde ise: kartal, aslan ve boğa resimleri bulunmaktadır.
1990 ve 1991 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında : Aizonai’nin 2 km. güneybatısında, Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda: görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır.
Haçvari plana sahip, batıdaki mezar yapısı içinde: lahit koymak için yapılmış nişler bulunmaktadır. Bugün: Kütahya Müzesinin ana salonunda sergilenen, Helenlerle-Amazonların savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur.
Doğudaki dört kemerli yapı; Ortaçağ’da küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da, Eros betimli mermer lahidin alt kısmı bulunmuştur.
Bu parça da, Kütahya Müzesinin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısı ile mezar yapıları, MS.155-165 yılları arasına tarihlenmektedir.
METER STEUNENE KUTSAL ALANI
Şehrin bilinen en eski kutsal alanı “Tanrıça Meter Steunene” ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya indir.
Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda: ele geçirilmiş pişmiş toprak kült figürinleri, MÖ.1. yüzyıl ile MS.2. yüzyıl arasına tarihlenmektedir. Bu da Meter Steunene kutsal alanının, MÖ.1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını göstermektedir.
Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru da kutsal alanın, daha erken dönemlerine ait olmalıdır. Burada, halkın inancına göre, kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu’nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.
ANTİK BARAJ VE TAŞ OCAKLARI
Sel felaketinden korunmak için, antik dönemde, Penkalas Nehri (Bedir dere) üzerine inşa edilmiştir. Günümüze, iyi korunarak gelmiş bir baraj duvarı var.
Bu yapı, çoğu oturma basamağı olan, devşirme, mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde, buranın taş ocağı olarak kullanıldığını işaret eden izler görülmektedir.