Kumluca

Kumluca
Kumluca

Kumluca; çevresindeki diğer yöreler gibi, turizmden gerekli desteği alamamış bir yer. Sanırım bunun en büyük nedeni: deniz kıyısında bulunmaması, denizden birkaç km. daha içeride bulunması. Ama; yine de, burada bulunan Olympos; gerek tarih, gerek deniz ve gerekse doğa olarak; buraya apayrı bir hava katmaya yeter.

ULAŞIM:

Kumluca-Antalya arasındaki uzaklık: 96 km.dir. Ulaşım D-400 kara yolundan sağlanmaktadır. Beldibi-Göynük-Kemer-Çamyuva-Tekirova güzergahı izlenmektedir.

Kumluca-Finike arası uzaklık: 18 km. dir. Antalya-Kumluca arasındaki karayolu rahat ve konforlu bir yolculuk sunuyor.

Kumluca

GENEL:

Kumluca: çevresindeki diğer yerleşim yerlerinin aksine; deniz kıyısında değil, denizden içeride kurulmuş bir yerleşim yeri. Bu nedenle: Kumluca içinde büyük ve devasa turistik tesis bulmak mümkün değil.

Yalnız: Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkının burada bulunması ve elbette Olympos; buraya turistik açıdan ayrı bir değer katıyor.

Çünkü: Olympos: gerek tarih ve gerekse deniz olarak muhteşem bir yer. Kumluca’ya gidenler: Olympos’u mutlaka görmeli ve yaşamalı.

Evet: Kumluca’nın diğer belli başlı özelliklerini şöyle sıralamak mümkün.

NE YENİR:

Kış günlerinde: buğday, mısır, nohut ve fasulyeden yapılan köle ile yine mısır unundan yapılan “arabaşı” yenilir. Bunların dışında: keşkek ve yayla kesimlerinde yapılan höşmerim yemekleri meşhurdur.

Kumluca

SAHİL ŞERİDİ:

İlçe, 30 km. uzunluğunda sahil şeridine sahiptir. Mavikent Beldesi ile, Finike İlçesi arasındaki sahil şeridi, şu anda, yalnızca yöre halkı tarafından inşa edilmiş, ahşap evler (obalar) ile iskan edilmiştir.

EKONOMİ:

İlçede, büyük sanayi tesisi bulunmamaktadır. Ekonomi, büyük ölçüde seracılığa dayanmaktadır. Halk; turizmden gerekli geliri sağlayamayınca, seracılık ve turfandacılık ön plana çıkmıştır.

Kumluca Deve Güreşleri

DEVE GÜREŞLERİ:

Halk deve güreşlerini çok sever. Her yıl, kış aylarında birkaç kez deve güreşleri tertiplenir. Bu güreşlerde: halk eğlenir. Güreşlere: Kumluca’nın dışından: Demre ve Aydın, Denizli yörelerinden develer getirilir.

TARİHİ:

13’ncü yüzyılın başlarında, Selçuklu Sultanı I’nci Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, Antalya’nın fethinden sonra, bölgenin ilk mülki amir ve komutanı olan: Bübarizeddin Ertokuş tarafından, Likya’nın doğu kısmına Oğuzların üç-ok koluna mensup, Iğdır boyu yerleştirilmiştir.

Bundan sonra: Antalya’nın batı bölgesine, Iğdır denmeye başlanmıştır.

Bu bölge: Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Devleti döneminde, kaynaklarda: Iğdır, Iğdır eli, Iğdır nahiyesi adı ile de anılır.

19’ncu yüzyılın başlarından itibaren, Osmanlı kaynaklarında, bölgenin adı: “Iğdır maa Kardıç” olarak geçmeye başlar.

Finike kazasına bağlı olan Kumluca nahiyesinin merkezini oluşturan Sarıkavak köyü, 19’ncu yüzyılın başlarında kurulmuştur. Kumluca ve Sarıkavak adları, 15’nci yüzyıldan itibaren: yer, mevki adı olarak Osmanlı belgelerinde kendini gösterir.

Sarıkavak köyü sakinlerinin değirmencilik ve fırıncılık alanlarında mahir oldukları bilinir. Kumluca nahiyesinde genel olarak kereste ticareti, arıcılık, meyvecilik, demircilik, ağaç işleri ve hayvancılık, yaygın olarak yapılmaktadır.

Ayrıca: 20’nci yüzyılın ortalarına doğru Kumluca’da Finike Limanının etkisiyle olsa gerek, her türlü mal bulunmakla beraber, yaygın meslek olarak mefruşat ve terzilik görülür.

1 Nisan 1958 tarihi itibarı ile, Finike kazasından ayrılan Kumluca nahiyesi, Kumluca kazası olmuştur.

GEZİLECEK YERLER:

Kumluca 50.Yıl Karatepe Kültür Merkezi

50.YIL KARATEPE KÜLTÜR MERKEZİ-KALE KULE:

Kumluca merkezdedir. 50’nci yıl kültür merkezi kompleksi içinde bulunan kule, 5 katlıdır. Giriş katında Belediye tarafından işletilen bir çay bahçesi vardır.

Kumluca 50.Yıl Karatepe Kültür Merkezi

3’ncü katta bir restoran ve en üst katta seyir terası vardır. Burada yeşillikleri içinde harika bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.

Kumluca Sarnıç Tepesi

SARNIÇ TEPESİ:

Beykonak, Sarnıç Yolu Sokaktadır. Kumluca merkeze 4 km uzaklıktadır.

Sarnıç tepesi 285 metre yüksekliktedir. Yolu asfalttır. Kumluca Belediyesi tarafından 2006 yılında kurulmuştur. Burada: piknik alanı, çocuk oyun gurubu kompleksi, kır kahvesi ve hayvanat bahçesi bulunmaktadır.

Hayvanat bahçesinde, ruminant yani ot yiyen hayvanlar barınmaktadır. Bunların sayısı 50’yi aşkın türden 600 civarındadır.

Hayvanat bahçesinin bulunduğu yer, aynı zamanda huzurlu ve sessiz bir mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Kumluca Aktaş Sahili

AKTAŞLAR KOYU-AKTAŞ SAHİLİ:

Sahili çakıl taşlıdır. Denizi hemen derinleşmez, sığdır. Sahilde hiçbir tesis yoktur.

GAGAE-GAGAİ:

Mavikent beldesi Aktaş-Yeniceköy Mevkiindedir. Yeniceköy’e yaklaşık 1.5 km uzaklıkta, bir tepenin üzerindedir.

Kent: Akropolis kayalığı ve deniz arasında kalan bölgede kurulmuştur. Gagae şehri: Aşağı ve Yukarı olarak değerlendirilen bir Aprepolis yapısındadır. 

Bu yüzden şehre “Paleopolis” ismi de verilmiştir. Günümüze ulaşan yapılar, Roma ve Bizans dönemine aittir. Bunlar: şehrin duvarları ve bazı Hıristiyanlık kiliselerinden kalanlardır.

CORYDELLA-KORYDALLA:

Kumluca merkeze 1 km uzaklıkta, merkezin batısındadır.

İki tepe arasında kuruludur. Antik kentin ismi, Likya dilinde “Korydalla” olarak geçer ve isminin kelime anlamı Doruk Hisarcığı’dır.

Kentin, Likya dilinde bir kitabesi vardır. Buna istinaden şehrin tarihini büyük ölçüde Rhodiaapolis ile birlikte incelemek gerekir. Çünkü kent Likya birliğinden atılmıştır ve Rhodiapolis kenti ile birlikte temsil edilmiştir.

MÖ 5’nci yüzyılda, Pers ordularına bölgede casus Korydallas yol göstermiştir. Kendisi: Corydella şehrinin bir ferdiydi.

Kent, Roma döneminde de varlığını sürdürmüş, ancak özellikle Bizans döneminde gelişmiştir. Zamanla şehirden, kıyı şehirlerine doğru bir göç olmuş ve giderek önemini yitirmiştir.

11’nci yüzyılda Tekeoğulları isimli Türk boyu bölgeye gelmiş, kalıntıların yakınındaki verimli ve kumlu, alüvyonlu ovada “Kumluca” yerleşimini kurmuşlardır.

Günümüzde, zeminde sadece şehre su getiren “Aguaduktur” kalıntıları görülebilmektedir. Başkaca kalıntı yoktur. Çünkü Kumluca evleri yapılırken, kent talan edilmiştir. Antik kentin üzerine Hacıveliler köyü yapılmışıtır.

Günümüzde ve yakın geçmişti, Korydella denildiğinde ilk akla gelen Korydella definesi veya Kumluca definesidir.

Kumluca Definesi
Corydella-Kumluca Definesi:

Sion Hazinesi 1963 yazının sonlarında, Hacıveliler mezrasının (Kumluca’nın 2 km batısında, Likya’da modern bir kasaba olan Büyük Asar (Büyük Harabe-antik kentin bulunduğu yer) denen alanda bulunmuştur.

Kumluca Definesinin bulunduğu yer

Hazinenin erken bir Bizans kilisesinin kalıntılarından yaklaşık 30 metre uzaklıkta bulunduğu bilinmektedir.

Hazinenin: MS 7’nci yüzyılda işgalci Araplardan saklanmak için gömülmüş olabileceğine inanılmaktadır.

Definenin bulunması hakkında çeşitli söylentiler bulunmaktadır.

1’nci Söylenti:

1963 yılında Hörü isimli bir çoban köylü kadın bölgede keçilerini otlatırken keçilerinden birinin ayağına bir zincir takılır. Akabinde burada “Corydella” ve “Kumluca definesi” olarak isimlendirilen define bulunur.

2’nci Söylenti:

1961 yılında Kumluca yöresinde yaşayan, yaşlı bir kadın, rüyasında bir define görür. Bu rüyasını çocuklarına anlatır ve ovadaki büyük ağacın altını kazmalarını söyler. Bunun üzerine çocuklar annelerinin söylediği yeri kazarlar ve defineyi bulurlar.

Kumluca Definesi
Define:

Definede bulunan objelerin kesin sayısı bugün bile bilinmemektedir. Muhtemelen 50’den fazla parçadan oluştuğu düşünülüyor.

Hazinenin, gömülme tarihi ve gömülme nedeni bilinmemektedir.

Definede: Likya birliği ve Roma dönemlerine ait birçok sikke bulunmaktadır. Ayrıca: gümüş kilise eşyaları vardır ancak bu kilise eşyalarının işçilikleri muhteşem güzeldir.

Kilise eşyalarının üstünde: Myra kuzeyinde “Sion kilisesi” ne ait oldukları belirtilmektedir. Objeler: MS 6’ncı yüzyılda, tek bir atölyede, ancak farklı teknikler kullanılarak yapılmıştır.

Parçaların üstünde: Bizans’ın en görkemli olduğu İmparator I Justinianus döneminde, Konstantinopolis yani İstanbul şehrinde yapıldıklarını gösteren damgalar vardır.

Bir kısım obje üzerinde ise, monogramlar görülür. Bunların: hayırsever Piskopos Eutykhianos tarafından Sion Manastırına hediye edildiği belirtilmektedir.

Güney Likya dağlarındaki bir manastır için, bunlar olağanüstü hediyelerdir.

Hediyeler arasında: büyük bölümü altın ve bir kısmı gümüşten: altın kaplamalı tepsiler ve haçlar, kandiller vardır. Özellikle: İmparator I Justinianus döneminden (MS 527-565) kalma buhurdan büyük ilgi çeker. 

Buluntular: Bizans dönemini yansıtması, maddi yönü ve bilimsel değerinin çok yüksek olması nedeniyle bütün dünyanın ilgisini çeker.

Kumluca Definesi
Definenin Talan Edilmesi:

Define haberinin alınmasının ardından: eski eser kaçakçıları, derhal İstanbul’dan Kumluca’ya gelirler. Antalya Müze Müdürü ise, Antalya’dan Kumluca’ya gidecek bir araç bulamadığından geç kalır ve Kumluca’ya ulaştığında, definenin büyük bölümünün yöreden kaçırıldığını görür, definenin sadece küçük bir bölümünü (20 parça kadar) ele geçirir.

Definenin yöreden kaçırılan büyük bölümü ise, uluslararası kaçakçı Yorgo Zakos tarafından, Amerika’da yaşayan emekli büyükelçi Robert Bliss ve eşi Mildret Bernes Bliss’e, 1 milyon dolara satar. Onlarda defineyi müzeye bağışlamışlardır.

Yorgo Zakos, define parçalarını 1962 yılında Kumluca’dan satın almış ve resmi soruşturmadan kaçmak için 1963 yılında Türkiye’den kaçmıştı.

Define, 1963-1965 yılları arasında, İstanbul üzerinden önce İsviçre ve oradan da Amerika’ya kaçırılır. Küçük bir kısmı ise, Avrupa’daki bazı koleksiyoncular tarafından satın alınır.

Günümüzde: İngiltere-Londra Hewit Koleksiyonunda 4 parça ve Digby koleksiyonunda ise 1 parça vardır.  Ancak Hewit koleksiyonunda bulunan parça başkalarına satıldığı için günümüzde akıbeti meçhuldür. İsviçre’de bazı koleksiyoncularda da definenin bazı parçalarının bulunduğu tahmin edilmektedir.

Antalya Arkeoloji Müzesinde ise, sadece 14 parça Sion eseri olarak definenin parçaları sergilenmektedir.

Definenin 18 parçalık bölümünün yani kayıt bölümünün, 1964 yılında Atina’da yapılan bir toplantıda İstanbul Arkeoloji Müzesinden Nezih Fıratlı tarafından fark edilir. Kısa bir süre sonra hazinenin ülkemize iade edilmesi istenir. Ancak iade edilmez.

Halen Amerika’da Dumbarton Oaks Koleksiyonunda bulunmakta ve Washington şehrinde Dumbarton Oaks Müzesinde sergilenmektedir. Müze envanterinde günümüzde Kumluca definesine ait 18 parça eser bulunmaktadır.

Kumluca Definesi
Sonuç:

Define parçalarının ülkemize iade edilmesiyle ilgili olarak yıllardır Amerika’da bulunan Dumbarton Oaks Müzesi yetkilileriyle görüşülmektedir, ancak herhangi bir olumlu gelişme olmamıştır.

Kumluca Rhodipolis

RHODİAPOLİS:

Kumluca merkeze 5 km uzaklıktadır.

Rhodiapolis, Sarıcasu’nun arka bölümünde, deniz seviyesinden 300 metre yükseklikteki bir tepe üzerinde bulunur.

Tepenin güneyinde Kumluca düzlüğüne ve Akdeniz’e bakan yamaç: yapılarla doludur. Çünkü Rhodiapolis’in en önemli özelliği şehirciliktir. Dar ve zor arazide oldukça başarılı planlanmış kompakt bir kent yaratılmıştır.

Yapılar arasında sadece cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk yoktur. Eğimli arazide, kentsel yapılaşmaya imkan tanıyan, çok sayıda teras çoğunlukla sarnıçlar ile oluşturulmuştur.

Böylece hem su ihtiyacı karşılanmış, hem de yapılara uygun düzlükler sağlanmıştır.

İsmi nedeniyle şehrin Rodoslular tarafından kurulduğuna inanılmaktadır.

Theopompos’un yazdıklarına göre: Rhoriapolis şehri ismini Mopsos’un kızı Rhodos’tan alır.

Bir başka yazara göre ise, şehir Troya savaşından sonra Akhaların önderi Amaphilokhos tarafından kurulmuştur ve şehre aynı zamanda bir kahin olan kızı “Rhodia” nın ismini vermiştir.

Bölgedeki şehirlerin merkezi konumundaki Rhodiapolis şehri Likya birliğinde 1 oy kullanma hakkına sahipti. Ancak çevresindeki küçük kentlerin ise, üçü bir arada sadece 1 oy kullanabiliyordu.

Rhodiapolis, Doğu Likya’nın sınır kentidir. Likya bölgesi bundan sonra bitiyor. Şehir, zengin ve verimli arazilere sahipti.

Ören yerinde: Akropoldeki kalıntılar dışında, kuzey ve doğu Kumluca ovaları ve Akdeniz’i çevreleyen yamaçlarda da bina kalıntıları vardır.

Rhodiapolis: başarıyla planlanmış çok kompakt bir şehircilikle öne çıkmaktadır.

Binalar, birbirine yakın konumlandırılmıştır.

Eğimli arazide, teraslar oluşturulmuştur. Çünkü Rhodiapolis şehrinde yeterince  düz arazi yoktur.

Klasik dönem Rhodiapolis sakinleri, tepenin üzerinde yaşıyordu.

Kaya mezarları ile kuzey vadisindeki ev kalıntıları, orada daha küçük bir yerleşim kurulduğunu gösterir.

 

KENTTE YAŞAMIŞ ÖNEMLİ KİŞİLER:

OPRAMOAS:

Kentin en ünlü simasıdır.

Antonius Pius (MS 138-161) döneminde yaşamış ve Likya’nın en zengin ve en ünlü hayırsever adamı olmuştur. Kendisi, yaptığı tarımsal ürünler ve deniz ticareti sayesinde büyük bir servet edinmişti.

Opramoas’ın Likya birliğinde üstlendiği ilk görevi: arkhiphylakia olur. Erken dönemdeki hizmetleri nedeniyle, 4 kez onurlandırılır. Bu onurlandırmalarda: bronz heykel, altın kaplama ikon ve altın çelenk almıştır.

MS 131-132 yıllarında cömertliğini kanıtlayan Opramoas, Likya birliği tarafından yıllık onurla onurlandırılmıştır.

MS 136 yılında, İmparator kültü başrahipliği ve Likya birliği yazmanlığı görevini alır.

Opramoas’ın tüm Likya’da yardım etmediği şehir yoktur.

Özellikle, MS 141 yılında, depremde yıkılan pek çok yapı, Opramoas tarafından onarılmıştır.

Kentlere yapılan yardımlar dışında: kurduğu vakıf sayesinde: Likya’da 16 yaşına gelmiş bütün çocukların eğitim ve beslenmeleri, yaşlılar için kefen parası, genç kızlar için çeyizlik ve yoksullara yiyecek yardımları da yapmıştır.

İmparator Hadrianus: Asya olaylarını detaylıca bilen Likyalı tüccar Opramoas’ın gizli raporlarının, Palma tarafından alaya alındığını” anlatır.

Yöredeki birçok antik şehrin günümüze ulaşmasında Opramoas tarafından şehirlerin deprem sonrasında yeniden imarında yapılan yardımın büyük katkısı olmuştur.

2015 yılında Prof. Dr Nevzat Çelik’in girişimleriyle, Opramoas Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğine onursal üye yapılmıştır.

HERAKLEİTOS;

MS 2’nci yüzyılda yaşamış bir hekim ve din adamıdır.

Atina’da rahiplik yapmış, belli bir yaştan sonra da Rhodiapolis şehrine geri dönüp şehirde Asklepios kültünü kurmuş ve başrahip olmuştur. Ayrıca bir hastane açmıştır.

Böylece, şehir aynı zamanda bir sağlık merkezi olmuştur.

Kazılarda hastane ve tedavi odaları bulunmuştur. Üç girişli bir yapı ve burada su tedavisi ve telkin odaları gün yüzüne çıkarılmıştır. Çünkü hastanede su tedavisi yapılıyor, telkinle hastalar iyileştiriliyordu.

Hastanede masaj odaları, yağlanma odaları ve telkin odaları vardı. Tedavi odalarında küçük krem kaşıkları, iğneler bulunmuştur, ayrıca yatakhaneler de vardır.

Ayrıca kütüphane tespit edilmiştir. Ancak ortaya çıkan yapıların ve yazıtların anlamları tam olarak çözülememiştir.

ARKEOLOJİ KAZI ÇALIŞMALARI:

Şehir, ilk kez, 1842 yılında İngiliz bilim adamları Daniel, Sprat ve Forbes tarafından keşfedilmiştir. 1881-1882 yıllarında da çalışmalar devam etmiştir.

KALINTILAR:

Rhodiapolis şehri, Likya dilinde yazıta sahip kaya mezar dışında, MÖ 7’nci yüzyıl öncesini yansıtacak kalıntılara sahip değildir. Bizans çağı yapılarının büyük kısmı da tahrip olmuş, günümüze ulaşmamıştır.

Kumluca Rhodipolis Tiyatro
TİYATRO:

Tiyatro, kentin kuzeyinde, bugün görülebilen Bizans yerleşiminin bulunduğu Akropol tepesinin güney doğusundadır. Kamu yapılarının merkezindedir.

Tiyatro, güneye bakar. Yöneliminden dolayı, gün boyu güneş alır. Helenistik dönemde en erken inşa edilen yapıdır. Yerli kireçtaşından yapılmıştır.

Roma döneminde, kent merkezinde yer bulma sıkıntısı yaşandığından, kamu yapıları, kentin en önemli yapısı konumundaki tiyatro çevresinde konumlanmıştır.

Tiyatronun Cavea  bölümü oldukça iyi korunmuştur. Sahne binasının, hyposkene ve postskene bölümleri de iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Oturma sıralarının uçlarında bulunan aslan ayağı kabartmalarıyla Cavea, ince bir işçiliği sahiptir. Cavea’nın sekizde dörtlük bölümü, yamaca yaslanmıştır. Kuzey batı analemma duvarı, palygonal duvar örgüsü ile yükseltilmiştir.

Caea: 7 klimakes ve 6 kerkides’e bölünmüştür. Cavea’da 18 oturma sırası vardır. Cavea önünde: cella curilis denen iki koltuk, en arka sırasında ise bisellum olarak taht-bank şeklinde koltuk sırası bulunmaktadır.

Seyirci kapasitesi 1500 kişi civarındadır. Cavea’da taşçı işaretleri bulunmaktadır.

Tiyatro, Helenistik dönemde baldachin, Roma döneminde ise, velarium denen farklı gölgelik sistemlerine sahiptir. Tiyatroya giriş-çıkışlar, doğu ve batı parodoslardan sağlanmaktadır. 

Orkestra formu daireseldir ve çapı 10.50 metredir. Zemin ise sıkıştırılmış topraktır.

Sahne binası, zeminle birlikte 2 katlıdır ve mimari stili Dor düzenindedir. Doğu-batı aksında uzanır. Sahne binasının üst kesimi tamamen yıkılmıştır. Sadece zemin katı görülmektedir.

Tiyatroda önemli yazıtlar bulunmuştur.

Tiyatronun üst kısmında: batıya doğru sadece apsisi korunarak günümüze ulaşmış bir kilise bulunmaktadır. Amfi tiyatro, Geç Roma dönemine kadar kullanılmıştır. Bu dönemde tek tanrılı dinle birlikte tiyatro faaliyetleri sona ermiş ve yasaklanmıştır.

 Tiyatroda, 22 Haziran 2011 tarihinde yapılan bir organizasyon ile konser düzenlenmiş ve bin yılı aşkın bir zaman diliminden sonra tiyatro, tekrar müzikle buluşmuştur.

Tiyatro Yanındaki Toplantı Salonu:

Geç Roma döneminde, tiyatronun var olan duvarı kullanılarak ek mekanlar yapılmıştır. Bu yapı, kare formludur. MS 3 ile 5’nci yüzyıl arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. 

Stoa teras duvarına kadar uzanır. Cephe yapısallığı belirsizdir.

Görünüşe göre, iki katlı stoanın üst katı bu yapıya 9 metrelik bir ön alanı oluşturmaktadır. Stoa sonu ile yapı arasında, dar bir geçiş koridoru bırakılmıştır.

Burası: Rhodiapolis şehrinin, dar alanda şehircilik karakterinin en sıkışık ve aynı zamanda en başarılı uygulamasıdır. 

Sahne binasından sonra yapılan toplantı salonunun, batı arka duvarı, sahne binasını kısmen keserek oturtulmuştur. 

Dış duvarları çoğunlukla blok taşlardan örülüdür. Sadece arka duvarında, ana bölümler moloz taşla kapatılmıştır. İçinde 4 sıra oturma basamakları vardır.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı

OPRAMOAS ANIT MEZARI:

Mezarın sahibi Opramoas Likya bölgesinin ünlü hayırseveridir. Kendisi hakkındaki ayrıntılı bilgiyi yukarıda vermiştim.

Anıtın cephesi ve iki yan yüzündeki yazıtlar, antik dünyanın ikinci en uzun Eski Yunanca yazıtı olma özelliğini taşımaktadır. Uzunluktan öte asıl içerikte benzersizdir. Opramoas’a euergetizme, Lykia’ya, Roma Dönemi Lykiasındaki sosyal, politik ve ekonomik yaşama, dönemin elitlerine, kurumların ne tür destekler alarak çalışmalarını sürdürdüklerine ve Lykia kentlerindeki birçok binanın yapım ve finans temin süreçleri gibi pek çok konuda önemli bilgiler içermektedir. 

İlk kez 1842 yılında keşfedilen anıtın yazıtları, 2006 yılındaki kazılarda tamamen ortaya çıkarılmıştır. 

Mezarın ön ve yan duvarlarına kazınmış olan yazıtın uzunluğuna karşın, taş yazım ustası/ustaları tarafından sadece 13 hata yapılmış olması da dikkate değerdir. Yaklaşık her biri 100 satından oluşan 20 sütunda, 36.000 harften oluşan 7260 kelime bulunmaktadır. Toplam 70 döküman vardır. 

Bunlar: tüm yardımların listesi onurlandırmalar yanında biri Roma İmparatoru Antoninus Pius’tan ve biri de bir prokuratordan ve kalanı da değişik kentlerden gelen toplam 38 mektup, Lykia birliğine ait 32 karar dökümanı, Opramoas’ın anıt mezarının duvarlarını doldurmaktadır. 

Bu mektuplar özellikle Antoninus Pius ile olan yazışmalardır. İmparator Hadrianus’un anılarında “Asya olaylarını iyi bilen Lykialı tüccar Opramoas’ın gizli raporlarının Palma tarafından alaya alındığını” anlatır. Bu durum, dönemin yerli iktidar sahipleri ve zenginlerinin Roma yönetiminde senatörlük ve diğer görevleri alabilmek için kamu yararına ve Roma istekleri ve beklentileri doğrultusunda işler de yaptıkları açıklar. Bunun iyi yanı, kendi bölgesini Roma gücünden daha çok yararlandırmak ve kendi hanedanının ekonomik ve siyasal gücüne güç katmaktır.

Evet, anıt mezarı anlatmaya devam edelim:

Anıt mezar sahibinin, yerleşimdeki en ayrıcalıklı kişi olduğunu gösterircesine, kentin en odak merkezinde, tiyatronun önündeki terasın ortasına konumlandırılmıştır.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı

Mezarın kuzey köşesi, tiyatro sahne binasına değecek şekilde yerleştirilmiştir.

Amaç sahne binası ile Agora teras duvarı arasında kalan, 19 metre genişlikteki alana yapıyı sığdırmaktır. Anıtın boyutları: 7.6 x 6.7 metredir. Tüm yapıda kesme taş bloklar kullanılmıştır.

Güneybatı yan duvarın tamamı, cephenin tamamı ve kuzeydoğu yan duvarın ön yarısı, yukarıda anılan ünlü Opramaos yazıtlarıyla doldurulmuştur. 

Yapıda ele geçen tek kabartma; çatı alınlığındaki Medusa başıdır. Yuvarlandığı Stoa alanında bulunan Medusa bloğunun ele geçen parçaları onarılarak birleştirilmiştir.

Kumluca Rhodipolis Opramoas anıt mezarı
Evet, mezar, karakteristik prostylos tapınak düzenindedir.

Yani, bölgede birçok benzeri bulunan, 2’nci yüzyıl Roma dönemi moda tapınak planındadır. Sadece cepheden basamaklarla çıkılan bir merdiven vardır. Bu podyuma çıkan merdiven ölçüleri: 2.34 x 3.07 metredir.

Podyum ucunda: 4 sütunlu bir cephe düzenlemesi görülür. Sonraki dönemde, yapının özellikle cephesi tahrip edilmiştir. Bu kesimdeki mermer malzeme: alt terastaki Bizans kireç kuyusunda yakılmıştır. 

Batı yan ve cephe duvarının tamamı ve doğu yan duvarının ilk yarısı, yazılı bloklarla örtülüdür. Arka duvar ise boştur.

Bu kitabeler 64 belgeden oluşmakta olup, Opramoas’ın bütün resmi ilişkileri sıralanmaktadır. Bu belgeler arasında: 12 İmparator mektubu, 19 Procurator mektubu ve 33’ü birlik toplantısına ait belgedir.

Bu yazıtlı anıta ait bloklar, çevreye dağılmıştır. Bu kayıtlarda: Opramoas’a sunulan onurlandırmalar ile kendi şehrine ve diğer şehirlere yaptığı hayır işleri anlatılmaktadır. Mektuplar, özellikle Antonius Pius ile olan yazışmalardır.

Yazışmalar içerisinde bu kişinin Lkkiarkh (Likya birliği yöneticisi) olduğu da anlaşılmaktadır. Anıtın üstünde kırma çatı bulunur.

Çatı kiremit kaplıdır. Tüm yapı: kesme taş bloklarla örülüdür.

Kumluca Rhodipolis Agora/Stona

AGORA/STOA:

Kuzeydoğu-güneydoğu doğrultusunda uzanır.

Agora ve Stao birlikte tasarlanmıştır. Yapılış tarihi olarak muhtemelen MS 1’nci yüzyılın ilk yarısı düşünülmektedir.

Stoa, Agoranın batısı boyunca uzanan, yarı kapalı bölümdür. Stoanın doğusunda, paralel uzayan Agora düzlüğü vardır. Bu düzlük, kuzeyden başlayıp güneye doğru genişler. 

Agoranın güney tarafında 4 büyük sarnıç bulunur ve bu sarnıç, geniş terasın alt yapısını oluşturur. Agoranın iki taraftan girişi bulunur.

Stoa’nın ele geçen parçalardan 2 katlı olduğu anlaşılmıştır. Stoanın zemininde mozaikler bulunmuştur.

Bunlar geometrik desenlidir. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, heykel kaideleri bulunmuştur. Ancak heykeller yoktur.

Kumluca Rhodipolis Hadrian Sebasteion

HADRİAN SEBASTEİON:

Şehir merkezinde, Agora ve Stoanın güneyindedir.

Asimetrik dikdörtgen yapıdadır. Doğu cephesi blok taşlarla örülüdür ve zemin kattan giriş vardır.

Kumluca Rhodipolis Hadrian Sebasteion

Doğu-batı yönde uzayan, anıtsal nişli cephe şehir merkezine hakimdir. Zemin kat, son blok sırasına kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.

FORTUNA TAPINAĞI:

Tapınağın ön alanını oluşturan, tonozları çökmüş olan sarnıçlara düştüğü tespit edilen podyum blokları kaldırılarak orijinal yerlerine konulmuştur. Tapınağın giriş yüzü: kuzeye ana alan girişine bakar. 

Bu yüzün iki yanında, tapınağa bitişik birer heykel kaidesi bulunmaktadır. Kaidelerden biri kütüphaneye, diğeri ise doğuya nişe bakmaktadır.

Kumluca Rhodipolis Asklepion

ASKLEPİON:

Fortuna Tapınağı ve Kütüphanenin bulunduğu, kentin güney batı alanında, Sebasteiona bitişiktir. Yapı MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.

Asklepeion ve Asklepeios ile ilgili yazıtlar, bu yapının çevresinde bulunmuştur.

Kompleks içindeki kütüphane ve avlu çevresindeki odalar, bu fonksiyonu güçlendirir. Asklepeios ve kızı Hygeia’ya heykeller adayan ve ilk kez bölgede Asklepeios kültünü kuran Herakleitos yazıtı, bu yapının hemen arkasında bulunmuştur.

Yine yapının ana girişi önünde, Asklepeion yazan bir yazıt bulunmuştur.

Asklepeion yapısının alt yapısı, sarnıçlardan oluşmuştur. Bu kısım bir avlu görevindedir. Kuzey yönünde 3 kapılı bir Stoa alanından mekana girilir. Giriş kapısından sonra, geniş bir koridor vardır. 

Doğu ve batıda bulunan odaların girişi, bu alandan sağlanır. Avlunun doğu ve batısında 6 mekan vardır. Bu mekanlar hasta odalarıdır.

Alandaki diğer yapılar gibi, buranın da yapı duvarlarında da: doğal nedenlere bağlı bozulmalar ve yapısal kayıplar olmuştur. Duvar: moloz taş ve kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir.

KÜTÜPHANE:

Fortuna Tapınağının batı bitişiğindedir. Tapınakla aynı ön alana bakmakta ve kapısı da bu yöne açılmaktadır. Hekim Heraikleitos tarafından MS 2’nci yüzyılda yaptırılmıştır. Heraikleitos yazdığı 6 ciltlik eserinin de burada bulunuyordu.

Yapı dikdörtgen planlı ve tek hacimlidir. Kütüphanenin duvarları genellikle moloz taş ve harçla örülmüştür. Sıva üstü mermer kaplamadır. Yapının küçük ölçülerine göre oldukça güçlü görülen duvarları 1.20 metre kalınlıktadır.

Yapının kalın duvarları içinde: 0.50 metre derinlik ve 1.5 metre genişlikte nişler açılmıştır. Kuzey duvarda 3 ve doğu duvarda ise 2 niş vardır. Doğu yüzü ortasında, tapınakla bakışımlı bir giriş vardır. Güney tarafı yamaca bakar.

HAMAM:

Şehrin doğusunda, son kamu binasıdır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Yapının güney yarısında paestra altında sarnıçlar vardır. Kuzey yarısında ise hamam bulunur. Yapı iyi durumda korunarak günümüze ulaşmıştır. Bizans döneminde kullanılmıştır. Tasarımı: Anadolu hamam-gymnasium modelindedir.

Likya bölgesi, sıralı I tipi hamam planındadır. Hamam duvarlarındaki moloz taşlar, harçla örtülmüştür. Hamamın ana mekanı, tonoz örtü ile kapatılmıştır.

Hamamın içinde su basınç odası olarak adlandırılan kastellum vardır. Duvarlar arasında eğimli hava kanalları bulunur. Duvarlar: terrakota çivilerle ısıtılmaktaydı.

KENOTAPH:

MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen bir anı mezardır. Henüz burada kazılara başlanmadığından bilgi yoktur.

Kumluca Rhodipolis Nekropoller

NEKROPOLLER:

Şehrin nekropolleri, şehre gelen ve giden yolların kenarlarında yoğunlaşmıştır.

En erken Nekropol, yerleşimin kuzeyindeki vadi kenarında bulunan kayalıklardaki kaya mezarlığıdır. Kentin çevresindeki Roma dönemi nekropolleri, genellikle çok tonozlu oda mezarla ve lahitlerden oluşmaktadır.

Lahitler, kentin güneyinden çıkan yol boyunca yoğundur. Oda mezarlar ise, kentin kuzey ve kuzeybatısında çoktur.

Kent merkezindeki cadde kenarlarında da anıt mezarlar görülür. Roma dönemi anıt mezarları, kentin merkezinde yol boylarında dizilmiştir.

Ancak, Rhodiapolis kentindeki en önemli mezar, Tiyatronun sahne binasının arkasında bulunan Opramoas anıt mezarıdır.

KAYA MEZARLAR:

Şehirde 26 tane kaya mezar varlığı tespit edilmiştir. Ancak bu mezarların sahiplerinin yaşamlarına ait bir mimari kalıntıya henüz rastlanmamıştır.

KONUTLAR:

Kentin en çok dikkat çeken özelliği, küçük taşlardan harçlı ve harçsız olarak yapılmış ve günümüze kadar ulaşan çok sayıdaki yapıdır. Değişik ölçülerdeki bu yapıların birçoğu özel kişilere ait evlerdir.

AKROPOLİS:

Kumluca Rhodipolis Akropolis Bizans Kilisesi

Bizans Kilisesi:

2009 yılında yapılan kazı çalışmalarında, kilisenin apsis ve hema kısmı, pastaphorium odaları, kuzey nefin tamamı ve kilisenin kuzey doğu köşesine bitişik şapelde kazı çalışmaları tamamlanmıştır.

Yapılan çalışmalara göre, kilisenin Akdeniz Bölgesi, erken Bizans dönemi bazilikal planlı kiliselerinin tipik örneklerinden birisi olduğu anlaşılmıştır.

Kilisenin MS 5’nci yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir. Erken Bizans dönemine yani MS 11-12’nci yüzyıllara kadar kullanılmıştır.

Kilise, Akropol düzlüğünün merkezinde konumlanmıştır. Doğu-batı uzanımlıdır. Narteksi yoktur. Batı girişli ve üç neflidir. Apsisin içinde 6 basamaklı syntronom vardır.

Yapının uzunluğu yaklaşık 25 metredir. Naos, iki sütun ile üç nefe ayrılmıştır. Yapının orijinal üst örtüsü ahşaptır. Kilisenin cephesinde üç giriş vardır. Bunlar Roma dönemi yapılarında devşirme bloklarla örülmüştür.

Kilise bölümlerinden bazılarının zeminleri mozaik, bazıları ise taş kaplıdır. Mozaik döşemede: beyaz, kırmızı, mavi, sarı renklerde tessera kullanılmıştır.

Bu bölümde, günlük kullanım amaçlı seramikler de bulunmuştur. Az sayıda fresko parçalarına rastlanmıştır. 

Bir piskoposluk merkezi olan Rhodiapolis şehrindeki bu büyük kilise, muhtemelen şehrin katedrali yani piskoposluk kilisesiydi.

Şapel:

Yapının kuzeydoğu köşesinde 5.80 x 4 metre ölçülerinde bir şapel vardır. Şapelde: dolgudan mavi, beyaz ve kırmızı renklerle boyalı fresko parçaları ve iki kırık sütun gövdesi bulunmuştur.

Konutlar:

Kilisenin kuzeyine bitişik olan ve doğrudan kuzey nefin doğru kısmına, bir kapı ile açılan yapının da, muhtemelen piskopos konutu olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak: kilise, piskoposluk konutu ve şapel, birbirine bağlıdır.

KARACAÖREN:

Karacaören beldesi, Kumluca merkeze 30 km uzaklıktadır.

KORMOS:

Karabük Mahallesindedir. Kumluca merkezin 20 km kuzeyindedir ve bu bölgede bulunan 3 kent arasında, ilk varılan kenttir.

Kent: Alakır nehri ve vadisinin doğusundadır. Günümüzdeki Karabük yerleşiminin eteklerine kadar uzanmaktadır. Sarp bir tepenin sırt kısmında kuruludur. Bu sırt, güneye doğru 2 km devam eder.

Tepedeki yerleşim, yaklaşık 450 metre uzunlukta ve 30 metre genişliktedir. Binaların çoğunluğu bitişik nizamda yapılmıştır.

Yol olarak kullanılan alan, yok denecek kadar azdır. Ancak tepeye çıkarken rastlanılan kalıntılar, aslında yerleşimin daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir ve hatta Alakır nehrinin kıyısına kadar uzandığı tahmin edilmektedir.

Sırt üzerinde bulunan kalıntıların hepsi, tahrip edilmiş ve yağmalanmıştır.

Yerleşim yerinde, buranın kent olarak düzenlendiğini gösterir kamu binaları kalıntıları görülmemiştir.

Bu yüzden, burası muhtemelen Bizans döneminde bir köy kent veya kuleye sahip çiftlik yerleşimidir.

Belki de kıyıdan iç kesimlere giden ticaret kervanlarının uğradığı veya sığındıkları tahkimli bir yer olmalıdır.

Bölgede mezar yapısına rastlanmamıştır.

Evet, sonuç olarak, burada Bizans dönemi sonrasına ait herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bölgenin, MS 7’nci yüzyıl civarında Arap akınları nedeniyle boşaltıldığı düşünülmektedir.

Kentin günümüze ulaşan en önemli yapı kalıntısı: batı sırtta kule olması muhtemel yapı mimari parçalarıdır. Dağlık Likya ve Kilikia bölgelerinde, kuleler: gözetleme, savunma, saklanma, barınma ve depo görevi görmek üzere inşa edilmiştir.

Bu kuleler, yerel halkın ve malları için korunaklı mekanlar olarak kullanılmıştır.

Kormos kentindeki kule de, kayalık bir tepenin zirvesinde yani savunmaya elverişli bir yerde yapılmıştır. Kule, günümüzde de, ovayı gözetleme açısından ve saldırıya karşı savunma özelliği bakımından değerlendirilmektedir.

Kumluca Akalissos

AKALİSSOS:

Ören yeri, Kumluca merkezinin yaklaşık 25 km kuzeyindedir.

Karacaören köyünün Asarderesi ile Gavuristanlık Mahallesindedir. Kumluca’dan kuzeye, Alakıra giden yolda, iki kent arasında kalmaktadır. Alakır vadisinde, Asar deresi denen derenin ayırdığı vadinin iki tarafında yerleşiktir.

Günümüzde, şahıslara ait bağ ve bahçe olarak kullanılan araziler içinde kalan antik kentte, tahribat ve yağma oldukça fazladır.

Ana yolun diğer tarafı yani dere yatağının kuzeyinde kalan dik kayalık bölünde, şehrin mezarları yani nekropol alanı vardır. Akalissos antik kenti kalıntıları, İdebessos’a 2 km mesafededir.

Burası bir Likya kentidir ve Likya birliğine üyedir.

Patara kentinde bulunan ve aslen askeri amaçla yapılan yolların güzergah bilgilerinin işlendiği “Stadiasmus Patarensis Anıtı” üzerinde, Akalissos ve Kormos kenti arası uzaklık 24 stadion yani yaklaşık 4.5 km olarak yazılıdır.

Kentte bulunan bir yazıtta: “Akalissos, Arykanda, Kyaneai ve Korydalla Halk Meclisleri tarafından onurlandırılan Oreios, bir heykel diktirmiştir. Oreios grammateusluk, eşi Aridesa ile birlikte İmparator rahipliği ve çeşitli görevler yapmışlardır.

Söz konusu yazıt Roma İmparatorluk dönemine tarihlenmektedir.

Kent: kaya mezarlarının bulunduğu tepenin etrafına açılan yol ile sınırlandırılmıştır.

Güney ve güneydoğu yamacında, alt kodlarda, ana kayanın düzleştirilmesiyle oluşmuş teras duvarları görülür.

Kentin kuzeyi ve güneyi arasında, dere yatağının yanında, bölgeye ulaşımı sağlayan modern yol yapılmıştır ve doğu batı yönünden bölgeden geçer.

Güneydeki tepeye bu yoldan itibaren ulaşım sağlanmış olmalıdır, çünkü izler bulunmaktadır. Ancak kuzeyde kalan kaya mezarlarına ulaşmak mümkün olmaz.

Güneydeki tepe sırtlarında bulunan lahitler, burada ayrı bir nekropol alanı bulunduğunu gösterir. Lahitlerin çevresinde başka yapılar yoktur. Yani, kent ve Nekropol iç içe değildir.

Lahitler, Roma dönemine tarihlenmektedir.

Kuzeydeki tepe yamaçlarında ilginç kaya mezarları bulunur.

Kente ait yapı kalıntıları, çalılık ve ağaçların arasına gizlenmiştir, tepenin güneydoğu yamacında yoğundur. Ancak büyük tahribat nedeniyle, yapıların mahiyeti ve fonksiyonlarını tespit etmek mümkün değildir.

Öte yandan, alanda her yapı parçasının yanında veya civarında kaçak kazılar yapıldığı görülmektedir. Özellikle kentin güney tarafı, tamamen özel şahısların mülkiyetindeki arazilerin içinde kalmaktadır.

Antik kaynaklara göre: Roma döneminde, şehir komşuları olan İdebessos ve Kormos ile siyasi birlik oluştururmuştur.

Çünkü söz sahibi olabilmek ve aynı zamanda kendi aralarında ekonomik geçim ve güvenliği sağlamak istemişlerdir.

MS 141 yılında, tüm bölgeyi etkileyen depremde ağır hasar görür.

Rhodiapolis kentinin vatandaşlarından ve Likya’nın en zengin kişisi Opramos’un maddi katkıları ile yeniden inşa edilir. Bu durum, Rhodiapolis kentinde bulunan ve Opramoas anıtı adıyla bilinen yazıtta yazılıdır.

Akalissos kentine ait en önemli buluntular:  Gardianus zamanında basılan sikkelerdir.

MS 242-244 yılları arasında, III Gordianus ve eşi Tranquillina zamanında kentte sikke basılır ve bu bronz sikkelerin üzerinde, Akalissos kentinin ismi ve Gordianus ile eşinin adı basılmıştır.

Bizans döneminde, Hıristiyanlığı seçen kentte, 2 tane kilise bulunmaktadır ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Kent alanında, yüzeyde ise bol miktarda keramik kalıntısı bulunmaktadır. Bunlar muhtemelen günlük kullanımda kullanılmış, basit ve sade işçilikli ve irili ufaklıdır. Bu kalıntılar Bizans dönemine aittir.

Evet, şehrin tarihi geçmişi incelendiğinde: MS 7 ve 8’nci yüzyıllardan sonra yerleşim olmamıştır.

Günümüze kalan kalıntılar:

Ören yerinde derenin diğer yanında, Akropole bakan tepe üzerinde şehrin en önemli kalıntıları bulunmaktadır.

Burası, doğal özellikleri nedeniyle şehrin nekropol alanı olarak kullanılmıştır. Nekropol alanı, İdebassos şehrindeki gibi ormanlık arazide değildir.

İki tepenin kayalık yapısı nedeniyle, burada kaya mezarları bulunmaktadır. İki ayrı kodda bulunan 8 kaya mezarı görülmektedir. Ancak bu kaya mezarlarının mimari stili, Likya özellikleri taşımaz.

Akropol tepesinin üzerindeki yapılar ise büyük tahribata ve yağmaya uğramıştır.

Nekropol alanındaki lahitler, yerel kireç taşından yapılmıştır. Hepsi Roma dönemine aittir. Lahitlerde, komşu şehir İdebassos’dakilere benzer, kalkan motifleri ve tekne kenarlarında kabartma süslemeler vardır.

Lahitlerin alt kısmında, basamaklı podyumların bulunduğu görülür. Bu lahitler günümüzde şahısların şahsi arazilerinde bulunduğu için, sınır taşı, hayvan besleme ve depo amaçlı olarak kullanılmıştır.

Evet, bu mezarlar dışında, bölgede yapılan araştırmalarda, sağlam kalabilmiş bazı yapı parçalarının, kentte, büyük kamusal yapılar inşa edildiğini göstermesi açısından ilginçtir. Kentin önünden dere geçmesine rağmen, kentte sarnıç kalıntıları bulunmaktadır.

Akropol tepesinin doğu yamaçlarında ise, sur duvarlarına ait izler görülmektedir.

Kumluca İdebassos

İDEBASSOS-KOZAĞACI

Kozağacı köyü yakınlarındadır.

Kumluca merkeze 21 km uzaklıktadır. Ancak ulaşımı zordur, çünkü ören yeri ormanlık bölgededir.

Kentin isminin muhtemelen, arkasındaki en yüksek dağdan kaynaklanmıştır.  Kentin arkasındaki dağlık alanda, bölgenin en yüksek tepesi olan “Kızlarsivrisi” vardır. 

Çevresindeki tarım arazilerinden ve daha çok ormanlardan geçimini sağlayan bir Doğu Likya dağ yerleşimidir.

Kent, Likya Birliğinin bir üyesi olarak bilinir. Doğu Likya bölgesinin kuzeyindeki dağ yerleşimleri ve kıyı kentlerini birbirine bağlayan yol üzerinde olması nedeniyle önem kazanmıştır. 

Roma dönemi sonrasında ise, kentin ismi “Edebessos” olmuştur. Hıristiyanlık döneminde Myra Metropolü içindedir. İsmi ise “Lebissos-Lemissos” olan bir Piskoposluk merkezidir.

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında:

Kentte, klasik dönem ve öncesine ait hiçbir veri yoktur. Sadece bir sikke de kentin ismi geçmektedir. Yine kentteki günümüze ulaşan kalıntılarda: kaya mezar yoktur.

Ayrıntılı arkeolojik araştırma yapılmamıştır, sadece yüzeyde görülen yapılan incelenmiştir. Yüzeyde yoğun olarak görülen Roma ve Bizans dönemi seramikleri yanında, tek ele geçen buluntular bronz heykelciklerdir.

1989 yılında ele geçen ve halen Antalya Arkeoloji Müzesinde bulunan bir define içinde: Likya’nın binicisi Men olan tek atlı heykelcik, Likya’da oldukça popüler olan 3 tane Kakasbos-Herakles heykelciği, 1 atlı heykelcik ve binicileri olmayan 3 at heykelciği bulunmaktadır.

Bu heykelcikler: atlı tanrı figürlerinin yaygınlık kazandığı, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Ancak İdebassos şehrindeki kalıntılardan, tanrılara yani kültlere ait bir kabartma, tapınak veya yazıt bulunamamıştır.

Tiyatro:

Helenistik dönemde var olduğu bilinen tiyatronun, boyutları ve planı bilinmemektedir.

Agora:

Bütün yapılar arasında kalan bölgedir.

Nekropol:

Kendin ana caddesi boyunca uzanır.

Evler:

Kentin yaşam alanı olan evler, harabe halindedir.

 

SARAYCIK

Ören yeri, Söğütcuması köyü ile Gölcük köyü arasındadır. Kumluca merkeze 43 km uzaklıktadır.

Kalıntıların tam ortasından, maalesef asfalt yol geçmektedir.

Pek çok yapı ve kalıntı, gerek doğal şartla ve gerekse kaçak defineci kazıları nedeniyle harap olmuştur.

Kumluca Kitenaura

KİTANAURA-KİTHANAURA:

Saraycık mevkiinin kuzeyindeki tepe ve yamaçlarda kurulmuştur.

Antik çağda yazılan hiçbir eserde, şehirden söz edilmemektedir. Bu yüzden şehrin geçmişi bilinmez.

Şehir ilk olarak 1842 yılında subay olan iki gezgin tarafından keşfedilmiştir.

1898 yılında ise, bölgede bir hazine bulunmuştur. Hazinede, 31 adet Helenistik dönem sikkesi vardır. Bu sikkelerden, 9 tanesi “Kitanaura” sikkesidir. Bu sikkeler, Kitanaura şehrinde; Helenistik dönemde sikke basıldığını göstermektedir.

Bu sikkelerle birlikte, Patara şehri kazılarında ele geçen “Stadiasmus Patarensis” (yol taşı) geçen yol güzergahına göre, günümüzde Saraycık bölgesinde bulunan kalıntıların, Kitanaura şehrine ait oluğu kabul edilmiştir.

Patara şehrinde bulunan Stadiasmus Patarensis’e göre, Kitanaura şehri, İdebessos şehrine 17-18 km uzaklıktadır ve Termessos egemenlik sınırları içindedir.

Evet, yol taşında verilen güzergaha göre, Kitanaura şehri, İdebessos şehrinin 20 km doğusundadır.

Antik şehir kalıntıları: Limyros nehrinin bir kolu olan “Gönen Çayı” nın yukarısında, küçük bir dağ platosunun üzerindedir. Rakımı 1300 metredir.

Kentin tarihi süreçteki konumuna bakıldığında: MS 1’nci yüzyılda, Romalılar ve bölgedeki korsanlar arasında yapılan çatışmalarda korsanların başı Zenikeles’in yanında yer aldığı, korsanların yenilmesinden sonra ise, Roma tarafından cezalandırılan kentin, Termessoslulara verilmiş olduğu tahmin edilmektedir.

Kentin, Roma dönemine ait sürece ait herhangi bir bilgi yoktur. Sadece kentin çevresinin surlarla çevrili olduğu bilinir. Bizans döneminde ise, şehir Perge Metropolitliğine bağlı bir Piskoposluk merkezidir.

Kumluca Kitenaura Günümüzdeki Kalıntılar

GÜNÜMÜZDEKİ KALINTILAR:

Günümüzde şehirdeki kalıntılar: doğu-batı yönünde uzanan Akropol üzerinde ve Akropolün güney ve batı eteklerinde yayılmıştır.

Surlar:

Surların farklı dönemlerde yapıldığı ve en erken evresinin MÖ 1’nci yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. Akropolün güney yönünden başlayan surlar, güney-batı yöndeki ana girişe kadar devam eder.

Mimari stillerine bakılarak Helenistik döneme tarihlenirler.

Güney giriş: bu surlarla benzer nitelikte işçilik gösterir. Bu nedenle güney girişin aynı dönemde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Surların diğer bir bölümü ise, daha uzundur ve çeşitli nedenlerle yıkılan orijinal surların yerine, muhtemelen Roma döneminde yapılmıştır.

Bu döneme ait surlarda kullanılan bloklar, bu kez kaba işçilikle kesilmiş ve aralarında harç kullanılmıştır.

Surlar bazı bölümlerde 3 metreye kadar günümüze ulaşmıştır. Surlarda kuleler kullanılmamıştır.

Günümüzde mevcut surlar 1.30 metre kalınlığındadır. Sur duvarları Akropolü çepeçevre dolanırlar. Ancak zaman içinde yer yer yıkılmıştır.

Kumluca Kitenaura Agora
Agora:

Geç Helenistik dönemin merkezidir ve önemli yapıları barındırmıştır. Burada birbirine bitişik üç yapı, alışveriş ile ilgili mekanlar olarak tanımlanmaktadır. Agora: birbirine bitişik üç mekan ve benzer planlı iki kamu yapısından oluşmaktadır.

Agora alanına daha sonra bazı yapılar eklenmiştir. Batı yönüne oldukça büyük ölçülerde ve üç nefli bir bazilika eklenmiştir.

Akropol:

Akropol, denizden 1300 metre yüksektedir. Çevresi surlarla çevrilidir. Akropol’de 3 kapı vardır. Ancak asıl giriş güney batıdadır. Akropolde: güney kent girişi, resmi yapılar, dükkanlar dışında kalanların hepsi tahrip olmuştur. Bazı yapılarda, çok sayıda devşirme malzeme kullanıldığı görülür.

Güney Girişi:

Helenistik dönem yapısıdır. Basamaklar ve kapı, düzgün ve iri bloklarla oluşturulmuştur. İki yönde, ana kayaya açılmış nişler görülür. Kapıdan içeri girilince, sağ yanda bulunan yapının, girişin savunulmasına yönelik olduğu tahmin edilmektedir. Bu yapının doğu  duvarı, ana giriş kapısının duvarıyla bitişiktir.

Kumluca  Kitenaura Bazilika
Bazilika:

Akropol’ün güney batısında, Bizans dönemi bazilikası kalıntıları görülebilir. Bu bazilikanın üç girişi, narteksi, üç nefi ve apsisi bulunmaktadır.

Bazilikanın kuzey yanında ise, büyük ve dikdörtgen, şehirdeki en büyük sarnıç vardır. Bazilikanın apsis genişliği 5.60 metredir. Ön avlusu ise, 4.85 metredir. Neflere ait sütunların çoğunluğu çevreye yayılmıştır.

Dıştaki duvarların kalınlığı 0.80 metredir. Ancak bu duvarlar temel seviyesine kadar yıkıktır. Sadece kuzeybatı köşede, üç sıra blok durmaktadır. Yan duvarlar, düzgün kesilmiş iri bloklarla örülmüştür.

Merkez Bazilika:

Diğer bazilikadan ayrı olarak Akropolün kuzey doğu ortalarında ikinci bir bazilika vardır. Bu bazilika üç neflidir ve oldukça nitelikli bir mimariye sahiptir. Nefleri ayıran sütunlar ve başlıkları, oldukları yerlerinde devrik durumdadır.

Bunların incelenmesi sonucunda, yapının Roma dönemin bazilikası olduğu ve Hıristiyanlıkla birlikte kilise olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Nekropol:

Akropolün aşağısında, batı ve kuzey yönlerde oluşturulmuştur. Modern yani yakın geçmişte yapılan asfalt yol, nekropol alanını ikiye ayırır. Nekropol alanında çeşitli özellikleri olan lahitler ve anıt mezarlar bulunmaktadır.

Bunlar: 7 anıt mezar, 2 khamosorion, 2 kaya osthotheki ve 98 tane lahit mezardır. Lahitlerin bir kısmı yalın, diğerleri ise bezemelidir. Çoğunlukla kalkan kabartmalı iken, az sayıda örnek figürlü bezemelere sahiptir.

Tespit edilen 11 kaya osthotheğinin 3 tanesi yuvarlak forumludur.

Nekropolde, çeşitli mezar tiplerinin bir arada ve karışık kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu karmaşık yapı, aslında sosyal ve ailesel ilişkilerin yansımasıydı.

Anıt mezarlar arasına lahitler yerleştirilmiş, kayaların uygun olduğu yerlere de osthothekler açılmıştır.

Anıt mezarların ikisi, aşırı tahrip olmuştur. Modern yolun hemen altındaki anıt mezar ise çok iyi korunmuştur. Nekropoldeki  en ünlü mezar “Saraycık Heroon” udur.

Saraycık Heroon:

Nekropolün doğu kesimindedir. Modern yolun alt bitişiğindedir. Günümüze sağlam bir şekilde gelmiştir.

Heroonun güney ve kuzey duvarı, mezarın doğu duvarına birleştirilen yapılar bütünü, girişleri bağımsız v iç duvarları ortak olan 3 mekandan oluşur. Bu düzenleme, Heroon yazıtında belirtilen “Mezarın ön tarafında kutsal bir alan oluşturuldu” ifadesini sağlamaktadır.

Üç mekandan oluşan ve ayrı girişleri bulunan bu yapının işlevi tam olarak belirlenememiştir. Ancak muhtemelen mezar olmasının yanı sıra mezarlık görevlilerine ait olabileceği de düşünülmektedir.

Yapı, duvarları boyunca işlenen mezar sahibi kahramanın uzuvları ve pusatlarından (kalkan, mızrak, kol, bacak, kafa ve benzeri) oluşan nitelikli kabartmalarıyla ilgi çekmektedir. Böylece Heroon anlamıyla bütünleşmektedir.

Hamam:

Akropolün güneybatısında, orman yolunun hemen kenarındadır. 7 bölümden oluşur. Bazı bölümler, çatı seviyesine kadar günümüze ulaşmıştır. Şehrin en kaliteli yapısıdır. Ancak hamamın bu kadar büyük olması ilgi çekicidir. 700 metre kare büyüklüktedir.

MAVİKENT KASABASI:

Mavikent kasabası: Kemer, Tekiroğva, Çıralı, Olympos, Adrasan hattından gelerek, Finike-Kaş istikametine giden turistlerin uğrak yeridir.

Mavikent kasabası ve Finike arasındaki sahil şeridi: yöre halkı tarafından yapılmış ahşap evler yani obalarla doludur.

Bölgede kıyının, ormanla iç içe olması yörede yoğun bir günübirlik turizm faaliyetinin yaşanmasına sebep olmaktadır. Mavikent Belediyesi, bu bölgede her türlü düzenlemeleri yapmıştır. Sahil boyunca, Karaöz’e kadar uzanan yol asfaltlanmış ve yol güzergahı ağaçlandırılmıştır.

Kumluca Mavikent Tabiat Parkı

MAVİKENT TABİAT PARKI:

Kumluca merkeze 15 km uzaklıktadır.

Tabiat parkı olarak ilan edilmeden önce, daha çok yöre insanı tarafından mesire yeri olarak kullanılıyordu. Burada oldukça uzun bir ormanlık alan bulunmaktadır. Yani oldukça büyük bir park alanıdır. Toplam alanı 420 dekardır.

Yapılış amacı: sahada kumul ağaçlandırması yapılarak gerek sahil kumlarının ana maddesi olan ince kumun rüzgarla savrularak her türlü araziyi örtmesi ve zamanla büyüyerek ana rüzgar yönündeki araziler için tehlikeli olmasının önlenmesidir.

Sahilde, Belediyeye ait çok güzel bir çay bahçesi vardır. İlaveten çok bakımlı bir havuz, piknik masaları, kamelyalar, restoran gibi tesisler bulunuyor.

Kumluca Taşlık Burnu-Gelidonya Burnu

TAŞLIK BURNU-GELİDONYA BURNU-KIRLANGIÇ BURNU:

Taşlıkburnu: Mavikent ile Adrasan arasında küçük bir yarımada şeklindedir. Taşlıkburnu mevkiinin doğu tarafında ise, Suluada bulunmaktadır. Taşlıkburnu mevkiinin batı tarafında: “Korsan Koyu” vardır.

Antik kaynaklarda, burası “Hiera Burnu” yani “Kutsal Burun” olarak isimlendirilmiştir. Piri Reis tarafından yapılan haritalarda buradan “Şilden Burnu” diye söz edilir. Fenerin bulunduğu burnun, ön tarafında dikine sıralanan ve üzerinde yaşam olmayan 5 ada bulunmaktadır.

Gelidonya burnu: ters akıntılar nedeniyle, Pamfilya denizinin yani günümüzdeki ismiyle Antalya körfezinin en tehlikeli yeridir. Antik dönemde sayısız gemi, kayalara sürüklenerek batmıştır. Böylece Taşlık burnu, tam bir sualtı mezarlığına dönüşmüştür.

1960 yılında burada yapılan su altı araştırmalarında 30 metre derinlikte bulunan MÖ 15’nci yüzyıla ait gemi kalıntıları, günümüzde Bodrum Sualtı Müzesinde sergilenmektedir. Bakır ve bronz külçeler taşıyan Suriye ticaret gemisi, Gelidonya burnu önündeki kayalıklara bindirdikten sonra batmıştır.

Kumluca Gelidonya Feneri

Gelidonya Feneri-Taşlıkburnu Feneri:

Gelidonya feneri, yolu olmayan, sarp ve dik kayalıklar üzerinde kuruludur. Fenerin yapımına Fransızlar tarafından 1934 yılında başlanmış ve 1936 yılında tamamlanmıştır.

Türkiye kıyılarının en yüksek feneridir.

Fenerin denizden yüksekliği 237 metredir, bu yüksek konumu nedeniyle Türkiye’nin en yüksek feneri olarak kabul edilmektedir. Denizden 3 km içeridedir. Fenerin yerden yüksekliği 9 metredir. Görünüş uzaklığı 10 mildir.

Fenerde elektrik yoktur. İlk yıllarda gaz yağı, daha sonra ise LPG tüpü kullanılmış, 2017 yılından sonra ise güneş enerjisiyle elektrik sağlanmıştır. Fenerde: fener ve gardiyan binası, Ulusal Miras olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Fenerin bakımını üstlenen aile için fenerin yanında iki odalı bir lojman bulunmaktadır.

Korunması: Kıyı Emniyet ve Gemi Kurtarma İşletmeleri tarafından sağlanmaktadır.

Ayrıca fenerin önünde bir çardak bulunmaktadır. Bu çardak, 2004 yılında güneş tutulmasını izlemek için bölgeye gelen Amerikalılar tarafından, fenerin bekçisine yaptırılmıştır.

Buradan günümüzde güneşin batışını izlemek muhteşem güzeldir.

2007 yılında Gelidonya feneri ve önündeki manzara, Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmiştir.

Kumluca Gelidonya Feneri
Ulaşım:

Bence denemeyiniz, ulaşım oldukça zordur. Yine de mutlaka gitmek isteyenler için güzergah şöyledir. Antalya-Kumluca karayolu, Adrasan sapağına girilir ve yaklaşık 8 km ilerledikten sonra, Adrasan merkeze varılır, Adrasan merkezden dar ve zorlu bir karayolundan 5 km daha gidilir, sonra Korsan koyu ve Gelidonya feneri tabelaları görülür, buradan itibaren 5 km yürümek gerekir.

Ancak aracınız ile devam etmek isterseniz, bir süre daha orman yolunun sonuna kadar araçla gidebilir, sonra aracınızı bırakıp yürümek zorunda kalırsınız.

1 metre genişliğindeki patika yol, yaklaşık 2 kilometredir ve 1 saat civarında sürer. Özellikle bu yol üzerinde herhangi bir su kaynağı yok, yani mutlaka su takviyeli gitmelisiniz.

Likya Yolu:

Antik Likya yolu, Efes şehrinden başlar ve fenerin önünden geçerek ilerler. Bu yüzden, bahar ve yaz aylarında buradan gelip geçen eksik olmuyor.

Kumluca Karaöz Mevkii

KARAÖZ MEVKİİ:

Kumluca merkeze 25 km uzaklıktadır. Adrasan merkeze ise 15 km uzaklıktadır.

Karaöz mevkii, yazlık konutların çokluğu ile dikkat çeker.

Bölgedeki doğal güzellikler, deniz, kum ve güneş, yaz aylarında yerli ve yabancı turistleri buraya çekmektedir. Karaöz sahilinde: mangallı piknik yapılabilecek yerler var. Bölge sessiz ve sakin, deniz masmavidir. 

Ancak Karaöz normal bir kıyı kasabası olmasına rağmen, bölgenin en kötü yani düzenlenmemiş, bakımı yapılmamış sahili buradadır. 

Ancak denize girmek için Korsan koyu veya benzeri yerleri yakın yerleri, örneğin Mavikent veya Çıralı plajlarını tercih etmelisiniz.

Kumluca Korsan Koyu

KORSAN KOYU:

Mavikent mahallesi Karaöz Mevkiinde Gelidonya Feneri arasındadır.

Karaöz sahiline, yaklaşık 3 km uzaklıktadır.  Koya ulaşmak için stabilize yani toprak bir yol bulunmaktadır. Kumluca merkeze 26 km uzaklıktadır.

Buraya “Korsan Koyu” isminin verilmesinin sebebi: “Bir söylentiye göre, koyun yakınlarındaki Gelidonya burnunda ters akıntılar olması nedeniyle ticari gemileri akıntıya kapılıp kayalara çarpıp batmamak için doğal liman vazifesi gören bu koya sürüklenirlermiş.

Tabii sonrasında burada bekleyen korsanların ellerine düşerlermiş. Bu yüzden buraya korsan koyu ismi verilmiştir.

Kumluca Korsan Koyu

Olympos tanıtım yazısında da belirttiğim gibi, bir zamanlar buralarda Korsan Kralı Zeniketes ve buna bağlı birçok korsan bulunuyormuş ve bölgenin hakimi durumundaymışlar.

Piri Reis, 1521 yılında hazırladığı haritalarında, buraya “Karaöz Koyu” olarak isim vermiştir.

Kumluca Korsan Koyu

Evet Korsan Koyunun bir diğer özelliği: buranın Melanippe antik kentinin limanının burada bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Korsan koyu, son yıllarda özellikle çadırlı kamp yapanlar tarafından yoğun tercih edilmektedir. Çadır kurmak ücretsizdir.

Kumluca Korsan Koyu

Ayrıca, günübirlik tatilciler de burayı tercih ediyorlar. Çadırınız yoksa burada bulunan işletmelerde kiralık çadır veya bungalovlar bulunmaktadır. Sonuç olarak, burası özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık olmaktadır.

Çünkü gelidonya deniz fenerinden önce denize rahat girilebilecek tek yerdir.

MELANİPPE-MELANİPPİON

Evet, Melanippe antik kentinin limanının Korsan koyunda bulunduğunu söylemiştim.

Antik kente: deniz veya kara yolu ile ulaşmak mümkündür. Kent ismini: Poseidon’un sevgilisi Melanippe’den alır. Kentin isminin anlamı: siyah at demektir.

Kent, günümüzde denizden yaklaşık 40 metre kadar yukarıda bulunmaktadır. Kentin bulunduğu buran, içerisinde birçok doğal liman barındırmaktadır.

Kent: Likya ve Pamphylia sınırında, Rodoslular tarafından kurulmuş, 5 koloni kentinden birisidir. Kent hakkındaki en erken tarihli bilgiler, Miletoslu Hekataios’a aittir.

Hekataios, kentin bir Pamphylia kenti olduğunu yazmıştır.

Gagai kentinden, 11 km uzaklıktadır. Ayrıca: Kyaneai kentinde bulunmuş, MS 135 yılına tarihlenen bir yazıtta da, Melanippe kentinin, Likya Birliğinin 15 kentinden birisi olduğu kayıtlıdır. 

MÖ 188 yılında Apameia Barışından hemen sonra, III Antiokhos’a karşı yürütülen savaşta, Melanippe, Rodos birliği içinde yer almıştır.

Melanippe kenti, Helenistik ve Roma devirlerinde önemini yitirmiş ve daha sonra Gagai kentinin denetimi altına girmiştir. Bazı kaynaklarda, Melanippe kenti Gagai’nin doğal mimanı olarak değerlendirilmektedir.

MÖ 1’nci yüzyılda, şehrin, bölgedeki diğer şehirler olan Olympos, Phaselis ve Attaleia ile birlikte, korsan Zeniketes’in yanında yer almış olmalıdır. Çünkü: MÖ 78 yılında Romalı Komutan Servillius komutasındaki donanma, Zeniketes’in güçlerini savaşta yenmiş, ardından Olympos, Korykos, Phaselis ve Attaleia şehirlerini korsanlardan almıştır.

Bu sırada, muhtemelen korsanları destekleyen Mellanippe şehri de ele geçirilmiştir. Romalı Servillius: bölgede korsanları destekleyen diğer şehirler gibi, Melanippe şehrini de cezalandırmış olmalıdır.

Bu yüzden, şehir muhtemelen Helenistik dönemin yüzyılında, halk tarafından terk edilmiştir. Toprakları ise, Gagai şehrine bağlanmıştır.

Takip eden Roma döneminde, şehre yerleşim olmuştur. Çünkü: kentin nekropolisinde az sayıda Roma ev tipi mezar bulunmaktadır. Ayrıca yüzeyde yine Roma dönemine ait keramik parçaları görülür.

Kent, asıl önemine Bizans döneminde kavuşmuştur. Kentin korunaklı doğal limanı, aynı zamanda kentin uzaktan görünmesini engelleyerek doğal koruma sağlamıştır.

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Kentte günümüzde, Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.

Ayrıca: kentte biri limanın yakınında, diğeri Akropolis’te olmak üzere iki büyük kilise kalıntısı vardır. Bunlar, Hıristiyanlık döneminde, Melanippe kentinde yerleşim bulunduğunu göstermektedir.

İlk Melanippe Piskoposu, kayıtlara 787 yılında geçen Piskopos Niketas’dır.

Ortaçağ’da kentin ismi “Sanctus Stephanus” olur.

Çünkü limanın kuzeybatısındaki düzlük alanda “Aziz Stephanus” için yapılmış ve temelleri günümüze kadar ulaşmış bir kilise bulunmaktadır.

Liman Basilikasının apsis bölümünde çeşitli dillerden kazınmış olan isimler, Melanippe şehrinin denizciler tarafından sık sık ziyaret edildiğini gösterir. Basilikanın girişinde: duvar üzerine kazılı birçok gemi grafittosu görülmektedir.

Çünkü Ortaçağ’da, Gelidonya Burnunun çevresinden dolaşmak son derece tehlikeliydi. Hatta, Arap kaynaklarında da yazılı bir olayda, bu burnun açıklarında, MS 842 yılında Abu Dinar isimli bir komutan yönetiminde, 400 gemiden oluşan donanmanın parçalandığı bilinmektedir.

Bu yüzden, Gelidonya Burnuna giriş ve çıkışlardan önce Mellanippe limanı, güvenli bir liman olarak ziyaret ediliyordu. Liman basilikasının duvarı üzerine kazınan gemi grafittoları da, denizcilerin Gelidonya Burnunu aşarken başlarına gelebilecek tehlikelere karşı korunmak için tanrıya yakarışlarını belgelemektedir.

Öte yandan, Aziz Stepnanus denizcilerin koruyucusudur.

Evet, liman ve limanın önemi hakkındaki bu ayrıntılardan sonra şimdi gelelim şehri tanıtmaya.

Melanippe antik kentinin, yüzeydeki kalıntılara bakılarak varlığını Ortaçağ sonlarına kadar sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Özellikle Hıristiyanlık ve Bizans devrine ait yoğun kalıntılar görülmektedir. Ancak kentin kesin olarak ne zaman terk edildiği bilinmemektedir.

Kent yerleşimi:

Kent yerleşimi, kuzeyden-güneye yaklaşık 200 metre uzunluğundadır. Kent yerleşimi, üç bölüme ayrılmıştır.

1’nci Bölüm:

Liman ve çevresindeki antrepolar ve hemen yanındaki Liman Bazilikasıdır.

2’nci Bölüm:

Burun üzerinde bulunan ve çevresi surlarla çevrili Akropolis bölümüdür. Akropolisi çevreleyen surlar, MS 5’nci yüzyılda yapılmıştır ve büyük kısmı sağlam olarak  günümüze ulaşmıştır.

Evler: birbirine ve kimi yerde surlara bitişik olarak yapılmıştır. Evlerin temelleri görülmektedir ve bazı yerlerde ise, bu temellerin 1 metreye kadar yükseklikleri günümüze ulaşmıştır.

Genelde iki katlı olan konutların, en altlarında ise tonozlu su sarnıçları bulunmaktadır.  Kentte su sarnıçlarının çok olması, kentte büyük su sıkıntısı çekildiğini göstermektedir.

Akropolis Basilikası:

Kentin merkezindedir. Yapının bazı duvarları 3 metreye ulaşmaktadır ve günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Bu yapının içi günümüzde tamamen otlar, taşlar ve ağaçlarla kaplanmış vaziyettedir.

Burada yine bir varsayımdan söz etmek gerekir, şöyle ki antik kaynaklarda kentte Melanippe kentinde bir “Athena Tapınağı” bulunduğu bildirilmesine rağmen, bu tapınak bugüne kadar bulunamamıştır.

Ancak Roma döneminde, basilika gibi dini yapılar antik dönem tapınaklarının üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, bu basilikanın, Athena Tapınağı üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir.

3’ncü Bölüm:

Surların arkasında, doğu yönde kalan Nekropol alanıdır.

Yerleşimin kuzeybatısında, kumlu ve korunaklı bir sahil şeridi bulunmaktadır. Buranın genişliği sadece 20 metredir. Bu sahil şeridinde, içe doğru uzanan dar bir boğaz çevresinde muhtemel antrepo olarak kullanılan yerlere ait kalıntılar görülür.

Erken Dönem Bizans Bazilikası:

Kuzeybatıda, küçük bir kaya terası üzerinde, denizden 8 metre yüksektedir. Üç nefli bazilikanın, küçük bir ön avlusu vardır. Ancak bu bazilika, yukarıda sözünü ettiğim Haigos Stephanos bazilikasından daha küçüktür.

Bazilikanın güneyinde, ana kayaya oyulmuş işlik bölümünün ise, bir zamanlar zeytinyağı üretimi için kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Şehrin ana girişi:

Şehrin ana girişi, doğu tarafındadır. Bu ana girişe bir cadde bağlanmaktadır. Caddenin genişliği 2.5-3 metredir. Burada bazı yapı kalıntıları seçilmekle birlikte, yoğun bitki örtüsü nedeniyle net bir yorum yapmak mümkün olmaz.

Ancak bu yapı kalıntılarının birçoğu Bizans dönemine tarihlenmektedir ve kırma  taş tekniği kullanılarak yapılmıştır.

Son bir not: Melanippe kentinin kendi adını taşıyan sikkeleri olduğu ve bu sikkelerin yörede yaşayanlar tarafından zaman zaman bulunduğu söylenmektedir. Gerçek olan tek şey, kentin kalıntılarının herhangi bir resmi arkeolojik araştırma olmadığı için işlevlerinin net olarak bilinmediğidir.

Tek gerçek, burada yaşayan yöresellerin kalıntıların ve binlerce yıllık sütunların üzerine yazıp çizdikleri iğrenç yazılardır.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

PAPAZ KOYU-PAPAZ İSKELESİ:

Mavikent Mahallesi Karaöz Mevkiindedir. Karaöz mevkiine, 5 dakika uzaklıktadır.

Kumluca merkeze 19 km uzaklıktadır. Burası: Orman işletmesi ve Kumluca Belediyesi tarafından, kamp ve piknik alanı olarak düzenlenmiştir.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Arabanızı yol kenarına park ettikten sonra, aşağıya inmeniz gerekiyor. Yukarıdaki bölüm piknik yapmak içindir. Bu bölümde piknik masaları ve tuvaletler bulunuyor. Masaların yanında ise sabit mangallar vardır.

Piknik alanında yeteri kadar tatlı su çeşmesi de düzenlenmiştir. Çeşmelerden buz gibi su akmaktadır. Buranın en büyük eksikliği, elektrik ve aydınlatma olmamasıdır.

Yakınlarda market de yoktur. Buraya gelirken tüm ihtiyaçlarınızı karşılayarak gelmenizi öneririm.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Dev ağaçların altında, deniz kenarında çadır kurabilirsiniz. Ancak bir ayrıntıdan söz etmekte yarar var, özellikle Haziran-Temmuz gibi sezon aylarında, buraya aşırı günübirlik ziyaretçi olduğundan, akşamları çadır kurup, sabahları toplamanız istenebiliyor.

Bunu dikkate alarak gidiniz. Sahil kısmında: soyunma kabinleri, duşlar ve tuvaletler bulunur.

Kumluca Papaz Koyu-Papaz İskelesi

Sahil kısmı taşlık ve kayalıktır. Ancak oldukça küçüktür. Deniz suyu temiz ve dalgasızdır. Günün ilerleyen saatlerinde bazen dalga çıkabiliyor.

İlk girişte kaya ve taşlar vardır. Deniz içinde 10 metre ilerledikten sonra su derinliği boy yapmaktadır. Deniz suyu sıcaktır. Denizin ortasında büyük bir kaya kütlesi bulunmaktadır.

Adrasan gezilecek yerler

Olimpos gezilecek yerler

 

 

Antalya Şehir içi Gezi Planı

Antalya Şehir içi Gezi Planı

antalya.1
Antalya Şehir içi Gezi Planı

Antalya şehrinde gezi planı yapmanız için sizlere yardımcı olacağım. Ama öncelikle bu şehrin güzelliğini günümüzden yıllar önce tespit eden büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ten söz etmek istiyorum. Antalya şehrinin hemen girişinde, Kepez’den virajlı yokuştan aşağıya inerken, hemen sol yanda, büyük kent ormanı içinde, 23 metre yükseklikte, 14 metre genişlikte, altın sarısı renkli, 20 ton demir, 20 ton çimento ve 40 ton kum kullanılarak yapılan “Atatürk Maskı” nın hemen yanında,

Atatürk’ün “HİÇ ŞÜPHESİZ Kİ ANTALYA, DÜNYANIN EN GÜZEL ŞEHRİDİR” sözü

belki şehre girerken dikkatinizden kaçacaktır, ama Atatürk’ün ön görüsünün mükemmelliğini yansıtan bu sözü ve maskı, uzaktan mutlaka izleyin. Gerçekten, Antalya, geçmişte ve günümüzde, dünyanın en güzel şehirlerinden birisidir.

Antalya; güzel bir şehir. Şehir merkezinde ve şehir merkezi yakınlarında: her türlü tercihe hitap edebilecek, gezinti yerleri var. Şehir merkezindeki birçok yer: yürüyerek gezilebilir. Zaten: şehir merkezi, genellikle Atatürk meydanı çevresinde kurulu ve bu bölgede, Kaleiçi bölgesinde ve Yat Limanı bölgesinde, yürüyerek gezebilirsiniz.

Ama, elbette günün en sıcak saatleri  değil de, genellikle güneş battıktan sonraki saatleri tercih etmenizde yarar var. Özellikle Kaleiçi bölgesine inerken sorun yok, ancak çıkarken rampa yukarı çıkma nedeniyle biraz yorgunluk oluyor.

20180616_184252
Antalya Şehir içi Gezi Planı Asansör

Asansör

Kaleiçi ve yat limanından yürüyerek çıkmayı düşünmeyenler için, buraya bir asansör yapılmıştır. Asansör panoramik yani dışarıyı izleyerek gayet güzel bir şekilde yukarı çıkabilirsiniz. Ancak: yat limanında asansörün bulunduğu yeri gösteren herhangi bir tabela yok, umarım ilgililer bazı yerlere tabela koyarlar. Ayrıca: asansör 13 kişilik olduğundan, uzun kuyruklar oluyor, bence asansöre binişi 1 TL. gibi cüzi bir ücretle yapsalar, saçma sapan kalabalık özellikle gençler burayı tercih etmez, yürüyerek yukarı çıkarlar ve asansör gerçek anlamına yani belli bir yaş kesimi için yapılmış olması anlamını kazanır.

Ayrıca, asansörün biniş ve iniş yeri, iyi değil, özellikle akşam saatlerinde, buradan yalnız asansöre binmeyi düşünenler ve özellikle turistler sanırım biraz ürkerler, keşke asansörün biniş ve iniş yeri biraz daha ferah olsaydı.

Evet gelelim, şehir merkezi gezisine. Burada önemli olan, sizin şehirde kalış süreniz ve tercihleriniz. Yani: daha önce de birkaç kez söylediğim gibi: sizin tercihleriniz tarihi yerler gezmek ise, buna göre gezi planı yapabilirsiniz. Eğer tercihiniz doğal güzellikler ise, elbette buna göre de ayrı bir plan yapmanız gerek. Ama, tercihiniz alışverişten yana ise, Antalya size bu konuda da alternatifler sunabiliyor. Eğlence düşünenler için de, elbette olasılıklar var. Yani: benim size önereceğim gezi planı içinde: Antalya’da kalış sürenize ve tercihlerinize göre bir gezi planı yaratabilirsiniz.

Gezi planında, gezmenizi önerdiğin yerlerin yalnızca isimlerini veriyorum. Ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede, yazılı isimler ile aratarak bulabilirsiniz.

Antalya Şehir içi Gezi Planı

1.GÜN

Sabah Düden Şelalesine gidilebilir. Buraya: araç ile gitmeniz gerek. Yani: yürüyerek gitmek mümkün değil. En son aldığım bilgilere göre, Düden şelalesinde kuraklık nedeniyle su kalmamış ve yapılan bir düzenekle düden şelalesinden su akması sağlanmıştır.

Antalya’nın çevre yolu, yani Alanya istikametine yönelen yol üzerindedir. Yaklaşık; 2-3 saat kadar orada kalabilirsiniz. Öğlen yemeğinizi orada bir restoranda yiyebilir ve  öğleden sonra oradan ayrılarak; şehir merkezinde arabanızı bir yere park edip, yürüyerek kale içi sokaklarını gezerek, yat limanına inebilirsiniz. Akşam üstü: yat limanından, gezinti teknelerinin birine binerek, yakın sahillerde küçük bir gezinti olabilir. Dönüşte ise; yine yat limanında zamanınızı değerlendirip, günü bitirebilirsiniz. Yat limanından yat gezisine çıkmayı ihmal etmeyin. Bu günübirlik yatların fiyatları: 25-30 TL arasındadır.

3
Antalya Şehir içi Gezi Planı

2.GÜN

Sabah: Alanya yolu üzerindeki “Kurşunlu Şelalesi” ne gidilebilir. Buraya da, araç ile gitmeniz gerekiyor. Kurşunlu şelalesi, düden şelalesinden daha güzeldir.

Öğlen orada yemek yenebilir ve öğleden sonra ayrılıp, yine araç ile “Lara Beach parka” geçebilirsiniz. Burada: denize girip, günü tamamlayabilirsiniz. Şemsiye, şezlong ve hatta daha büyük, ahşap ve üstü minderlerle kaplanmış alanlar var. Bunları: günlük olarak kiralayabiliyorsunuz. Ama daha önce de söylediğim gibi Lara Beach bölgesi, nispeten sessiz, sakin ve eğlenceye yönelik burada herhangi bir etkinlik yok. Ama, burada genellikle görebileceğiniz çok güzel bir “Kum Heykeller” sergisi var. İlginizi çekebilir. Deniz ise birden derinleşiyor. Plaj ise, ince çakıllı-kum karışımı, ama kum daha yoğun. Önem kazanan özellik: denizin temiz olması, eğlence düşünen Konyaaltı Beach bölgesine, sakinlik düşünen Lara Beach bölgesine gitmelidir.

Antalya Şehir içi Gezi Planı

3.GÜN

Şehir içinde, yürüyerek güzel bir gezi yapabilirsiniz. Belki: kale içinde bir restoranda taratorlu piyaz yemeyi deneyebilirsiniz. Çünkü, buranın piyazı meşhurdur, yani yöresel lezzettir.

Ayrıca; şehir merkezinden reçel almayı (özellikle incir reçeli) aman ihmal etmeyin. Hemen şehir merkezindeki Atatürk Anıtı, Yivli minare, Hadrian kapısı, Atatürk Parkı, Antalya Arkeoloji Müzesi gezilebilir. Özellikle: şehrin tam merkezinde, Atatürk anıtının bulunduğu yerde, son yıllarda, güzel bir meydan ve trafik düzenlemesi yapıldı. Buraya, araç giremiyor ve ayrıca, havuzlar ile su güzellikleri yaratılmıştır.

Valilik binası daha geriye alınarak, meydanda, aynı yere güzel bir havuz ve alt tarafa, büyük kapalı bir otopark yapıldı. Burada: rahatlıkla gezilebiliyor ama özellikle Haziran 2018 tarihinde gittiğimde, bu meydanın devamındaki “Dönerciler çarşısı” denilen bölümde, restoran garsonlarının önünüze atlayıp, sizi içeri sokmak isteyen tavırlarının artık olmadığını gördüm.

Belki yabancı turistlere yine aynı uygulamayı, yani zorla kendi mekanlarına tutup çekmeyi yapıyorlardır ama yerlilere yapmaktan vazgeçmişler ki, güzel bir uygulamadır. Çünkü bu olaya: önceki yıllarda gittiğim Fas ülkesinde rastlamış ve tenkit etmiştim, aynı şeyin kendi ülkemde olması, yani insanların kollarından tutarak, kendi restoranlarına sokmak isteyen bu insanları görmek pek hoş olmuyor, umarım birileri buna önlem alır.

Atatürk Parkı denince; Konyaaltı caddesi boyunca uzanan bu park, 1980 li yıllarda düzenlenmiş. Buraya da şehir merkezinden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Yemyeşil bir ortam, büyük ağaçların gölgesinde, banklarda veya kafelerde oturabilirsiniz. Tabii deniz manzarasını izlemek de bir başka güzellik.

Burada; Antalya şehrinin, Konyaaltı plajları ve Toros Dağlarının eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz. Yalnız; park son yıllarda; yeniden dizayn edilmiş ve yeni açılan eğlence mekanları ile muhteşem bir görünüme bürünmüş. Her türlü müziğin çalındığı farklı mekanlar var. Kahve, çay veya içkinizi yudumlayabileceğiniz yerler ve arzu ettiğiniz takdirde yemek yiyebileceğiniz restoranlar açılmış. Araç girişi ücretli. Ama park içinde; özellikle yoğun günlerde, gerek araç trafiği ve gerekse otopark, büyük problem. Gitmeyi düşünürseniz, özellikle akşam gidin, tavsiye ediyorum.

Aynı gündeyiz, evet, öğleden sonra: şehrin batı kesiminde bulunan “5 M Migros” alışveriş merkezine geçilebilir.

Gayet büyük bir alışveriş merkezidir. Buraya ulaşmak yürüyerek gidemezsiniz, mutlaka bir toplu taşım aracına binmelisiniz. 2001 tarihinde hizmete açılan alışveriş merkezi: Antalya’nın turizm potansiyelini arttırmanın yanında, şehrin dev ve çağdaş bir alışveriş merkezine kavuşmasını sağlaması açısından güzel. Burada birçok markanın mağazası bulunuyor.

Yani: modern bir alışveriş mekanıdır. 1300 araçlık otoparkı yeterli düzeyde. Üç ayrı girişi, 8 salonlu sineması ve fast food alanları var. Bu alanlarda yemek yerken; güney taraftan, Akdeniz ve Beydağları manzaralarını seyredebiliyor olmak, başka bir güzellik. Migros’un hemen karşısında bir lunapark var. Özellikle: gece, ışıkları ile çok ilgi çekici. İlginizi çekerse, gidebilirsiniz. Lunapark özellikle çocuklar için ilginç. Ama, Lunapark  denilince, Avrupa’daki benzerleri gibi değil. Eğlence araçları, pek keyifli değil.

Bu arada, Antalya’da alışveriş düşünenler için, Alanya yolu üzerinde, sol yanda bulunan “Deepo” alışveriş merkezini de önerebilirim. Yakın zaman önce, bunun hemen yanına “Antalya Mall” denilen bir alışveriş merkezi daha yapılmış ve arada bağlantı sağlanarak büyük bir alışveriş mekanı ortaya çıkmıştır. Buraya yürüyerek ulaşmak mümkün değil. Bir araç ile ulaşabilirsiniz.

Zaten, yurt dışından gelen ziyaretçiler, burayı bellemişler, özellikle Rus ziyaretçiler, yanlarındaki büyük bavullar ile, sürekli geziniyor ve alışveriş yapıyorlar. Deepo alışveriş merkezi de, gerek otoparkının rahatlığı ve gerekse içinde, klimalar tarafından sağlanan uygun hava koşulları ve gerekse mağazaların sürekli indirimli fiyatlar sunması nedeniyle, tercih ediliyor.

Çünkü buradaki mağazaların çoğu “Outlet” denen ucuz ürün satılan mağazalardır. Ayrıca, fast food restoranlarının bulunduğu bölüm ve bu bölümdeki mini lunapark etkinlikleri de cazip. Otellerde kalan turistler, araçlarla alışveriş yapmaları için buraya getiriliyorlar.

Alışveriş meraklıları için, son öneri: 2011 yılı içinde açılan, Muratpaşa Belediyesi yanındaki “Terracity” alışveriş merkezi. Burası: yaklaşık 5000 kişinin çalıştığı, muhteşem büyük bir yer. Her türlü marka ve ürün bulmanız mümkün. Özellikle: Kundu bölgesindeki otellerde kalan turistlerin, başlıca alışveriş tercihi olan bir yer. Buraya da araç ile ulaşmanız gerek. Yürüyerek ulaşmanız zor.

Bu arada: tarihe, müzelere meraklı iseniz: Antalya şehir merkezinde, Konyaaltı beach bölgesine giderken, yürüyerek giderek gezebileceğiniz, güzel bir “Arkeoloji Müzesi” olduğunu sakın unutmayın ve bu güzel müzeyi mutlaka gezin. Konya altı bölgesine giderken, hemen sağ yanda kalıyor, şehir merkezine yakın, klimalı, güzel düzenlenmiş, harika bir müzedir.

Antalya Şehir içi Gezi Planı

4.GÜN

Sabah konyaaltı Beach parka gidebilir, denize girmek ile başlayan gününüzü, akşam geç saatlere kadar sürdürebilirsiniz. Burası: Antalya şehrinin, başlıca: deniz, kumsal ve eğlence merkezi olarak öne çıkıyor.

Bir çok : beach tarzı işletme var. Buralardan: denize girebilirsiniz. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkün. Ama, buranın denizinin hemen derinleştiğini ve sık sık dalgalı olduğunu unutmayın, tek avantaj temiz olması.

Ayrıca: yine birçok restoran ve canlı müzikli eğlence yerleri var. Yani: Konyaaltı Beach bölgesi, tam bir eğlence mekanı. Dolphinland bölümünde, Yunus gösterilerine katılmayı, sakın ihmal etmeyin. Eğer su parkı aktivitelerine katılmak isterseniz, hemen arkada, Aquapark var, burayı düşünebilirsiniz.

Amfi tiyatroda, belki bir konser olabilir. Hoşunuza giden bir sanatçıyı izleme şansınız da olabilir. Günü burada tamamlayabilirsiniz.

Bunların dışında, zamanınız kalırsa, önerebileceğim bir yer daha var. “Karaalioğlu Parkı”. Hadrian kapısından, denize doğru yürüdüğünüzde, bulabileceğiniz bir park. Güzel bir park. Aslında, Antalya’nın batısında, son yıllarda yapılmış bir çok daha modern ve güzel park olmasına rağmen; burası Antalya’nın en eski parklarından biri olması nedeniyle önemli. Denize doğru uzanmış, kimbilir kaç yüz yıllık ağaçları görebilir ve bu ağaçların altında yaşanan; aşkları, sevgileri, sıkıntıları, üzüntüleri hayal edebilirsiniz.

70 bin metrekarelik bir alana kurulan bu parkta, denize uzanan üç geniş mirador yani gözetleme kulesi var. İşte, Beydağları, Konyaaltı Plajının sahili ve uçsuz bucaksız gibi görünen Akdeniz, saatlerce hayranlıkla seyredebileceğiniz bu gözetleme yerlerinde, kuş cıvıltıları, günün en sıcak anlarında bile, serinliğini koruyan ve Antalya’nın yerlilerinin en sevdikleri gezinti ve dinlenme yeri.

Bu arada; umarım cam piramidi unutmadınız. 1997 yılında yapılan, Antalya Kültür Parkı içindeki, cam piramit, kültürel etkinlikleri ile belki tercihinize hitap edebilir. Aynı zamanda; içinde barındığı kültür park; Antalya’nın en güzel parklarından biri. Park içinde; cam piramit yanında, yapay havuzlar ve şelaleler var, ayrıca her yerin yemyeşil olduğunu da söylemek gerek. Cam piramit, Migros alışveriş merkezine giderken sağ yanda kalıyor.

Kısa bir Antalya şehir içi turu.

Bunların dışında ne söyleyebilirim? Şehir merkezindeki dönerciler çarşısında, döner yemeyi ve hoşunuza giderse, kokoreç-midye dolma yemeyi düşünebilirsiniz. Ama, yukarıda sözünü ettiğim gibi: bu mekanların görevlilerinin ısrarcı tutumu, biraz sıkıyor. Yine de, yemek ihtiyacınızı buradan karşılayabilirsiniz.

Gezi olarak ise: şehir içinde önerebileceğim pek bir yer kalmadı. Bunların dışında: şehirde, iki yerde (bir tanesi, Lara yolunda, ünlü bir otele ait, diğeri ise, Konyaaltı Beach bölgesinin hemen arkasında, yine ünlü bir otelin hemen yanında) “Aquapark” var. Su oyunları meraklıları için, bunlar ilginç gelebilir.

Özellikle: Konyaaltı Beach bölgesinin hemen arkasındakini önerebilirim. Su oyunları ve su kaydıraklarına meraklı ziyaretçiler için ilginç olabilir. Ayrıca, yine son yıllarda açılan “Akvaryum” var. Konya altı bölgesinde, Kemer yolunda, hemen sağ bölümde buluna Akvaryum, meraklılar için ilgi çekebilir.

Tarih meraklıları için, Antalyalıların eski garaj olarak bilip tanıdıkları yerde, büyük bir AVM inşaatına başlandığında, temelde, Antalya’nın Roma-Bizans döneminden kalma, yeri bilinmeyen ve uzun süre aranan “Nekropol” yani “Mezarlık” alanı bulundu. Burası henüz ziyarete açılmadı ama bazı yerlerden görülebiliyor. Malum, bir uygarlığın en büyük izleri mezarlıklarda bulunuyor. Çünkü, ölüler çeşitli hediyelerle birlikte gömülüyorlar. Bu hediyeler, o uygarlıkla ilgili önemli ipuçları veriyor.

Şehrin Roma-Bizans geçmişi, şehir merkezinde göreceğimiz bazı heykellerle (bronz ve yeşil renkli heykeller) canlandırılmıştır. Hemen merkezde, dönerciler çarşısı karşısında, büyük bir Romalı heykeli ve hemen önündeki havuzda, Avrupa’da benzerleri bulunan yerden su fışkıran havuz, özellikle çocukların ilgisini çekiyor.

Elbette 2016 yılı boyunca açık olan “Antalya Ekspo Fuar Alanı” uzun süre Antalya şehir ziyaretçilerinin ilgisini çekmiş olsa da, yıl sonunda kapandı, şu an kapalı, ileride nasıl kullanılacağını bilmiyorum ama bir yıl boyunca Antalyalılar ve şehrin ziyaretçileri tarafından yoğun olarak kullanıldı.

Antalya Şehir içi Gezi Planı Antalya’da Alışveriş

ANTALYA’DA ALIŞVERİŞ

Antalya şehir merkezinde: alışveriş denilince, özellikle son yıllarda açılan birçok alışveriş merkezinden söz etmek mümkün. Bunların başında, biraz önce söylediğim gibi: Konyaaltı bölgesindeki “Migros” alışveriş merkezi geliyor. Burası, gerçekten çok büyük. 3 katlı yapının en üst katında, sinema salonları ve fast food yiyecek bölümleri var. Diğer katlarında ise: her türlü marka ve malı bulup satın alabileceğiniz, birçok mağaza yerleşmiş durumda.

Buranın ana giriş kapısında, çeşitli etkinlikler de düzenleniyor. Ayrıca, çok büyük bir markanın hipermarketi var. Buradan da, uygun fiyatlı alışveriş yapabiliyorsunuz. Otopark sorunu olmaması da büyük imkan.

Alışveriş tutkunları için diğer güzel bir seçenek, “Deepo” ve hemen yanında yeni açılan “Antalya Mall” alışveriş merkezi. Alanya yolu üzerinde, solda. Ama, ana yolda ilerlerken, buraya sapmak yani yan yola girmek gerekiyor. Burası da tek katlı, uzunlamasına bir alışveriş mekanı. Ön ve arka tarafında, gayet uygun ve yeterli otopark var. Mekanın içinde, klima sistemi mükemmel, sıcaktan sıkılmadan, rahatça yiyecek bir şeyler bulabiliyorsunuz, gezip, sürekli indirimli fiyatlar sunan mağazalardan alışveriş yapabiliyorsunuz.

Diğer bir seçenek, hemen şehir girişinde, Otogar yakınlarındaki “Özdilek” alışveriş merkezi. Buraya girmedim ama dışarıdan gayet büyük bir alışveriş merkezi olduğu izlenimini edindim. Alışveriş tutkunları ziyaret edebilir ve uygun fiyatlı ürünler bulabilirler.

Bunların dışında: Antalya şehir merkezinde, özellikle: Lara istikametine giderken, çeşitli boyutlarda alışveriş merkezleri var. Bunların başında: çeşitli büyük markaların açtıkları, hipermarketler var. Malum bu marketlerde, birçok malı ki, gıda maddeleri dahil, uygun fiyatlarla bulmak mümkün.

Burada özellikle, yukarıda da sözünü ettiğim ve 2011 yılı ortalarında açılan “Terracity” öneririm, alışveriş düşünenler burayı mutlaka görmeliler. Bu alışveriş merkezi: Antalya şehrinin en büyük alışveriş merkezlerinden birisidir (yaklaşık 5000 çalışan olduğunu duydum) ve aynı zamanda, şehir merkezine ve özellikle “Kundu” oteller bölgesine yakın olması avantaj. Kundu bölgesindeki otellerde konaklayan yabancı ziyaretçiler, burayı yoğun olarak tercih ediyorlar. Söylediğim gibi, yakın. Ayrıca otopark sıkıntısı da yok, alışveriş merkezinin altı büyük bir otopark olarak düzenlenmiştir.

Tabii, şehir merkezindeki, irili-ufaklı alışveriş mekanlarını saymadan olmaz. Zamanı ve ilgisi olanlar, gündüz sıcaklarda olmasa da, akşam serinliğinde, bu mekanları dolaşıp, ilgilerini çekebilecek alışveriş yapma şansını bulabilirler.

Antalya Şehir içi Gezi Planı Antalya’dan ne satın alınır

ANTALYA’DAN NE SATIN ALINIR

Peki Antalya’dan ne satın alınır? Antalya denilince, benim aklıma gelen çok şey yok. Elbette: ekonomik  durumu yüksek seviyede olan ziyaretçiler için, özellikle yurt dışından gelenler için, deri giysiler, çeşitli takılar, mücevherler ve halılar söz konusu olabilir. Ama, yerli ziyaretçiler için, şehirden mutlaka ve mutlaka almalarını önereceğim ve buraya özgü olan başlıca ürün “Reçel” ve özellikle; narenciye, yemiş, portakal, karpuz, patlıcan reçellerini mutlaka alıp, tatmanızı öneririm. Antalya  denilince ilk akla gelen, bu yörede gerçekten lezzetle yapılan “reçel” düşünülmelidir. Özellikle: incir reçeli, turunç reçeli, karpuz reçeli, patlıcan reçeli; başka yörelerde bulamayacağınız tatlardandır. (reçel fiyatları, bir kavanoz 11-15 TL civarındadır.)

Şehir içi geziniz böyle olabilir. Ama unutmayın ki, Antalya şehrinin çevresinde de muhteşem tarihi ve doğal güzellikler olan yöreler var. Çevre gezilerine de zaman ayırmayı unutmayın. Çünkü; bu şehir size muhteşem güzellikler sunmaya devam edecek.

Finike

Finike

Finike doğası: mavi ve yeşili bir arada barındırır. Uzun kumsalı, eşsiz koyları ve gökyüzünde mavinin her tonunu bulabilirsiniz. Yaylaları, şehir içi ve şehir dışı alanlarıyla da yeşilin tonları hakimdir.

Finike

ULAŞIM:

Finike-Antalya arasındaki ulaşım, sahil yolundan değerlendirildiğinde, 111 km. uzaklıktadır. Bu yol: çok güzel sahil manzaralarıyla doludur. Her gün: Finike’den: üç istikamete, araç hareket eder. Bu istikametler: Demre, Kaş, Kalkan, Kınık, Fethiye istikameti. İkinci istikamet: Kemer, Antalya ve üçüncü istikamet ise: Elmalı, Akçay, Gömme. Finike-Kumluca arası uzaklık: 18 km. Finike-Elmalı arası uzaklık: 72 km. Finike-Demre arası uzaklık: 28 km. dir.

Finike

NARENCİYE ÜRETİMİ:

Türkiye portakal üretiminin yaklaşık üçte, biri, buradan elde edilmektedir. Ovanın deniz kıyısında olması nedeniyle, deniz iyotundan gereği gibi faydalanmasını sağlar ve dünyanın en lezzetli portakalları, bu sayede yetişir. Dünyadaki en kıymetli portakallarından biri olan, Californiya Portakalı bile, Finike portakalı ile lezzet bakımından yarışamaz.

FİNİKE FESTİVALİ:

Finike’de sosyal ve kültürel yaşama hareketlilik kazandıran Finike Festivali, geleneksellik kazanarak, 1989 yılından beri varlığını, Haziran’ı Temmuz’a bağlayan günlerde sürdürmektedir.

Finike deniz ve kumsal

DENİZ-KUMSAL:

Finike’de, yaklaşık 10 km. lik kumsal bulunmaktadır. Güzel deniz, dikkati çekmektedir. Bu özelliğiyle: yerli ve yabancı yatlara ev sahipliği yapmaktadır. Avuç içine alındığı zaman su gibi akan kumun, bazı romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmelerde iyileştirici özelliğe sahip olduğu biliniyor.

NEM:

Finike

İlçe deniz kıyısında ve arkasında yüksek dağlar bulunması nedeniyle, nispi nem oranı yüksektir. Bu da, turizmi olumsuz etkiler. Çünkü: yaz aylarında sıcaklığın daha çok hissedilmesine ve aşırı terlemeye neden olur.

SETUR MARİNA:

1966 yılında, balıkçı tekneleri ve yatların fırtınalı havalarda barınabilmeleri için yeni bir barınak yapımına başlanır ve bu barınak 1970 yılında tamamlanır. 1997 yılında, yat limanından marinaya dönüştürülmesiyle hizmete giren Setur Finike Marina: 350 denizde, 150 karada, toplam 500 yat kapasitelidir.

Bu marinada verilen hizmetler: 70 metreye kadar olan yatlar için: güvenli bağlama imkanı ve tonoz sistemi, her yat için elektrik (220-380 v.), su ve telefon bağlantısı, 24 saat güvenlik hizmeti, posta, telsiz, telefon, faks imkanları. 80 tonluk gezer vinç ile: karaya çekme ve dalgıçlık servisleri, akaryakıt, otopark, atık su ve atık yağ boşaltma hizmeti, turizm danışma ve genel acentelik hizmeti.

Kış süresince konaklayan yatlar için, yat kulübü ve aktiviteleri, hava alanına geliş ve gidişte, indirimli transfer imkanı bulunmaktadır.

 

PİKNİK ALANLARI VE ORMAN İÇİ DİNLENME YERLERİ:

İlçe dahilinde, Demre yolu üzerinde ve Yalnız köyü hudutları içinde, Orman içi Dinlenme yerleri ve piknik alanları var.

 

LİMYRA TAŞI:

Finike’nin denizden 5 km. uzaklıktaki ve tarihi Limyra bölgesindeki ocaklardan çıkarılmaktadır. Açık krem renginde, homojen bir yapıya sahip kireç taşıdır. Taşınabilir büyüklükte, istenilen ebatta blok vermektedir. Hafif ve yalıtkan özelliğinden dolayı, dış kaplama malzemesi olarak, aranılan iç ve dış pazarda beğeni kazanan bir yapı taşıdır.

Finike Hamamı

FİNİKE HAMAMI:

Finike merkezde, Otogar yanında, Aykırıçay ağzındadır. Finike Belediyesi tarafından 1993 yılında yapılmıştır. 

Selçuklu ve Osmanlı mimari motiflerinin günümüzün modern tarzıyla sitilize edildiği yapı; hamam geleneğini yaşatacak özelliklere sahiptir.

Göbek taşına uzanıp, tellakların elinde kir atmak, saunada terleyip kilo vermek, şok havuzunda vücudunuzu çelikleştirmek istiyorsanız, Finike Hamamının tarih kokan atmosferinde yıkanmanızı öneriyorum. Hamam ve sauna tesisleri, günümüzde yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir. 

 

AV TURİZMİ:

Finike, sahip olduğu iklim özellikleri, zengin bitki örtüsü, değişik türde av hayvanları ile, av turizmi için uygun bir ortam oluşturmaktadır. İlçeye bağlı: Arif Köyü, Yalnız ve Akçaalan Köyü hudutları içinde: yaban keçisi avı yapılmaktadır.

TARİHÇE:

Eski çağlarda ve Finike’nin ilk kurulduğu yıllarda, bu bölge “Likya” olarak adlandırılır. O zamanki Likya: Doğuda Pamfilya, batıda Kayra, kuzeyde ise Psidya şeklinde adlandırılan bölgelerle çevriliydi. İlk Finike, Fenikeliler tarafından, 5’nci yüzyılda, Phanikos adı ile, Aykırıçay Suyunun denize döküldüğü yerde kurulur. Uzun yıllar: Likya’nın başkenti olan “Limyra”nın tarım ürünlerini ihraç ettiği bir liman görevi yapar.

Bu özelliğiyle: Fenikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Finike adının, Fenikelilerden dolayı verildiği de rivayetler arasındadır.

Finike: MÖ.5’nci yüzyılda, Arykandos ağzında, Phoınıkos adıyla kurulmuştur. Antik dönemde, önemli bir liman kenti olan Finike (Phoinikos)nin ilk kurulduğu yer: “İskele Mahallesi”dir. Bu mahallenin içinden geçen, kanal ve debisi yüksek, ancak hızı düşük bir dere olan Acıçay’ın, liman işlevi gördüğü, yük indirme ve bindirme işlemlerinin yapıldığı yer olması nedeniyle de adı geçen yere, İskele Mahallesi denildiği bilinmektedir.

İsmi nedeniyle, bazılarınca Fenikelilerin kurmuş olabileceği bir kent şeklinde yorumlansa da: Proınıkos Grekçe “Kızıl renkli at” veya “ kızıl renkli davar sürüsü” anlamına gelmektedir. Yöredeki hayvan varlığı ile uyum içerisinde olan bu isim; yerleşimin bir Grek kuruluşu olduğuna işaret etmektedir. Kalıntıların ve buluntuların da bunu doğruladığını görüyoruz.

Finike içindeki kalıntılardan söz edecek olursak, karşımıza ilk çıkan Helenistik döneme tarihlenecek, alt kısmı Roma çağı, üstü Bizans döneminde ait: sur kalıntıları. Atatürk Parkı karşısındaki kule, bu iki dönemi yansıtıyor.

Aynı döneme denk düşen Devlet Hastanesi karşısındaki falezin, kuzey kenarında, birkaç kaya mezarı ile eski hapishane yakınındaki kaya mezarı, Finike merkezde görülebilen kalıntıların bazılarıdır. 

Geç Bizans döneminde, Finike’de fazla geniş olmayan bir yerleşimin varlığı biliniyor. Cumhuriyet Parkında sergilenen bazı kalıntılar ve Ziraat Bankası karşısında depo olarak kullanılan büyük yapı, Geç Bizans Dönemi kalıntılarını oluşturuyor.

Finike gezilecek yerler

GEZİLECEK YERLER:

Finike Suluin Mağarası

ZİNCİRLİ GÖK MAĞARA (SULUİN MAĞARASI)

Finike merkeze 1 km uzaklıktadır. Mağara Finike merkezden sonra Kaş’a giderken, yaklaşık 500 metre ileride dağın yamacında Kırkgöz mevkiindedir.

Halk arasında “İncirli Mağara” olarak da bilinir. Mağara su altı mağarasıdır. 

Mağara 80 metrelik giriş ağzı ile, Asya kıtasının en derin mağarası olarak bilinmektedir. Mağarada 83 metre derinlikte, büyük bir salon bulunur. Bu salonun duvarları: sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer benzeri oluşumlarla kaplıdır. Bu yüzden mağaranın daha önceleri kuru mağara olduğu tahmin edilmektedir. Bu salona giren ve çıkan çok sayıda yan kollar bulunmaktadır.

Finike Suluin Mağarası

Amerikalı bir araştırma ekibi, 1995 yılında mağara içinde 122 metre derinliğe inmesine rağmen mağaranın sonuna ulaşamıştır.

Aynı yıl: mağaraya dalış yapan amatör dalgıç karı koca 2 Alman ölmüşlerdir. Bunların ölüm nedeni olarak, muhtemelen soğuk su nedeniyle fazla nitrojen yüklemesi ve narkoza yani derinlik sarhoşluğuna girmeleridir. Cenazeleri 60 metreden çıkarılmıştır. Ardından mağaraya giriş ve dalış yasağı getirilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu

ANDRE DORİA KOYU

Finike-Demre karayolu üstündedir. Radyofor Koyu olarak da tanınır.  Finike merkeze 22 km uzaklıkta Boldağ Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir.

Koyun çevresi: kayalıklarla çevrilidir ve arkası tamamen ormanlıktır. Koyda: nesli tükenme tehlikesinde olan Akdeniz Fokları yaşamaktadır.

Finike Andre Doria Koyu

Günümüzde, koy, gezi teknelerinin uğrak yeridir. Finike Belediyesine tahsis edilen koy, alınan düzenlemeler sonucu: Pazartesi ve Perşembe günü sadece kadınlara ve diğer günler ise ailelere tahsis edilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu
Gelelim koyda denize:

Deniz dalgasızdır ve çok berraktır. Bu ahşap platform aynı zamanda denize girmek ve güneşlenmek için de kullanılır. Koyda, ihtiyaçların karşılanması için bir büfe bulunmaktadır.

Finike Gökliman Plajı

GÖKLİMAN PLAJI:

Boldağ Mahallesi sahil şeridindedir. Finike merkeze 4 km uzaklıktadır. Gökliman koyu: Andre Doia koyundan, bir yarım ada ile ayrılmaktadır. Gökliman, kendi içinde Mendikli adında küçük bir koya sahiptir.

Bu koyda bulunan plaj Mavi Bayraklıdır. Giriş ücretlidir.

Finike Gökliman Plajı

Finike Belediyesi tarafından işletilen bir tesis bulunmaktadır. Finike merkezden, Göklimana servis yapan belediye araçları vardır.  Burası, Likya döneminde liman olarak kullanılmıştır, bu yüzden gerek yüzmek, güneşlenmek ve gerekse tarihi kalıntıları görebilmek imkanı sunar. Kıyı şeridi: çakıl taşlıdır yani kum yoktur. Plajın uzunluğu 38 metredir. Genişlik ise 180 metredir. Kayalık, ahşap iskele ve beton platform yoktur. Plajda bulunan işletmeden, şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür.

Finike Çağıllı Plajı

ÇAĞILLI PLAJI:

Finike-Demre karayolundadır. Boldağ Mahallesindedir. Göklimanı geçtikten sonraki koydadır. Giriş ücretsizdir.

Finike Çağıllı Plajı

Deniz, son derece sakindir ve plaj kumsalı çakıl taşlıdır. Plajın uzunluğu 200 metredir. Deniz hemen derinleşmez, bu yüzden çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için çok uygundur. Çevrede bulunan alan tamamen yeşilliktir.

 

FİNİKE SAHİL PLAJI:

Sahilkent Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir. İlçenin en uzun plajıdır. Plaj: kumludur. Plajdaki kumların, özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği iddia edilmektedir. Belediye tarafından: duş, tuvalet ve otopark yapılmıştır.

Finike Lymra

LYMRA;

Yeri:

Kumluca-Finike karayolu üzerinde, Turunçova ve Sahilkent Beldeleri arasındadır. Finike merkeze 9 km uzaklıktadır. Karayolundan yaklaşık 5.5 km sapmak gerekir. Yuvalılar köyü sapağında şehrin tabelasını görebilirsiniz. Kumluca istikametine giden karayolu, antik şehrin tam ortasından geçer. Surların ve antik kent açıklamalarının bulunduğu yerde, aracınızı park edebilirsiniz. Ören yerine giriş ücretlidir.

 

Önemi:

Şehrin ismi, MÖ 1000’li yıllara tarihlenen Hitit çivi yazılı tablet metinlerinde “Zumarri” olarak geçer. Bu kelime, Likya diline “Zemuri” olarak geçmiştir.

Likya Birliğinde, 3 oy hakkına sahip, 6 şehirden biridir.

Kent, Doğu Akdeniz’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyordu. 12’nci yüzyılda Finike çayının ağzındaki liman “Portus Pisanorum” olarak adlandırılmıştı.

Strabon, kenti “küçük kasaba” olarak tanımlamıştır.

Kentte bulunan ve İmparator Severius’un eşi Julia Domna’ya adanmış bir yazıtta: şehirden metropolis olarak söz edilmektedir. Yani, şehir Roma İmparatorluk döneminde oldukça önemsenmiştir.

Evet şehir bir liman kenti olarak kurulmuş olmasına rağmen, günümüzde liman bölgesi verimli bir ovaya dönüşmüştür. Antik kent, denizden 5 km içeride kalmıştır.

Bölgenin oldukça sulak olması hakkında da bir efsane bulunmaktadır. Şöyle ki “Hestia’nın ateşinin dayanamayıp söndüğü yer burasıdır.” Ateş Tanrıçası Bakire Hestia, Limyra topraklarının sulak, bereketli ve gizemli bölgelerindeki muhteşem doğasına geldiğinde, yeşil ve mavinin binlerce tonunu görür, suyun büyülü renk oyunları karşısında şaşırır, inanamaz ve cezalandırıca ateşi Limyra sularında işe yaramaz ve söner.”

 

Tarihi Süreç:

Şehir, muhtemelen MÖ 5’nci yüzyıldan itibaren yerleşim gördüğü tahmin edilmektedir. Ancak en parlak dönemini, MÖ 4’ncü yüzyılda yaşamıştır.

Perikles

Likya Kralı Perikles zamanında, şehir Doğu Likya’nın başkentidir.

Likyalı Perikles (MÖ 494-429) , Perslere karşı Likya birliğini kurmak için Limyra şehrini başkent olarak kullanmıştır.

MÖ 333 yılında İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son verir ve bölge İskender’in bıraktığı Vali Nearkhos tarafından yönetilir.

İskender’in ölümünden sonra, bölge ardılları generallerden Antigonos ve sonrasında ise MÖ 301 yılında Lysimakhos tarafından ele geçirilir. MÖ 167 yılında Roma hakimiyeti görülür. Kral Perikles sonrası dönemde ise, şehir yine en parlak devrini MÖ 1’nci yüzyıl ile MS 2’nci yüzyıl arasında yaşamıştır.  

MS 141 yılındaki deprem, Limyra şehrini harap eder, büyük zarar verir. Bu depremden sonra, bölgenin zenginlerinden Opramoas, şehrin yeniden kurulması için maddi yardımda bulunur. Bizans döneminde, şehir Piskoposluk Merkezidir. MS 9’ncu yüzyılda Arap akınları nedeniyle şehir terk edilmiştir.

 

Arkeolojik Araştırmalar:

Şehir ilk olarak 1970’li yıllarda Avusturyalı arkeologlar tarafından araştırılmaya başlanır. Bu araştırmalarda bulunan önemli buluntular, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

GÜNÜMÜZDE ÖREN YERİNDE BULUNAN KALINTILAR:

AKROPOL:

Tokaç dağının güney eteklerindedir. Tokaç dağı 1216 metre yüksekliktedir. Antik şehrin en kuzeyindedir. 318 metre yükseklikteki Akropol tepesine çıkmak için köyden rehber almanızı öneririm, tepeye çıkış yaklaşık 40 dakika sürmektedir.

Akropol: bir iç kale ve aşağı kaleden oluşur. Burada erken dönem yapıları bulunur.

Lymra Çift başlı balta

Çift Başlı Balta-Labrys:

Akropolde duran ve MÖ 400 yılına tarihlenen çift başlı balta sembolü: koruma altına almak ve restorasyonunu yapmak için kent merkezine taşınmıştır. Çift başlı balta, ilk olarak Amazonlar tarafından kullanılan bir silahtır. Efsaneye göre “Herakles, Amazonların kraliçesi Omphale’ye çift başlı balta hediye etmiştir.” Çift başlı balta: Kandelus dönemine kadar Lidya krallığının zafer simgesi olarak kullanılmıştır.

 

AŞAĞI KALE:

Kale oldukça güçlü ve görkemliydi. Tokaç dağına sırtını vermişti. Aşağı kalede: sur, sarnıçlar, Bizans kilisesi ve Perikle Heroon’u vardır.

Lymra Bizans Kilisesi
Bizans Kilisesi:

Akropoldeki Bizans dönemi kilisesi bir Piskoposluk merkezidir. Kilise kalıntılarında, Hıristiyanlığın ilk yıllarına ait kırmızı boyayla yazılmış İsa’ya dair bir yazıt bulunmuştur.

Finike Perikles Heroon
Perikles Heroon:

Heroon anıtını tanıtmaya başlamadan önce bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Burası yapılış tarzı olarak elbette önemli yani yüksek sınıftan birine veya bir kahramana ait anıt mezardır. Perikles’in burada gömülü olduğu söylenmektedir. Ancak bazı  kaynaklarda ise, Perikles’in Yunanistan’da öldüğü ve orada gömüldüğü yazılıdır. Bunu belirttikten sonra anıtı tanıtmaya başlayalım.

Akropol’un güney yamacında, 218 metre yükseklikteki kaya olan taban düzeltilerek elde edilen 19 x 18 metrelik bir teras üzerindedir. Anıtın temelleri teras üzerine yapılmıştır. Kral Perikles’e ait anıt mezar: MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir. Mimari stili: Xanthos şehrinde bulunan Nereidler Anıtına benzer.

Heroon, yüksekçe bir podyum üzerindedir. Bu podyumun cephesinde “Karyatid” ler sıralanır. Karyatid, kadın bedeni biçimindeki sütunlardır.

Anıt mezarın kaidesinde: Perseus’un Medusa’yı ve kız kardeşlerinden birini öldürmesi gibi kabartmalar ve bazı göz kamaştırıcı olağanüstü heykeller vardır.

Cellanın yan duvarlarını süsleyen, 6 metre uzunluğundaki frizler: eğimi güneyden geçerek şehir merkezine doğru ilerleyen askeri temalı bir geçidi tasvir eder. Yani Perikles’in Pers’e olan sadakatini gösterdiği düşünülmektedir.

Anıt mezar, depremde yıkılmıştır. Mezar anıtının önemli parçaları, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

ROMA VE BİZANS DÖNEMİ SURLARI:

Karayolu ile ayrılan düzlükte bulunan surların içinde, Roma ve Bizans dönemi yapıları bulunmaktadır. Karayolunun güneyi: Limyros çayı ile iki ayrı ada halinde bölünmüştür.

Finike Liymra Sütunlu cadde
Sütunlu Cadde:

Sütunlu cadde, 7 metre genişlikte ve 50 metre uzunluktadır. Günümüzde ünlü sütunlu caddenin ortasından bir dere akmaktadır.

Finike Liymra Sütunlu cadde

Yaz aylarında antik kenti ziyaret edenler, bu derede yüzmektedirler.

Finike Liymra Ptolemaion
Ptolemaion:

Surun güney duvarı içindedir. Helenistik dönemde, Limyra şehrinde en iyi korunarak gelmiş yapıdır. Antik dönem mimarisinde özel bir yere sahip olan yapı, MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenir.  Dor düzeninde ve kare planlıdır. Alt yapı ve üzerinde İon düzeninde bir yapıdan oluşur. Günümüzde anıtın antik döşemesi üzerinden sular akmaktadır. Anıt ve ona ait bazı eserler Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Liymra Sütun başı
Sütun Başı:

Yolun alt kısmındadır. Oldukça güzel bir sanat eseridir.

 

Heroon Anıtsal Mezar:

İmparator Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’a aittir. Kendisi MÖ 30-4 yılları arasında yaşamıştır. Gaius Ceasar, Kudüs şehrinden Roma’ya dönerken, çatışmada aldığı ciddi yaralar nedeniyle, henüz 24 yaşında Liymra’da ölmüş ve anıt bu yüzden yapılmıştır.

Cenazenin külleri Roma’ya götürülmüş ve onun anısına, içinde naaşı olmayan bu anıt mezar yapılmıştır. Ancak bir başka söylentiye göre: Augustus’un talebi üzerine, organları Roma’ya gönderilir, bedeni ise Limyra kentinde, Perikles tarafından yaptırılan bir anıt mezara gömülür.

Heroon, Perikles tarafından MÖ 370-350 yılları arasında inşa ettirilmiştir. İnsanlık tarihinde en güçlü ve en etkili İmparatorluklarından birinin İmparatoru olacak adamın tarihsel önemine istinaden yapılan yapı oldukça dikkat çekicidir.

Anıt mezar: bir İon tapınağının şeklini almış üst yapıyı desteklediği bir mezar odasının tepesine inşa edilmiştir. Günümüzde anıt mezarın sadece temel yapısı yerinde durmaktadır.  Anıt: onu çevreleyen mermer kabartmalarla ünlüdür. Bu mermer kabartmalardan, halen Antalya Müzesinde sergilenen yüksek kabartma: Augustus dönemi realizmini sergilemesi açısından son derece önemli kabul edilmektedir.

Finike Liymra Tiyatro
Tiyatro:

Akropol altındaki düzlükte: Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarındadır. Dağ sırtlarına doğru yapılmıştır.

Yapı, Helenistik döneme aittir. Ancak MS 141 yılında büyük onarım geçirmiştir. Tiyatronun kitabesinden öğrenildiğine göre, bu onarım, bölgenin zenginlerinden Opramoas tarafından finanse edilmiştir.

Finike Liymra Tiyatro

Tiyatro 8000 seyirci kapasitelidir. Tonozlu geçide erişimi sağlayan 8 kemerli giriş ve 1.6 metre yüksekliğinde bir arka duvarı vardır. Bu geçiş, binanın her iki yanında tonozlu giriş-çıkışları sağlamaktadır. Diazomanın arkasındaki 1.5 metre yüksekliğindeki duvarın arkasında, Cavea’nın çevresini dolaşan ve üstünde diazomaya doğru açıklıkları bulunan, üstü kapalı bir geçit vardır.

Finike Liymra Tiyatro

Yarım daire şeklindeki oturma yerleri, denize yöneliktir. Tiyatronun bazı kısımlarında dikkati çeken düzensizlikler, tiyatronun çeşitli evreler geçirdiğini kanıtlamaktadır.

Günümüzde tiyatronun, tonozlu çift diazomalı skenesi yıkık durumdadır.

 

Katabura Mezar Anıtı:

Tiyatronun doğu tarafında, yolun yaklaşık 20 metre ötesindedir.

Bu mezar anıtı, kitabesine göre Katabura’ya aittir. Katabura: Lidya Kralı Perikles’in kardeşi veya yakın akrabası olarak düşünülmektedir.

Kaidesi kabartmalarla süslüdür. Kaidenin üzerinde yükselen anıt mezar, MÖ 350 yılında yapılmıştır. Kaidede bulunan kabartmalarda, batı tarafında, ölen kişi diğer dünyanın yargıçlarının önünde duruyor. Güney tarafında, bir rahip bir boğayı kurban ediyor. Kuzey tarafındaki rölyef ağır hasar görmüştür. Araba ile bir yolculuğu gösteriyor. Üçgenlerin üzerinde, mezarı koruyan kartallar bulunur. Bir zamanlar yani ilk yapıldığında, mezarın çatısında kanatlı sfenksler ve bir atlı heykelcik varmış.

Finike Liymra Kaya Mezarları
Kaya Mezarları;

Liymra şehri, Likya bölgesinin en çok kaya mezarına sahip şehirlerinden birisidir.

Ören yerinde, 400 civarında kaya mezarı bulunmaktadır. Çoğu mezar Likya dilinde yazılmış kitabeleriyle isim belirtmektedir.

Bu mezarların bazılarında “krem” renkli boya izi görülmüştür. Bu renge diğer Likya şehirlerinin mezarlarında da rastlanmıştır. Krem renginin antik çağ dünyasında kötü cinlere karşı koruyucu olduğuna inanılıyordu.

Ancak bu mezarlar, defineciler tarafından sürekli olarak yağmalanmış ve harap edilmiştir. Bugüne kadar Nekropolde, kabartmalarla süslenmiş 10 mezar bulunmuştur.

 

Çavdır Mezar Anıtı:

Limyra şehri yakınlarındaki Çavdır bölgesinde, dere kenarında ilginç bir mezar anıtı bulunmaktadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenen bu anıtta: mezarın bir tarafında baba, diğer tarafında anne ve çocukların kabartmaları görülmektedir.

Finike Kafi Baba Türbesi

KAFİ BABA TÜRBESİ:

Finike merkeze 8 km uzaklıktaki Yuvalı köyü yakınlarında Limyra antik kentinin içindedir. “Abdal Musa Türbesi” olarak da bilinmektedir.

Türbenin kuzeyinde bulunan derviş mezar taşı, 1.75 metre yüksekliktedir ve 12 segmanla süslüdür. Bu mezar taşı, 1812 yılında ölen Hasan Baba’ya aittir.

Rivayetlere göre: “Kafi Baba, Kaygusuz Abdal’ın 40 dervişiyle birlikte Mısır’a gider. Mısır Sultanının kızını ölümcül hastalıktan kurtarır. Mısır sultanı, kendini ödüllendirmek ister. Kafi Baba, elinde bulunan boynuz şeklindeki şişeyi yağla doldurmasını ister. Ancak Sultan bir türlü şişeyi yağla dolduramaz. Bunun üzerine, Baba “Kafi” der. Bu kelime üzerine, şişe birden yağla dolar ve babanın adı “Kafi Baba” olur.”

Yuva Mahallesinde yapılan “Kafi Baba Şenlikleri” ne, çeşitli Alevi-Bektaşi dernek ve vakıf temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlar katılmaktadır.

Finike Kırkkemer Köprüsü

KIRKKEMER KÖPRÜSÜ-KIRKGÖZ KEMERİ-LİMYRA KÖPRÜSÜ:

Dünya üzerinde, yapısını en sağlam şekilde koruyabilmiş Roma köprülerinden birisidir. 

Köprü, günümüzde Hasyurt beldesi sınırlarındadır.

Kırkgöz Kemeri: Likya döneminde, bölgenin önemli kentleri olan Rhodiapolis ve Limyra şehirlerini birbirine bağlıyordu.

Köprü: batıda Toçak dağı eteğinden doğan, ancak günümüzde kurumuş veya yatağı değişmiş olan Alakır çayının kollarının birinin üzerindeydi.

Dünyadaki en eski basık kemerli köprülerden biridir. Bu yassılık oranına, köprü yapımı tarihinden daha sonra yüzyıllarca ulaşılamamıştır. Ancak Geç Ortaçağ döneminde yapılan yapılarda ulaşılmıştır.

Köprünün uzunluğu 360 metredir. Köprünün eşit ebatlarda 28 tane kemeri vardır. Bunların her biri, üst üste ikişer kavis biçiminde yerleştirilmiştir. Bu kemerlerden sadece iki tanesi açık kemer genişliği ve sütun kalınlığı ölçülebilecek kadar açıkta kalmıştır. Moloz taş ve büyük dere taşlarıyla oluşan ayaklarla taşınır. Taşlar kireç harcı ile tutturulmuştur. Döşeme taşları ise zarif bir işçilikle göz kamaştırır.

Köprünün toplam yüksekliği, önemli oranda toprak altında kaldığından kesin olarak bilinmemektedir.

Köprü hakkında antik dönemden kalan bilgiler yoktur. Yapının ilk tarifleri, Avrupalı seyyahların 19’ncu yüzyılda yazılan seyahatnamelerinde yer alır.

Finike Arykanda

ARYKANDA:

Finike merkeze 18 km uzaklıktadır. Finike-Elmalı karayolunun tam orta yerindedir. Antalya-Kumluca-Finike yolunu izleyerek buradan Elmalı yoluna dönerek buraya ulaşabilirsiniz. 

Şehirde ilk yerleşimin MÖ 2000’li yıllarda olduğu tahmin edilmektedir.  Ancak ören yerinde ele geçen buluntuların en eskisi, MÖ 5’nci yüzyıla aittir. Şehrin ismi Likya dilinde “Ary-ka-wanda” dır. Bu kelimenin anlamı “Yüksek kayalığın yanındaki yer” demektir.

Finike Arykanda

Şehir, özellikle Helenistik ve Roma döneminde yoğun iskan görmüştür.

MÖ 5’nci yüzyılda, diğer Likya şehirleri gibi Pers işgaline uğrar.  MÖ 333 yılında, İskender ve ardından Seleukoslar ve sonrasında Ptolemaiosların hakimiyeti görülür.

Apameia barışından sonra Rodos’a bağlanır. MS 2’nci yüzyılda Arykanda şehri Likya birliğinin bir üyesi olarak sikke bastırır. Likya birliğinde 1 oy hakkı bulunmaktadır.

MS 43 yılında, şehir Pamphylia ile bir eyalet yapılır ve Roma’ya başlanır. MS 240 yılında büyük bir deprem görülür ve takip eden süreçte onarılır. Bizans döneminde şehrin ismi “Akalanda” veya “Orykanda” dır. Bizans döneminde, şehir Hıristiyanlığın etkisi altına girer.

MS 5’nci yüzyılda yeniden bir deprem yaşanır ve şehir halkı günümüzdeki Çatallar köyü yakınlarına göçerler. MS 7 ve 8’nci yüzyıllarda ise, bölgeyi etkileyen Arap akınlarından korunmak için daha iç bölgelere giderler.

Arykanda Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Bölgedeki ilk araştırmalar, 1838 yılında İngiliz Charles Fellow tarafından yapılmıştır. Elbette bu ismi duyunca, sanırım ilk aklınıza gelen, acaba bölgede neler buldu, neler çaldı ve Londra Brısith Museum’a götürdü? Sorusudur. Ancak elbette buradan çalınan fazla büyük eser yoktur, çünkü antik şehir kalıntıları denize uzaktır ve genellikle çalınan eserlerimiz, denizden, gemilerle kaçırılmıştır.

Fellow; Arykanda ve çevresindeki mezar ve şapel yazıtlarını incelemiş ve bulunan sikkelere dayanarak şehrin, Arykanda şehri olduğunu söylemiştir.

Kentteki resmi arkeolojik kazı çalışmaları, Türk arkeoloji heyeti tarafından, 1971 yılından bu yana sürdürülmektedir. 1971-2002 yılları arasında yapılan kazılarda 4000 civarında sikke bulunmuştur. Sikkelerin tamamı, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Arykanda

GÜNÜMÜZ:

Elmalı-Finike yolu üzerinde, Arif Köyü yakınlarındadır. Arif köyünden sağa dönülüp toprak yoldan 1 km daha gitmek gerekir.

Finike merkeze 30 km uzaklıktadır. Yolun büyük bölümü, çam ve sedir ağaçlarıyla kaplıdır.

Ören yerine giriş ücretsizdir, arabalar için otopark bulunur. Ören yeri gezisi için asgari 1 saat zaman ayırmalısınız.

Şehir, tipik bir yamaç yerleşimidir. Doğusu ve batısı sarp falezlerle, kuzeyi ise Şahinkaya’sı ile sınırlanmıştır. Bir dağ yamacına tırmanan: 5 büyük teras üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, şehir muhteşem bir vadiye bakmaktadır. Manzarası nedeniyle, Likya bölgesinin en görkemli şehirlerinden birisiydi.

Finike Arykanda Ana Teras

ANA TERAS:

Gözetleme Kulesi:

Ören yerinde, şehre ait en güzel yapı, Şahinkaya’nın güneybatısında bulunan “Gözetleme Kulesi” dir ve kentte en yüksek yerdedir.

 

Akropol:

Gözetleme kulesinin güneyindeki Akropol, kentin ilk yerleşim yeridir. Akropolde en geniş alanı Ticaret Agorası kaplar.

Finike Arykanda Ticari Agora
Ticari Agora:

Ticari Agoraya, Tiyatrodan veya Stadyumdan ulaşabilirsiniz.

Akropolün en büyük ve Helenistik dönemin mimarisini yansıtan yapısıdır. Kuzey kenarı boyunca yer yer doğal kayanın tıraşlanmasıyla yapılmış dükkanlar yan yana sıralanmıştır. Agoranın zemini, düzgün dikdörtgen taşlarla kaplanmıştır. Doğu kesimindeki dükkanların bir kısmı, hala görülebiliyor.

Ticaret Agorası, altın gibi daha değerli malların ticaretinin yapıldığı bir yerdir.

Agorayı çevreleyen bir batı duvarı vardır. Ayrıca: bir tarafı da kolonlarla bezeli koridorlardan oluşan Stoa’dır. Agora odacıklarına girip, kapılarından manzarayı izlemeyi unutmayın.  

 

Stoa:

Bunların önünde ahşap dikmelerle taşınan bir Stoa ve tabanı taşlarla kaplı bir meydan vardır. Stoa yapılarından geriye kalan tek bir sütunun kırık parçası, düzlükte uzanmaktadır. Stoa: içinde zanaatlarların küçük üretimhanelerinin bulunduğu bir yapıdır.

 

Su sarnıcı:

Ticaret Agorasının bulunduğu terasın batı ucunda: yerli kayanın yontulmasıyla oluşturulan sarnıç, tonoz ayağına kadar su ile doldurulduğunda en az 800 ton su biriktirme kapasitesine sahiptir. Plan olarak tek neşi, batı tarafı apsidal bitimli dikdörtgendir. Basık beşik tonoz örtülüdür. Taban su sızdırmayacak şekilde döşenmiş, kare şeklindeki pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

Batı taraftaki apsidal bitimin zemini özel olarak hazırlanmış ve dibe doğru sivrileşen, çokgen piramit eya koni formundadır. 6-7 metreden düşen suyun, düşme ile yapacağı yıpranma, bu tarz çukurlaştırma ile önlenmiştir. Sarnıç, büyük olasılıkla MS 5 veya 6’ncı yüzyılda son kez temizlenmiş, ağır olduğu için çıkarılamayan yazıtlı mermer blok sarnıçta bırakılmıştır.

Finike Arykanda Bouleterion
Bouleterion:

Agoranın kuzeybatısında, yerli kayanın yontulmasıyla yapılmıştır. Meclis burada toplanırdı. Yapı: 137 metre uzunluğundaki Stoa’nın sonunda, şehrin kuzeybatı yamacındadır. Bina: kayaya oturtulmuş oturma sıraları ile bir dağ yamacında kurulmuştur.

Finike Arykanda Helios Tapınağı
Helios Tapınağı:

Bouleterion binasının doğusunda, MÖ 4’ncü yüzyılda inşa edilmiş ve Güneş Tanrısı Helios adına yapılmış tapınak vardır. Dor düzenindedir. Tapınağın kutsal alanına: doğu ve batıdaki iki kapıdan girilir. Helios Tapınağı ve Bouleuterion yapılarının kuzey ve doğu kesimleri, konut alanıdır.  Ticaret Agorası batısındaki merdivenli yol hem Helios Tapınağına ve hem de konut alanına ulaşımı sağlar. Tapınak terasının batı ucunda bulunan “Sebasteion”: MS 9’ncu yüzyılda, eklentilerle atriumlu bir villa haline getirilmiştir.

Finike Arykanda Stadion
Stadion:

Ören yerinde en üst terasta, Şahinkaya’nın eteğinde, Tiyatronun arkası üzerindedir.

Gözetleme kulesinden sonra en üst seviyedeki yapıdır. Burası da sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.

Normal bir stadyumdan daha küçüktür. Koşu parkurunun uzunluğu 106 metre ve genişliği 17 metredir. Koşu pisti, belli bir yerden sonra trapez şeklini alır.

Yani, yarı uzunlukta ve tek yönlüdür. Kuzey yönünde, sarp kayalık yamaçta, üç basamaklı oturma yerleri, günümüze ulaşmıştır. Ortasına yakın bir yerde, merdivenlerle aşağıdaki teraslara bağlanır. Altındaki terasta, küçük fakat iyi korunmuş tiyatro bulunur.

Finike Arykanda Tiyatro
Tiyatro:

Stadion’a göre bir alt terastadır.

MS 1’nci yüzyılda inşa edilmiş tiyatro, küçüktür ama mükemmel durumda günümüze ulaşmıştır. Tiyatro ve Stadium’un aynı zamanda planlanmış ve yapıldığı tahmin edilmektedir. Tiyatro 7 bölüme ayrılır. Caveası yerli ana kayaya, 30 derece eğimle oyularak yapılmıştır. Yatay orta yolu olmayan tiyatro tek kademelidir. Merdiven kenarlarında görülen süslemeler, Stadion’un merdiven kenarlarında da görülmektedir.

Finike Arykanda Tiyatro

Oturma sıraları toplam 21 sıralıdır ve 2000 seyirci kapasitelidir. Her sıranın kenarında: koruyucu tenteleri (güneşlikleri) desteklemek için kullanılan delikler dikkat çeker. Orkestra yarıçapı, 27 ayaktan oluşur. Sahne binasının yüksekliği tahminin 38 ayaktır.

Finike Arykanda Tiyatro

Günümüzde, burada birkaç yılda bir sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir. Son olarak İspanyol müziğinin kraliçesi olarak bilinen Buika, Finike’de düzenlenen 2’nci Uluslararası Portakal Festivali-Orange Fest Etkinlikleri kapsamında 4 bin yıllık Arkykanda tiyatrosunda konser vermiştir.

Burada: tiyatronun merdivenleri arasında bulunan ve büyüdükçe tonlarca ağırlıktaki blokları yerinden oynatan çam ağacını göreceksiniz.

Finike Arykanda

ARA TERAS BÖLÜMÜ:

Stadium ve Tiyatro arasında kalan ara teras bölümünde: tiyatronun en üst oturma sırası seviyesinde bir tapınak kalıntısı vardır. Ancak bu tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu alan, MS 5’nci yüzyılda, büyük bir konutun avlusu içinde kalmıştır.

BİR ALT TERAS BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Devlet Agorası
Devlet Agorası:

Günümüzde, burada ortada bir ağaç bulunan huzur dolu bir yerdir. Odeon’a giden yol üstünde, Agoranın hemen üzerindedir. Odeon önünde, köşeli bir “U” harfi şeklindedir. Agoranın üç tarafı kapalıdır, açık olan tarafı vadiye bakıyor. Avlusu mozaik döşelidir. Geç dönemde, mozaik döşeli portikoya sahiptir. Bu mozaik zemin muhteşem güzelliktedir.

 

Tykhe Tapınağı:

Devlet Agorasının ortasındadır. Günümüzde sadece altarı ayaktadır.

 

Odeon (Meclis Binası):

Tiyatronun alt terasında Odeon bulunur. Tümüyle ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Odeon bölümüne merdivenle çıkılır.

Bina MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. İmparator Hadrian zamanında, burası Meclis olarak görev yapmıştır. Binanın üç girişi vardır ama ana girişi güneydedir. Yapı, bir zamanlar çok fazla süslüydü. Devlet Agorasına bakan cephesinde zengin taş kaplamalar vardır. İç kısmı ortostatlarla kaplıydı ve duvarlar, orkestra ve koltuklar; renkli mermerlerden yapılmıştı.

Kapının üstündeki frizde: üzerinde maskeler ve kabartma tanrıların başları bulunan kartuşlarla çevrili, İmparator Hadrian portresi görülür. Ayrıca: burada koltukların bir kısmında, travertenlerle restore edilme girişimi saçmalığını görüp üzüleceksiniz.

Finike Arykanda

ŞEHRİN BATI KESİMİ:

Şehrin batı kesiminde özel konutlar vardır.

Finike Arykanda Villa zemini mozaik

4’ncü Yüzyıl Villası:

Zengin bir Arykandalıya ait, mozaik tabanlı mekanları olan Batı Villası görülmeye değerdir. Bu etkileyici villanın kalıntıları son yıllara kadar kazılmadı. Arykanda’daki kazılardan sorunlu Türk arkeoloji ekibi başkanına göre, 8 odalı ve 2 katlı villa bir aristokrata aittir. Mozaik zeminler, sütunlar ve havuz ile zengin bir şekilde dekore edilmiş villa etkileyici bir manzaraya sahiptir.

 

ŞEHRİN DOĞU KESİMİ:

Şehrin doğuya doğru olan bölümünde, uzun süre kullanılan bir villa (Doğu Villası) bulunmaktadır. Batı Villasının benzeri olan yapı, doğuda, daha önceki yıllarda açılan iki odası ve üç basamaklı kapısıyla, 5’nci hamamın batısındaki kuzey-güney doğrultulu merdivenli sokak ve doğu-batı doğrultulu sokağın kesiştiği yerdeki ufak meydancıkla bağlantılı kılınmıştır.

Üstü çatı ile örtünerek korunan, balık pulu şeklindeki mozaik döşemeye sahip oda, peristilli bu büyük yapının doğu tarafındaki en önemli odasıdır. Tabanı toprak olan, ona göre batıdaki odanın da güneye açılan kapısı bu odayla birlikte bir koridora açılmaktadır. Koridor yine büyük bir kapı ile prestile bağlanmıştır.

İlk evresi taş olan ve düşük kaliteli bir döşeme izlenimi veren zemin, yapının ikinci kullanım evresinde, muhtemelen sahibinin zenginleşmesi ve modaya uyma çabası yüzünden, basit toprak dolgu yapılarak yükseltilmiş ve üzerine geometrik desenli mozaik döşenmiştir. Bu döşeme, taş döşeme üzerinde kalınca, kireç harçlı bir tabaka değil, sıkıştırılmış toprak üzerine döşendiği için taş zeminden yarım metre yukarıda, yüzeyde bulunan ağaçların kökleri bunları patlatmıştır.

 

DÜZLÜK KESİMİ:

Bazilika:

Şehrin güneyindeki düzlük kesimde: Bazilika bulunur. Bazilika yapısı, Erken Bizans dönemine aittir. Arykanda şehrinde bulunan en büyük dini yapıdır ve MS 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.

 

Traianeum:

Bazilikanın batısındaki alandadır. Yazıtlardan ve antik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İmparator Triian’a adanmıştır. Kutsal alan tapınağının bir alt terasında bulunan latrinası, Roma şehrindeki Traian Formuna benzemektedir.

ŞEHRİN GÜNEYDOĞU BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Doğu Nekropolü

Doğu Nekropolü:

Bu mezar alanında, birçok anıt mezar dikkat çeker. Doğu Nekropolde: beşik tonozlu anıtsal mezarlar, tapınak mezarlar ve lahitler vardır. Anıt mezarlar, birbirlerine teras görevi görürler. Bunların tümü, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Erken Bizans döneminde, Doğu Nekropolünde anıtsal mezar binaları arasına bir kilise yapılmıştır. Bu kilise, üç neflidir ve kilisenin nefleri ve narteksi geometrik motiflerden oluşan mozaikle süslüdür. Bu mezarların altındaki terasta, çatı hizasına kadar ayakta kalmış hamam bulunur.

Finike Arykanda Gorgo Mezarı

Gorgo Mezarı.

Sparta Kralı I Klemenes’in tek çocuğu ve kızı olan Gorgo’nun mezarı Arykanda şehrindedir. Gorgo: Termopylae Muharebesinde savaşıp ölen üvey amcası Kral I Leonidas’ın karısıdır.

Kocası I Leonidas, savaşta 300 Spartalı ve 3000’e yakın Yunan savaşçı ile birlikte öldürüldü. Plutarkhos’a göre: Termopylae savaşından hemen önce, kocasının ölüme gittiğini anlayan Gorgo, ona ne yapacağını sorduğunda, I Leonidas kendisine “İyi bir adamla evlenmesine, ona çocuklar vermesini ve güzel bir hayat sürmesini” söylemiştir.

Gorgo, Heredot tarafından anılan çok az sayıdaki kadın tarihi kişiliklerden biridir. Siyasi kişiliği ve bilgeliği dikkat çeker. Üç farklı Sparta kralının kızı, eşi ve annesi olan tek kişidir.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Hamam Kompleksi:

Alt terasta, Stadion yanındadır.

Yamaç hamamı: Likya bölgesinin en büyük hamam kompleksidir. Geniş cephesi güneye bakar. MS 3’ncü yüzyıl ortalarına tarihlenir. Tarihi süreçte onarılarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Hamamın hemen yanında Gymnasium vardır. Bu yüzden hamam Gymnasium görüntüsü verir. Gymnasium’dan günümüze kalanlar: çim sahada etkileyici bir mozaik zemin ve devasa bir giriş kapısı kalıntılarıdır.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Kompleksin boyutları 75 x 25 metredir. Duvarlarının yüksekliği 7 metredir. Bu ölçülere bakılarak Arykanda şehrinin en görkemli yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Yapı önce hamam olarak düzenlenmiş, MS 141 yılındaki depremden sonra ise, Hamam-Gymnasion olarak yeniden düzenlenmiştir.

Kompleks, MS 240 yılındaki depremden sonra yeniden onarım görmüştür.

Kemerler dizisi içinde tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Günümüzde sadece çatısı yoktur, yerden ısıtma sistemi, sıcak havuzlu salonu, en ince ayrıntısına kadar günümüze ulaşmıştır.  

 

Batı Nekropolü:

Batı Nekropolde: bazı tipik Likya kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlar, Finike’den Elmalı’ya giden yol boyunca görülebilir. Hamam kompleksinin hemen arkasındaki doğu Nekropolü, olağanüstü bir anıtsal mezar koleksiyonudur.

Burada: lahitler yanında, tapınak mezarları ve görkemli beşik tonozlu mezarlar görülür. Manzara muhteşem güzeldir, çünkü özellikle aşağıdaki hamamlara ve Gymnasium ve ayrıca altındaki vadi manzarası vardır.

 

DİĞER YAPILAR:

Su yolları:

Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerdedir. Sarp kaya yüzeylerine oyulmuş, dört ayrı seviyedeki kanal, şehre su getiren sistemin ana hattıdır ve su mühendisliğinin muhteşem bir örneğidir. Su kaynağından elde edilen su, kayalara oyulan suyolları ile şehre ulaştırılmıştır. Şehirde: ana caddelerin bazılarının altında, titizlikle yapılmış temiz ve kirli su kanalları bulunmaktadır.

 

NAL TEPESİ:

Kentin yakınlarındadır. MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda otel yani konaklama için kullanılmıştır. Burada bir hamam, Şaraphane ve bazilika bulunmaktadır. Arykanda şehrinde, Agora içindeki bir odada yapılan kazılarda, çok sayıda nal çıkması nedeniyle, buraya Nal Tepesi ismi verilmiştir.

 

ŞEHİRDEKİ ROMA DÖNEMİ TAPINAKLARI:

Sebasteion:

Akropolis’in kuzeybatısındadır. Yazıtlara göre: Severuslar Hanedanlığına adanmıştır.

Doğu-batı doğrultulu bu yapının güney duvarının Geç Antikçağ ikinci kullanım evresinde, devşirme olarak kullanılmış bir heykel torso’su bulunmuştur. Kent içindeki konumu nedeniyle, bu yapının Athena Tapınağı olabileceği düşünülmektedir.

Finike Arykanda Podyumlu Tapınak

Podyumlu Tapınak ve Büyük Bazilika:

Bunlar, Akropolis’in güneydoğusunda ve alt kodlarda yer alır. Hangi İmparator veya tanrıya adandığı henüz saptanamamıştır.

Her iki yapı, mimari elemanlarından yola çıkılarak, Antoninuslar dönemine tarihlenir. Antoninuslar sülalesinden bir imparatora veya tanrıça Athena’ya adanmış olduğu düşünülür.

Özellikle, her iki tapınağın mimari elemanlarındaki benzemeler, mimar Zosimos Pomponios dönemine uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusundaki Büyük Bazilikanın, konumundan dolayı Apollon veya Artemis’e adandığı düşünülmektedir.

PodyumluTapınak: Temenos’daki kurban bağlama ve kan akıtma havuzundan yola çıkılarak Ana Tanrıça kültü özellikleri gösterdiği ve Demeter’e adandığı tahmin edilmektedir. Ancak bu düşünce de güçlü kanıtlara dayalı değildir.